Değersizlik hissi, herkesin zaman zaman deneyimlediği; almak istediği özeni, sevgiyi ve saygıyı göremediği anlarda ortaya çıkabilen bir histir. Bu hissin belli dönemlerde yaşanması oldukça olağandır. Ancak asıl problem, bu hissin süreklilik kazanmasıdır.
Değersizlik hissi zaman içinde kendini birçok farklı şekilde gösterebilir. Kişi kendisini dışlanmış, rencide edilmiş, ezilmiş ve belki de en önemlisi kusurlu hisseder. Böyle hissettiği için yaşadıklarını bütün boyutlarıyla değerlendirmek yerine, olayları olumsuz bir filtreden yorumlama eğiliminde olur.
Başta depresyon olmak üzere birçok psikolojik durumun temelinde de bu his yer alır. Aaron T. Beck yaptığı çalışmalarda, depresyon yaşayan bireylerde değersizlik hissinin oldukça yaygın olduğunu vurgulamaktadır (Beck, 1967).
Peki Bu His Nasıl Oluşur Ve Neden Hissedilir?
Değer görmek; sevilmek ve onaylanmak kadar önemli, çocuklukta doğal şekilde karşılanması gereken temel bir ihtiyaçtır. Ancak çocukluk döneminde, özellikle aile içinde, kişinin kendisini değerli hissedebilmesi için gerekli koşullar sağlanmadığında bu his zamanla bireyin iç dünyasına yerleşebilir.
Bu noktada erken dönem yaşantılar, bireyin kendine dair “değerliyim/değersizim” inancının temelini oluşturur (Young et al., 2006).
Aile içinde sürekli eleştiren, küçümseyen ya da ötekileştiren ebeveyn tutumları; bunun yanında toplumsal olarak yaşanan maddi ve manevi farklılıklar da bu hissin oluşmasında belirleyici faktörler hâline gelir.
Çocuklukta öğrenilen birçok düşünce biçimi, maruz kalınan deneyimlerin sonucunda gelişir ve hayatın ilerleyen dönemlerine genellenir. Bu nedenle erken dönemlerde bu hissin temelinin aile içinde sağlıklı şekilde kurulması; aynı zamanda toplumsal etmenlerin de bireyin kendini değerli hissedebileceği biçimde düzenlenmesi oldukça önemlidir.
Temelde Bu Hissi Kendime Hak Görmüyorum
Bu hissin temelinde çoğu zaman tam olarak bu düşünce yapısı yer alır.
Kendimizi değersiz hissettiğimizde, iyi şeyleri hak etmediğimize inanma eğiliminde oluruz (Fennell, 1997). Bu nedenle yaşadığımız güzel deneyimleri bile içselleştirmekte zorlanırız.
Gittiğimiz tatil, yediğimiz yemek, yaptığımız alışveriş, kurduğumuz ilişkiler… Hayatın içinde bize iyi gelmesi beklenen ne varsa, çoğu zaman tam olarak içimize sinmez. Çünkü zihnimizin bir kısmı hâlâ şunu söyler:
“Ben bunu hak etmiyorum.”
Bu nedenle yolunda gitmeyen en küçük bir şeyi bile kendi değersizliğimize yorumlama eğiliminde oluruz. Örneğin kendimize iyi gelmesi için gittiğimiz bir kafede kahvenin kötü gelmesi bile, zihinde “zaten hiçbir şey bana göre değil” düşüncesini tetikleyebilir.
Bu hissi özümsemeden yapılan birçok şey, benzer sonuçlar doğurabilir.
Özellikle ilişkinin türü fark etmeksizin — arkadaşlık, aile ya da romantik ilişki — çoğu zaman insanların bize karşı iğneleyici sözler söylediğini ya da bizi küçümsediğini hissederiz. Bu nedenle ilişkilerimizde olayları objektif değerlendirmekte zorlanabiliriz.
Sürekli:
- “Sevilmiyorum.”
- “Küçümseniyorum.”
- “Dışlanıyorum.”
gibi düşünceler zihnimizde dolaşabilir.
Bu nedenle başkalarının olumlu ya da olumsuz davranışlarını bile bize üstten bakıyorlarmış gibi yorumlama eğiliminde olabiliriz.
Bu tarz yorumlar, ilişkilerde sürekli tetikte hissetmemize ve zamanla kendi kendimizi sabote etmemize neden olabilir.
Kendi Değerini Sahiplenmek
Değersizlik hissi çoğu zaman dışarıdan doğrudan “verilen” bir duygu değildir. Daha çok bireyin olayları yorumlama biçimi ve içselleştirdiği inançlarla şekillenen bir deneyimdir (Beck, 1976).
Bu nedenle bu hissin temelini öncelikle kendi iç dünyamızda dönüştürmeye çalışmak gerekir.
Olayları değerlendirirken otomatik şekilde:
“Sevilmiyorum.”
“Küçümseniyorum.”
“Dışlanıyorum.”
gibi sonuçlara ulaşmak yerine, durumu daha objektif değerlendirmeye çalışmak bizim için çok daha sağlıklı olacaktır.
Hayatta hiçbir şey tamamen tek doğru ya da tek yanlıştan oluşmaz. Kusurlarımız, yaralarımız ya da acemi olduğumuz alanlar olabilir. Ancak bunlar bizim değerimizi azaltan durumlar değildir.
Önemli olan; yaptıklarımız, başardıklarımız ya da başkalarının bize nasıl davrandığı üzerinden değerimizi ölçmek değil, bizim kendimize ne kadar değer verebildiğimizdir.
Çünkü yaptıklarımız da, bize yapılanlar da değişebilir. Ancak bunlar hâlihazırda sahip olduğumuz değerden bir şey eksiltmez.
Kendimizi değerli gördüğümüzde, başkalarının sözlerini ya da davranışlarını kendi değerimiz üzerinden yorumlama eğilimimiz azalır. Her şeyi “çok iyi” ya da “çok kötü” şeklinde uçlarda değerlendirmek yerine, olaylara daha dengeli yaklaşabiliriz.
Bu nedenle bu hissin temelini dış dünyaya göre değil, kendi içimizde oluşturmaya çalışmalıyız.
Sonuç
Özetle insan olmanın özü, değerli olmaktır. Bunu kanıtlamak zorunda değiliz; sadece bunu içtenlikle hatırlamaya ihtiyacımız vardır.
Çünkü değerimizin farkında olmak, kendimize verebileceğimiz en dürüst hediyedir.
Kaynakça
Beck, A. T. (1967). Depression: Causes and treatment.
Beck, A. T. (1976). Cognitive therapy and the emotional disorders. Penguin.
Fennell, M. J. (1997). Low self-esteem: A cognitive perspective. Behavioural and Cognitive Psychotherapy, 25(1), 1–26.
Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2006). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.


