Kişiler arasında yaşanan çatışmaların çıkış sebeplerinden biri anlaşılmak. Bir kişi ilişkisini anlatırken veya analiz ederken en sık görülen tıkanma noktası şu cümlede özetleniyor: “Beni anlamıyor.”
Çatışmanın başında her iki taraf da “anlaşılmak” istediğini söylemekte fakat; birkaç dakika içinde çözüm odaklı olan bir konuşmanın dahi sıkıştığı döngü: “Kimin haklı olduğu.” Bu dönüşüm ve döngü aslında zihnin çalışma şekli ile açıklanabilir. İlişkide “haklı çıkma” modu devreye girdiğinde, zihin karşıdakini anlamaya değil, kendi pozisyonunu savunmaya odaklanır. Terapideki kritik soru şudur: Gerçekten anlaşılmak mı istiyoruz, yoksa anlaşılma hissini “haklılık” ile mi karıştırıyoruz?
Haklılık Modunun Psikolojisi: Tehdit Algısı ve Savunma
Bir çatışma veya anlaşılmazlık anında görünen bir konu vardır. Bu konulardan bazıları para, aile, ev veya iş olabilir; fakat altta saklı olan genellikle ilişkisel tehdittir: “Değerli değilim”, “Yeterli değilim”, “Öncelik değilim”, “Yine yalnız bırakılacağım” şeklinde kişinin zihninde tehdit yaratan unsurlar. Bu tehdit algısı yükseldiğinde beynin önceliği bağ kurmak değil, kendini korumak olur. Bu durum sonrasında empati kurma ve karşımızdakinin söylediğini savunma amaçlı dinlemeye başlarız. Zihin bunu bir alarm olarak algılar ve kendini savunmaya çalışır. Empati en yalın haliyle karşıdakinin iç dünyasına yaklaşma davranışıdır. Tehdit altında olan bir zihin karşısındakinin iç dünyasına yaklaşmayı riskli görür ve bunun yerine savunma, karşı saldırı ve geri çekilme otomatik olarak oluşur.
Empatik Doğruluk, Doğrulanma İhtiyacı ve Haklılık Döngüsü
İlişki literatüründe “empatik doğruluk” kavramı bireyin partnerinin o anda ne düşündüğünü ve ne hissettiğini ne ölçüde doğru biçimde tahmin edebildiğini ifade eder. Yapılan meta-analitik çalışmalar, empatik doğruluğun ilişki doyumuyla genellikle küçük ile orta düzeyde ilişkili olduğunu göstermektedir. Ancak bu ilişkinin bağlama duyarlı olduğu önemli bir noktadır: Özellikle ilişkiyi tehdit eden, benlik algısını zorlayan ya da bağlanma sistemini aktive eden içeriklerde, partneri daha doğru anlamak her zaman yakınlığı artırmaz. Aksine, kişi duyduğu şeyi psikolojik olarak taşıyamadığında savunma tepkileri devreye girebilir ve yakınlık daha da zedelenebilir. Bu çerçevede klinik açıdan kritik bir ayrım ortaya çıkar: Bazen sorun, partneri anlamamak değil; onu anladığını tolere edememektir.
“Beni Anlamıyorsun”un Karşılığı: “Beni Doğrula”
Çiftlerle yapılan çalışmalarda “anlaşılmak” talebinin çoğu zaman yüzeyde kaldığı; bunun altında daha temel bir ihtiyaç olarak doğrulanma arayışının yattığı görülür. Doğrulanma ihtiyacı, “Bu hissettiğim geçerli”, “Bu duygu anlaşılabilir, normal”, “Bu şekilde hissetmem anlaşılır” ve “Bu ilişkide duygusal olarak bir yerim var” mesajlarının alınmasını içerir. İlişki bilimi literatürü bu noktada “algılanan partner duyarlılığı” (perceived partner responsiveness) kavramını merkezine alır. Bir birey, partnerini; kendisini anladığını, önemsediğini ve duygusal olarak desteklediğini hissettirecek şekilde yanıt verici olarak algıladığında, ilişkisel iyilik hali ve yakınlık belirgin biçimde artar.
Bu nedenle terapide sıklıkla şu tabloyla karşılaşılır: Bir taraf, tartışmayı “Haklı mıyım?” sorusu üzerinden yürütürken; aslında örtük olarak “Duygum görülüyor mu?” sorusuna yanıt arıyordur. Bu bağlamda partnerin verdiği “haksızsın” yanıtı, yalnızca bilişsel bir fikir ayrılığı olarak değil, çoğu zaman duygusal bir reddedilme olarak deneyimlenir.
Empati Kaybı Bir Beceri Eksikliğinden Çok, Bir Motivasyon Sorunu Olabilir
Empatiyi yalnızca öğrenilebilir bir iletişim becerisi olarak ele almak klinik açıdan eksik bir yaklaşımdır. Empati aynı zamanda niyet ve motivasyonla şekillenen bir süreçtir. Çatışma anlarında bazı bireyler partnerini anlamaya, yakınlaşmak amacıyla değil; etki etmek, yönlendirmek ya da üstünlük sağlamak amacıyla yönelebilir.
Gözlemsel çalışmalar, çift çatışmaları sırasında talepkâr (demanding) davranış örüntüleriyle empatik doğruluğun bazı durumlarda birlikte görülebildiğini ortaya koymaktadır. Yani kişi partnerinin duygusal durumunu oldukça doğru okuyabilir; ancak bu bilgiyi ilişkiyi yumuşatmak yerine baskı kurmak için kullanabilir. Bu bulgular klinik olarak önemli bir gerçeğe işaret eder: Empati tek başına “iyi” değildir; anlamını, hangi niyetle kullanıldığı belirler.
Terapötik bağlamda sık karşılaşılan ve ilişkiyi kilitleyen tipik bir döngü şu şekilde işler:
-
A: “Akşam yine geç kaldın.” (Örtük mesaj: Öncelik değilim.)
-
B: “Abartıyorsun, trafik vardı.” (Savunma)
-
A: “Hep bahanen var.” (Genelleme ve eleştiri)
-
B: “Sen de hiç anlamıyorsun!” (Karşı saldırı)
Bu noktada her iki taraf için de tartışmanın amacı artık anlaşılmak değil, haklı çıkmaktır. Sinir sistemi tehdit moduna geçtiğinde, bilişsel açıklamalar ya da mantıksal gerekçeler genellikle empatiyi yeniden kurmakta yetersiz kalır. Örtük mesajlar genellikle görülemez, B tarafı savunmaya geçme eğiliminde olur, A tarafı ise eleştiri yapar ve sonrasında B tarafı karşı saldırıya geçer ve çatışma söz konusu olur.
Terapide İşlevsel Olan Mikro Müdahaleler
Klinik uygulamada ve literatürde desteklenen bazı müdahaleler, bu döngüyü yavaşlatmak açısından etkilidir:
-
Doğrulamayı anlaşmanın ön koşulu haline getirmek: Doğrulama, “hak vermek” anlamına gelmez. “Bu şekilde hissetmen anlaşılır” mesajını iletmektir. Algılanan partner duyarlılığını besleyen temel unsur da budur.
-
Yansıtmalı dinleme ile haklılık refleksini ertelemek: Aktif ve empatik dinlemenin, karşı tarafın kendini anlaşılmış hissetmesi üzerinde güçlü bir etkisi olduğu gösterilmiştir. Hatta bazı çalışmalar, aktif dinlemenin hızlı çözüm önerileri ya da öğüt verme davranışlarından daha destekleyici ve ilişkiyi düzenleyici nitelikte olduğunu ortaya koymaktadır. Çerçeve şu şekilde olabilir:
-
“Şunu mu demek istiyorsun…?”
-
“Bunu yaşadığında … hissettin, doğru mu anlıyorum?”
-
“Bu kısmı biraz daha anlamak istiyorum…”
-
-
“Beni anlamalısın” beklentisi yerine duygusal içeriği açıkça ifade etmek: Empatik doğruluk her durumda tutarlı bir kişilik özelliği gibi çalışmayabilir. Güncel bulgular, farklı görev ve bağlamlarda empatik doğruluk düzeylerinin değişkenlik gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle “Beni anlamalısın” beklentisi yerine “İç dünyamı sana anlatacağım” yaklaşımı, ilişkisel olarak daha gerçekçi ve yapıcıdır.
Kaynakça
-
Sened, H., et al. (2017). Empathic Accuracy and Relationship Satisfaction: A Meta-Analytic Review
-
Ickes, W. (2003). Everyday mind reading: Understanding what other people think and feel. (Empatik doğruluk kavramı)
-
Frontiers in Psychology (2016). Empathic Accuracy and Observed Demand Behavior in Couples


