Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İç Sesiniz Olduğuna Emin Misiniz?

İç ses bireyin kendi zihinsel dünyasında yaptığı konuşmalardır. Bu konuşmalar çoğu zaman bilinçsiz bir şekilde gerçekleşir ve düşünme sürecimizin temel parçalarındandır. Günlük hayatımızda olaylar ile ilgili yaptığımız analizler iç sesin en genel örneklerindendir. Sınıf içerisinde yapılan bir sunum sonrası “Keşke şu cümleyi de ekleseydim.” gibi aklımızdan geçirdiğimiz ifadeler buna örnektir. Birey olayları ve yaşadığı duyguları değerlendirirken iç sesini kullanır. Dışarıdan duyulmuyor olmasına rağmen iç sesimizden gelen düşünceler hareketlerimizi etkiler. İnsanlar bir iş yapacakları zaman iç sesleri ile o işi planlar, kendine hatırlatmalar yapar ve organize eder. Sadece günlük hayatta da değil, zor bir dönemdeyken de iç ses oldukça kullanılan bir yapıdır. Bireyin kendini motive etmesi, stresini azaltması ve sakinleşmesi durumları en yaygın kullanılma şekillerindendir.

Günlük hayatımızda iç sesimizin düşündüğü çoğu şeyi düşündüğümüzü bile farkında değiliz. Mesela ansızın içimizden biri hakkında veya kendimiz hakkında kötü bir yorum yaptığımızda bu aslında iç sesimizden gelen bir düşüncedir. Belki de gerçek düşüncelerimiz o an iç sesimiz yoluyla ortaya çıkmaktadır.

İç sesimiz her zaman olumlu olmaz. Bireyin gelişim evlerinde yaşadıkları iç sesinin olumlu mu olumsuz mu olacağını şekillendirir. Çocuk belirli bir yaştan sonra her düşüncesini dışarı söylememesi gerektiğini anlayarak iç sesini kullanmaya başlar. Ebeveynlerin çocuğun fikirleri üzerinde kurdukları baskı da iç sesin tonunu belirler. Eğer ebeveyn çocuğun düşüncelerini sürekli bastırıyorsa veya dalga geçiyorsa, çocuğun iç sesi kendisine karşı daha eleştirel, olumsuz olabilir. Olumsuz iç seste birey sürekli hatalarına odaklanır ve kendisini aşağıya çeker. Düşünsenize kafanızda sürekli sizi kötüleyen bir ses var. Olumlu iç seste ise birey gelişim evlerinde genellikle bastırılmamış, fikirleriyle alay edilmemiş ve desteklenmiştir. Olumlu iç sese sahip bireylerin kendilerine olan güvenleri daha yüksektir çünkü içten sürekli bir motivasyon verilir. Birey bir hata yapmış olsa bile “Tamam sorun yok bunu halledebiliriz. Dünyanın sonu değil ya.” tarzında içten gelen düşünceler ile hatayı daha az stresle başa çıkması sağlanmış olur.

Psikolojik Süreçler ve iç Ses İlişkisi

İç sesimiz psikolojimizi etkileyen önemli faktörlerden biridir. Özellikle de kaygı bozuklukları vb. hastalıklarda iç ses sürekli kaygı yaratan durumu düşünür ve aklında canlanmasına sebep olur. Bu da kaygının düzenli olarak hatırlanmasına ve bireyi asla geçmeyen bir stres döngüsüne sokmuş olur. Genellikle kaygı bozuklukları üzerinde çalışılırken bireyin iç dünyasını, iç sesini es geçmemek gerekir. Benzer şekilde depresyon hastalığında da birey iç dünyasında sadece değersiz olduğuna dair düşünceler aklından geçirmeye başlar. Bu düşüncelerin devamlılığı depresyonun daha çok tetiklenmesine sebep olabilir.

Öncesinde bilinç içinde yaşanan bu düşüncelerin her bireyde olduğu ve insan zihninin çalışması için zorunlu bir etken olduğu düşünülüyordu. Fakat Kopenhag Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre iç ses zorunlu bir etken değildir. Hatta her insan iç sesi aynı ölçüde kullanmaz. Bazılarında ise yok denecek kadar azdır. Kendimden örnek vermem gerekirse ben yıllardır insanların kafamı yastığa koyunca düşünmekten uyuyamıyorum dedikleri olayı hiçbir zaman anlayamadım. Çünkü diğer insanların yaşadıkları bu durum aslında iç seslerinin yoğunluğundan kaynaklanıyordu. Büyük ihtimalle benim iç sesim yok denecek kadar az olduğu için ben daha önce hiç böyle bir durum yaşamadım. Genel olarak gündelik hayatımda da istemediğim sürece aklımda bir düşünce olmaz. Bir konu üzerinde düşünmek istiyorsam düşünürüm.

Bilişsel Çeşitlilik ve Sembolleşmemiş Düşünme

İç sesi olmayanlar için literatürde birden fazla kavram kullanılıyor. Bunlardan en yaygın olanı “lack of inner speech” yani kişinin düşünürken kelimeleri zihinsel olarak ‘duymaması’ anlamına gelir. Bir diğeri ise “unsymbolized thinking” yani sembolleşmemiş düşünmedir. Kopenhag Üniversitesinin yapmış olduğu araştırmada da oldukça sık kullanılan bu kavram bireyin düşüncelerinin kelime veya görüntü olmadan doğrudan anlam olarak yansımasıdır. Bu durumun da patolojik bir şey olmadığı söylenmektedir.

İç sesin yoğunluğunun bireyden bireye değişebiliyor olması aklıma şu soruyu getirdi: Bazı insanların da günlük hayatlarında yaşadıkları bilişsel bitkinlik iç seslerinden mi kaynaklanıyor? Çünkü beyin çalıştıkça bireye enerji kaybettirir ve iç sesin sürekli aktif olması da beynin sürekli çalıştığı anlamına gelir. Belki de sosyal pil bitmesi hem iç sesin hem de bireyin bilinçli bir şekilde yaptığı düşünce ve konuşmaların bir araya gelmesiyle meydana geliyordur.

Kısaca iç ses bireyin bilinçsiz bir şekilde kendi içinden konuşup, düşünmesidir. Okuduklarımdan yola çıkarak sahip olmadığımı fark ettiğim iç ses kavramı benim son zamanlarda çok ilgimi çeken bir konu olmuştur. Belki yok değildir ama sizinde iç sesinizin yoğunluğu çevrenizdeki diğer insanlara göre daha az olabilir.

İlkim Gören
İlkim Gören
İlkim Gören, TED Ankara Kolejinden mezun ve Kadir Has Üniversitesi 3.sınıf psikoloji öğrencisi olarak adli psikoloji üzerinde yoğunlaşmayı hedeflemektedir. Öğrenim hayatı boyunca bir çok eğitime katılmış, sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirmiş ve kendini her açıdan geliştirmeye devam etmektedir. Yazılı içerik üretme konusundaki ödüllü başarısını psikolojiye olan tutkusu ile birleştirerek özellikle ilgisini çeken adli psikoloji, psikoloji alanında gerçekleşen yenilikler ve psikolojiyle yeni tanışacak olan öğrencilere ilginç gelicek bilgiler çerçevesinde içerikler üretmeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar