Hiçbirimiz Masum Değiliz
Genel bir algıya göre, çocuklar masumiyetin simgesi olarak görülür. . Kötülüğün ne olduğunu bilmediklerini düşündüğümüzden “melek gibi” deriz onlara. Oysa Sigmund Freud, insan yapısının bu kadar pürüzsüz olamayacağını söyler. Hepimizin doğuştan gelen, “Ben istiyorum!” diye bağıran arzuları, kural tanımaz bir “Küçük Canavar” vardır. Yeni doğan bir bebek düşünelim. Acıktığında hemen ağlayıp ve yiyecek ister. Uykusu geldiğinde uyutulmak ister. Eğer isteği anında yerine gelmezse, daha şiddetli ağlar. Bu canavarın adı bilimde İd. Diyet yapıyorsunuz, ama canınız aniden kocaman bir çikolata istiyor. O anki dürtü, “Canım istiyor, hemen yemeliyim!” diyen o çocukluktan kalma İd’dir. Bu dürtü, “masumiyet” değil, tatmin arayışıdır. Bu Canavarın amacı basittir: Anında mutluluk! O anki isteğini erteleme, bekleme ya da başkasının ihtiyacını düşünme kabiliyetleri bu canavarda yoktur.
İlk Savaş, İlk Aşk, Aşk Üçgeni
Hayatımızın en büyük aşk acısı, yaklaşık 3-6 yaşları arasında başlıyor. Bu dönemde çocuk, karşı cinsten olan ebeveynine karşı (Kız çocuk annesine, erkek çocuk babasına ) güçlü bir arzu geliştirir. Buna oedipal çatışma diyoruz.
Biraz daha açacak olursak, Erkek çocukta, “Ben annemi çok seviyorum ve sürekli onunla olmak istiyorum. Aramızda kimsenin olmasını istemiyorum!” der ve babayı öldürme isteğiyle dolar.
Babayla rekabet eder. Annesine karşı güçlü bir arzusu vardır. Çocuğun babasına “Sen git, ben annemle yatacağım!” demesi. Kız çocuklarda ise babaya karşı bir arzu gelişir. Annesini kıskanıp babasının yanına oturmaya çalışması. Annesini kıskanır ve rakip olarak görmeye başlar. Babasıyla özel bir ilişki kurmayı, annesinin yerini almayı arzular.
Bu, dışarıdan tatlı bir atışma gibi görünse de, çocuk için oldukça acı verici olabilir çünkü ilk kez yasaklanmış arzu ve kıskançlık gibi duyguları deneyimlemektedir. Bebek, bu çatışma sırasında, rakip ebeveynden (genellikle baba) korkar ve onun güçlü kurallarını içselleştirmek zorunda kalır. Yani özdeşim yapar.
Bu savaş biter mi? Bu aşk nasıl çözüme kavuşur?
Bu tehlikeli iç savaş sonsuza kadar sürmez. Çocuk, ebeveynine duyduğu arzusunun imkânsız olduğunu anlamaya başlar. Erkek çocuklarda babanın cezalandırıcı gücünden duyulan korku yüzünden olur. Çocuk, babası gibi güçlü bir figürle baş edemeyeceğini anlar ve babanın sevgisini tamamen kaybetmekten korkar Kız çocuklar da annesiyle rekabet edemeyeceğini ve babasının sevgisini annesi kadar kalıcı kazanamayacağını fark eder. Bu korku ve gerçeklik algısı nedeniyle, çocuk arzusundan vazgeçmek zorunda kalır. Ancak bu arzu yok olmaz; enerjisi bir dönüşüm mekanizmasına aktarılır: Özdeşim (Identification).
Çocuk, arzuladığı ebeveyni ele geçiremeyeceğini ve rakibiyle başa çıkamayacağını anlayınca
özdeşim devreye girer. Başka bir açıdan örnek, Bebek, annesinin yürüyüşüne hayran kalır.
Annesine imrenir, onun sahip olduğu yeteneğe sahip olmayı arzular. Çocuk, yürümeyi kendi başına öğrendiğinde, annesinin o yeteneğini artık dışarıdan imrenilecek bir şey olarak görmeyi bırakır. Çünkü o yeteneği artık kendi kimliğine katmıştır. Hayranlık biter, çünkü arzu edilen özellik artık kendi içindedir. Buna özdeşim diyoruz. Çocuk, yenmekte zorlandığı rakip ebeveynine yani aynı cinsten olan ebeveynine benzemeye başlar. Ona benzeyerek, o ebeveynin değerlerini, ahlak kurallarını ve toplumsal normlarını kendi içine alır.Bu özdeşim süreci, bizim Süperego’muzu vicdanımızı ve ahlaki yargı mekanizmamızı oluşturur. Yani, içimizdeki o kuralları bilen ve bizi denetleyen “İçimizdeki Polis”, bu özdeşim eylemiyle doğar.
İşte bu yüzden hiçbirimiz, en başından itibaren, o saf ve melek figürü değilizdir; medeniyetimiz, bu karmaşık iç savaşın ve özdeşim yoluyla kurulan kuralların bir ürünüdür.
Vicdanımız Doğduğunda Masumiyetimiz Neden Biter?
İçimizdeki Canavarın taşıdığı yıkıcı enerji kaybolmaz; yüceltilir (sublimation). Bu, toplumun kabul edemeyeceği dürtüleri alıp, onları toplum tarafından kabul edilmiş faaliyetlere dönüştürme sanatıdır.
Askerlik veya polislik gibi meslekler, doğuştan gelen agresyon, öfke, öldürme isteği vb. Dürtülerini dışarı atmak için vatana hizmet veya düzeni sağlama gibi yüksek bir amaç arkasında gün yüzüne çıkabilir. Bu sayede kişi, dürtüsünü bastırmak yerine, onu topluma faydalı bir eyleme çevirir.
Daha detaylı meslek analizleri:
| Meslek Alanı | Temel Dürtü Kaynağı | Yüceltme Örneği ve Yatkınlık |
|---|---|---|
| Cerrah / Diş Hekimi | Agresyon, Yıkım, Kontrol | Yıkıcı dürtüler, iyileştirme ve hassas tıbbi müdahalelere dönüşür. |
| Kriminolog / Dedektif | Agresyon, Kontrol, Gizliyi Ortaya Çıkarma | Gerçeği parçalarına ayırma ve sorgulama dürtüsü, adalete yönlendirilir. |
| Muhasebeci / Denetçi | Anal Fiksasyon (Düzen, Kontrol, Biriktirme) | Kaynak kontrol etme arzusu, finansal denetime dönüşür. |
| Hukukçu (Savcı / Avukat) | Agresyon, Rekabet, İntikam | Üstün gelme ve tartışma enerjisi, hukuki mücadeleye yönelir. |
| Yönetici (C-Level) | Güç, Liderlik, Kontrol | Güç kurma arzusu, organizasyon yönetimine dönüşür. |
| Asker / Polis | Fiziksel Agresyon, Güç | İlkel şiddet dürtüsü, düzen koruma görevine kanalize edilir. |
| Ressam / Heykeltıraş | Agresyon, Duygusallık, Cinsel Enerji | İçsel yoğunluk, sanatsal üretime aktarılır. |
| Yazar / Şair | Cinsel Enerji, Çatışma, Fantezi | Bastırılmış duygu ve arzular, yazıya dönüşür. |
| Satış / Pazarlama | Manipülasyon, Güç, İkna | Etkileme dürtüsü, ikna stratejilerine dönüşür. |
| Yazılımcı / Sistem Analisti | Kontrol, Mükemmeliyetçilik | Sistem düzenleme arzusu, kodlama ve algoritma tasarımına yönelir. |
| Öğretmen / Eğitimci | Bakım Verme, Yaratma | Nurturing enerjisi, zihinleri şekillendirmeye dönüşür. |
| Psikolog / Terapist | Merak, Kontrol, Gizli Olanı Anlama | İnsan ruhunu çözme dürtüsü, terapötik rehberliğe yönlendirilir. |
| Mimar / İnşaat Mühendisi | Kontrol, Yapma–Yıkma | Çevreyi düzenleme arzusu, tasarıma dönüşür. |
| Eleştirmen | Entelektüel Agresyon, Yargılama | Yıkıcı eleştiri dürtüsü, analitik incelemeye dönüşür. |
| Sporcu | Agresyon, Rekabet | Savaş enerjisi, sportif mücadeleye yönlendirilir. |
| Tarihçi / Arkeolog | Düzen, Biriktirme, Kontrol | Geçmişi sahiplenme arzusu, akademik çalışmaya dönüşür. |
| Mucit / Bilim İnsanı | Merak, Yıkım, Sorgulama | Eski bilgiyi yıkıp yeniyi yaratma dürtüsü, bilimsel keşfe dönüşür. |
| Barmen / Garson | Oral Dönem Eğilimleri | Oral tatmin enerjisi, sosyal hizmete yönlendirilir. |
| Aktör / Aktris | Cinsellik, Yasaklanmış Duygular | Bastırılmış duygular, sahneye aktarılır. |
| Finans Analisti / Borsa Komisyoncusu | Kontrol, Risk Alma, Rekabet | Para ve güç arzusu, finansal rekabete yönelir. |
Bu yatkınlıklar sadece bir gözlemdir ve bireyin kişiliği her zaman bu tek boyutlu analizden çok daha zengindir. Hiçbirimiz saf melek olarak doğmadık. Hepimiz bencil dürtülerle (İd) dünyaya geldik ve ahlaki kuralları (Süperego) acı ve korku yoluyla öğrendik. Önemli olan, yetişkinlikte bu iki gücü dengelemeyi öğrenmektir. Kendi dürtülerinizi tanıyabiliriz. Bir anlık sinirle patlamadan önce, “Şu an içimdeki o küçük Canavar mı konuşuyor?” diye kendimize sorabiliriz. Bilinçli kararlar alarak, doğuştan gelen o ilkel Canavarı medeni bir yetişkinin hizmetine sunabiliriz.
Kaynaklar
Anna Freud. (1936). The Ego and the Mechanisms of Defence.
Corey, G. (2015). Theory and Practice of Counseling and Psychotherapy.
Freud, S. (1905). Drei Abhandlungen zur Sexualtheorie.
Freud, S. (1923). Das Ich und das Es.
Freud, S. (1930). Das Unbehagen in der Kultur.
Schultz, D. P., & Schultz, S. E. (2018). A History of Modern Psychology.
Solms, M., & Turnbull, O. (2002). The Brain and the Inner World.
Yalom, I. D. (1980). Existential Psychotherapy.
Bilim ÖZÜ. İçimizdeki Savaş: İd, Ego, Süperego.


