Perşembe, Haziran 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Schadenfreude , Haset ve Kıskançlık: Başkasının Mutsuzluğundan Beslenen Benlik

Büyük bir başarı elde ettiğinizde, sevincinize ortak olmak yerine sessizleşen yüzler gördünüz mü? Bir başkasının düşüşünü izlemekten haz duyan; bir başarısızlık haberi aldığında vicdanına kulak vermek yerine, içindeki karanlığı tatmin eden insanlar tanıdınız mı?

Başarı, insanın çevresindeki gerçek duyguları ortaya çıkaran bir turnusol gibidir. Yeni bir iş, akademik başarı, mutlu bir ilişki ya da kişinin lehine sonuçlanmış herhangi bir adım… Bunlar yalnızca sahibini değil, çevresindeki insanların iç dünyasını da açığa çıkarır. Kimi içtenlikle sevinir, kimi sessizleşir, kimi ise fark edilmez bir mesafeyle geri çekilir.

Üç Karanlık Kardeş: Schadenfreude, Haset ve Kıskançlık

Bu karanlık labirenti anlamak için önce yolumuzu tıkayan üç büyük kavramın maskesini düşürmek gerekir: Schadenfreude, Haset ve Kıskançlık.

Kıskançlık, genellikle kişinin sahip olmak istediği bir şeye başkasının sahip olması nedeniyle duyduğu rahatsızlıktır. Daha insani bir yerden hissedilir ve bazen motive edici de olabilir.

Haset ise, bir başkasının sahip olduğu avantaja, başarıya veya mutluluğa karşı duyulan acı verici bir yoksunluk hissidir (Navaro, 2015). Ancak haset sadece “bende de olsun” demez; derinlerde bir yerde, “onda olmasın, sadece bende olsun. Bende olamıyorsa onda da olmasın” diye fısıldar. İşte bu noktada kıskançlık ile aralarındaki keskin fark ortaya çıkar.

“Ben sahip olamıyorsam, o da olamasın” fısıltısı gerçeğe dönüştüğünde sahneye Almancadan literatüre geçen o meşhur kavram çıkar: Schadenfreude. Yani, başkasının zararından, talihsizliğinden veya mutsuzluğundan duyulan o kötücül sevinç (Kurtuluş, 2022). Haset, ötekinin elindekine bakıp iç çekmekse; Schadenfreude, o elindekini düşürüp kırdığında bıyık altından gülmektir. İkisi de aynı yaralı kaynaktan beslenir: Kendi değerini sadece ötekinin konumuna göre ölçen, eksik bir benlik algısı.

Sessiz Kalan İnsanların Psikolojisi

Hayatta bir şey başardığımızda herkes alkışlamaz. Bazıları konuyu değiştirir, bazıları başarıyı küçümser, bazıları ise hiçbir şey olmamış gibi davranır. Çünkü birinin yükselişi, diğerine kendi yerinde sayışını hatırlatır.

Bir arkadaşınız yıllardır hayal ettiği şeyi yapamamışken sizin o hedefe ulaşmanız, onda yalnızca hayranlık değil; eksiklik hissi de uyandırabilir. Bu yüzden bazı insanlar başarıyı kutlamak yerine sessiz kalmayı seçer. Sessizlik çoğu zaman kayıtsızlık değil, bastırılmış bir kıyaslamadır.

Akrabalar arasındaki ince alaylar, küçümseyici cümleler ya da destek vermeyen tavırlar da çoğu zaman bu psikolojik gerilimden beslenir. Çünkü başarı, insanların yalnızca sizi değil, kendilerini de değerlendirmesine neden olur.

Başaramayanın Başarana Duyduğu Öfke

Kendi hayatında ilerleyemeyen insanlar bazen başaran kişilere karşı açıklayamadıkları bir öfke hisseder. Çünkü başarı, çalışmanın, disiplinin ya da cesaretin mümkün olduğunu gösterir. Bu da kişinin yıllardır kurduğu bahaneleri tehdit eder.

Bu nedenle bazı insanlar başarılı bireyleri kibirli, şanslı ya da “abartılmış” ilan ederek kendi yetersizlik hissini hafifletmeye çalışır. Başarılı birinin hata yapması, düşmesi ya da kaybetmesi ise onlarda garip bir tatmin hissi uyandırabilir.

Psikolojide bu durum, bireyin kendi benlik değerini koruma çabasıyla açıklanır. İnsan zihni, kendini başarısız hissettiğinde başkasını aşağı çekerek denge kurmaya çalışabilir. Ancak bu denge gerçek değildir; yalnızca kırılgan egonun geçici savunmasıdır (Yerli, 2018).

Ötekinin Işığıyla Aydınlanabilmek

Haset, Kıskançlık ve Schadenfreude, insan olmanın kaçınılmaz ama dönüştürülmesi gereken gölge yanlarıdır. Bu duyguları hissettiğimiz için kendimizi hemen “kötü bir insan” olarak etiketlemek yerine, bu acının bize kendi içimizdeki hangi eksikliği haber verdiğine bakmalıyız. Gerçek psikolojik olgunluk ve esneklik, dünyanın sadece bizim etrafımızda dönmediğini kabul etmekle başlar.

Unutmamak gerekir ki; kendi içindeki karanlıkla yüzleşmeye cesareti olmayanlar, hayatı boyunca başkalarının ışığını söndürmeye çalışan birer gölgeden ibaret kalırlar.

Ve yine unutmamak gerekir ki, başkasının acısıyla beslenen hiçbir tatmin gerçek değildir. Çünkü insan, başkalarının kaybıyla büyüyemez.

Ve belki de en acı gerçek şudur: Bazı insanlar sizin karanlığınıza dost olabilir; ama ışığınıza tahammül edemez.

Cümlelerime Carl Jung’tan kıskanç ve eleştirel insanlara yönelik harika bir analizle son vermek isterim:

“Dünya, kendi yaşanmamış hayatlarının etkilerinden ötürü acı çeken insanlarla doludur. Onlar dünyaya karşı sert, eleştirel veya katı hale gelirler; bunun nedeni dünya onlara acımasız davrandığı için değil, kendi içlerindeki olasılıkları ihmal ettikleri içindir. Sanatını yapmayan bir sanatçı, bunu yapanlara karşı alaycı olur. Sevgiyi göze almayan bir âşık, romantizmi küçümser. Felsefeye kendini adamayan bir düşünür, inanca karşı alaycıdır. Yine de hepsi acı çeker, çünkü derinlerde bilirler ki, küçümsedikleri hayat, yaşamaları gereken hayattır.”

Gamze Güney
Gamze Güney
Gamze Güney, Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Aktif olarak gönüllülük faaliyetlerinde yer almakta ve mesleki gelişimine katkı sağlamak amacıyla farklı sahalarda staj deneyimleri kazanmaktadır. Klinik psikolojiye duyduğu ilginin yanı sıra, psikolojide alternatif yöntemler ve çocuk odaklı terapi yaklaşımlarını yakından takip etmektedir. “Yazmak, benim için ruh doygunluğuma sebep” diyen Güney, akademik gelişimini sürdürürken psikolojiyi geniş bir bakış açısıyla ele almayı ve yazıları aracılığıyla alana katkı sunmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar