Sizi bilmem ama ben kendimi biraz boş yakaladığımda öyle bir çirkinleşiyorum ki kendime karşı, anlatamam. Ne tembelliğim kalıyor ne gecikmişliğim. Sanki içimde inanılmaz bir asabiyeti besliyorum da kafamdaki ideal insan gibi davranmayınca o asabiyet ipini koparıp üzerime atlıyor. Elbette biliyorum, sıkılmak normaldir ve evet, her gün verimli olamayız… Bunların ben de farkındayım. Ama her mantıklı şey gibi, bunların hepsi bilincimde. Bilinçaltım sanırım biraz dalgalı bu konuda ki, otomatik düşüncelerim beni hırpalıyor. Ama nasıl olmasın zaten? Sosyal medyada, özellikle Pinterest’te o kadar çok yaşamak istediğim hayatlara, duygulara dair şeyler görüyorum ki bir an önce sahip olmak istiyorum ben de. Eksik hissetmek gibi değil de, heveslenmek gibi.
Bir gün, kendimi yine zihnimdeki koç tarafından azarlarken yakaladım. “Hadi! Hazırlan, toparlan, başla çalışmaya!” diye başımda bas bas bağırıyordu. Hemen ayaklandım, üstümü başımı düzelttim. Baktım ev beni basıyor, dışarı çıkayım, kafede çalışıp hayatımı biraz romantize edeyim dedim. Tam her şeyim tamam, dış kapıyı ardımdan kapattım, merdivenlerden iniyordum ki ayakkabımın teki ayağımı inanılmaz kastı. Allah Allah, deyip aşağı bakmamla ayağımın tekine ev arkadaşımın ayakkabısını giydiğimi fark ettim. Komik durum, kesinlikle öyle. Ama o an hiç gülmedim. Alnımı karıştırıp, “Ben napıyorum ya?” diye eve geri döndüm. Ayakkabımı karıştıracak kadar nelerle dolmuştu zihnim? An’dan nasıl bu kadar uzaklaşabilmiştim? “Hayret bir şey!”, diye söylene söylene doğruca odama gidip, yumuşacık pijamalarımı giyindim. Hemen kahve makinesinin tuşuna bastım. Kahvenin demlenmesini beklerken tam elime telefonumu alıyordum kendimi durdurdum. Ev çok sessizdi. Şarkı açayım bari, dedim ama yine kendimi durdurdum. Bu sessizlik beni rahatsız etmişti, ama niye?.. Kahve demlendi, ben müzik açmadım, telefonumu da mutfakta bırakıp salona gittim. Gözüm ilk bilgisayarımı ve tabletimi aradı ama yine durdurdum kendimi. Bir yandan zihnimde “Bir post işi vardı onu mu çıkarsak aradan?”, “Bu ayın yazısını yazmadık, henüz vakit varken yazalım.”, “Youtube’da ne güzel videolar vardır şimdi…”, diye fırıl fırıl düşünceler dönüyor. Dayandım ve koltuğa oturdum. Elimdeki kahveye, duvardaki rafa falan bakıyorum. Birkaç dakika geçti, “Eee?”, dedim kendi kendime, “Şimdi napıcaz?”. İşte o an, son günlerimdeki huzuru borçlu olduğum aydınlanmayı yaşadığım önemli bir andı. “Hiçbir şey.” dedim içimden, “Sıkılacağız.”.
Modern Dünyada Dikkat Süresi ve Wellness Yanılgısı
Evimin raflarında bir sürü kitap vardır. Birçoğu da psikoloji ve kişisel gelişimle ilgili. Benzer şekilde, son zamanlarda kimin evine gitsem herkesin evinde en az 2-3 kişisel gelişim kitabı görüyorum. Kişisel gelişim podcastleri son yıllarda çok revaçta. Herkes sosyal medyada “wellness” paylaşımları yapıyor. Kısacası, bu konuda bilinçlendiğimiz ya da en azından meraklı olduğumuz aşikar- her ne kadar kitaplar günümüzde bir çeşit dekor işlevi görüyor olsa da… Bu kitapların hemen hemen hepsinde neye vurgu yapılır biliyor musunuz? Akışta kalmak. Peki güncel araştırmalara göre, yaklaşık yirmi yıl önce 2.5 dakika olup, günümüzde her 47 saniyede bir dağılan şey nedir? İnsanların dikkat becerisi… (Mark, 2024). Hatta sosyal medyada dolaşırken bu dikkat süresi 19 saniyeye kadar düşmekte. 2023’ten beri dikkat kopuşları iki türde ifade edilmeye başlandı: İstemsiz ve kasıtlı. İstemsiz dikkat dağınıklıkları daha çok olumsuz ruh hali ile ilişkilendirilirken, kasıtlı dikkat dağınıklığı mevcut anın zorluk ve sıkıcılığından kaçınmak için insanlar tarafından belirleniyor. Örneğin bir iş toplantısında evde yapmak istediğiniz işleri veya almak istediğiniz yeni kıyafetleri düşünmek gibi. Kasıtlı dikkat dağınıklığı hayatın yüzde ellisini oluşturuyor neredeyse, yani günün yarısında olduğunu sandığın yerde değilsin. Zihin ne ilginç bir şey…
Zihnin Kalabalığından Sessizliğe Geçiş
Nerede kalmıştım… O gün dediğimi yaptım: Sıkıldım. Başta “faydalı şeyler” yapmamak “boş boş durmak” inanılmaz saçma geldi ve işin aslı, çok bunaldım. Hiçbir şey yapmamak, dünyanın en zor şeyiymiş. Telefon yok, başka ekran yok, kitap yok, müzik yok, sadece ben. Ben ve susmayan zihnim. Dediğim gibi, zihnimden kaçacak bir nokta bulamamak beni çok bunalttı. Kendimi İstiklal Caddesi’nin kalabalığında yürümeye çalışırken hayal ettim. Sonra biraz zaman geçti, zihnimdeki düşünceler yavaşladı. Caddenin kalabalığı da azalmaya başladı. Böylece düşüncelerin arasında daha kolay karışır oldum. Bazı düşünceler, tekinsiz hissettiren insanlar gibiydi, bazıları telaşlıydı. Aklımdan geçen bazı şeyler, boğazımı düğümledi, bazıları utandırdı. Zaman zaman başka yerlere gitti aklım, sonra o caddeye geri döndüm. Ama hep zihnimin içinde geçirmedim vaktimi. Bir ara, koltuğumdan kalktım ve pencereden bakındım. Yan komşu kedi sahiplenmiş, balkondaki sandalyeden beni izledi. Bir de karşı apartmanda çok çocuk varmış, bahçeden hep çocuk sesi geliyordu. Sonra perdenin yıprandığını fark ettim, “yeni perde alınacak”, diye aklıma not ettim. Biraz çiçeklerimle konuştum. Bazı kitapları, bağışlamak için ayırdım. Biraz fotoğraf kutusunu karıştırdım… Derken, gün battı. Sıkılmak için oturduğum koltuğumda, yine boş durmamıştım. Ama en azından normalden farklı bir şey yaptım: akışta kaldım. Uzun zaman sonra zihnim gevşemişti. Kendimi daha pozitif hissediyordum, sırıtıyordum. Bu olumlu ruh hali için çabalamamıştım da üstelik. Bu o kadar hoşuma gitti ki, bir hafta boyunca her gün kendime bu şekilde zaman yaratmaya çalıştım. Kendimi daha mutlu hissetmeye başlamıştım, zihnimde kocaman bir çığa dönen kaygılar, hala yerindeydi ama bunalmıyordum varlıklarından. Çünkü onları çığa dönüştürenin onlardan kaçınma uğraşım olduğunu fark etmiştim. Beni yoran, bunaltan asıl şey düşüncelerden kaçmak, kaygılanmaya ve üzülmeye zaman tanımamaktı. toksik verimlilik halinin, mükemmel hayatlar pazarlayan sosyal medyanın büyük market sistemine hizmet ettiğini daha iyi anladım böylece.
Yaşamda Denge ve Hayır Diyebilme Özgürlüğü
Dinlenmenin, boş durmanın küçümsendiği günümüz dünyasında ideallerime özel davranmadığım anlar yaratmak beni çok özgürleştirdi mental olarak, “Bugün dinleneceğim, dinlenmeyi hak ettim.” demeyi öğrendim ve “Bu kadar fazla üzerime gitmeme gerek yok.” demeyi. Zamanla eskiden beni hırpalayan ve dinlenme ihtiyacımı “mazeret” kabul eden zihin yapım, değişmeye başladı. Artık azarlamıyordu, tembellik yapabileceğimi öğrendim. Toplantılar, yeni projeler, arkadaş buluşmaları, seminerler, yeni kitaplar, yeni hobiler eskiden kulağıma önemli hissetmek ya da biraz zihnimden kopabilmek için gerekli şeyler gibi gelirdi, hayatımda olmasına ihtiyaç duyduğum şeyler gibi…
Fakat hayatımda asıl ihtiyaç duyduğum şey denge. Artık beni heyecanlandırmayan şeyler için koşturmak zorunda olmadığımı biliyorum. Dünyaya “-mış gibi” yapmak için gelmedim. Bugün, “Yapmayacağım” diyebiliyorum seve seve: Bir iki stok sosyal medya içeriği hazırlasam harika olacak, ama sanırım yapmayacağım.


