Yaşanan ilişkilerde çekim kelimesinden bahsedildiğinde çoğu zaman romantik bir bağdan konuşulur. Kimya, kader, tesadüf ya da enerji kelimeleri akla gelir. Aslında psikoloji alanının penceresinden baktığımız zaman çekimin önemli bir kısmı beynimizin ilkel bir ihtiyacına dayanır: güvende hissetmek.
İnsan beyni belirsizliği sever gibi bilinse de aslında belirsizliği tehdit olarak algılar. Özellikle de yakın ilişkiler söz konusu olduğunda, beynimiz karşıdaki kişi için şu soruyu sorabilir: “Bu kişi beni düzenler mi yoksa tetikler mi?” Ayrıca biz bu sorunun cevabını çoğunlukla bilinç dışı bir şekilde bedensel tepkilerimiz ile veririz.
Peki Ya Güven Sıkıcılık Demek Midir?
Toplumda sıkça duyulur: “Her şey çok güzel ama bana bir şey hissettirmiyor.” Bu kısımda güvenli ilişkilerin nasıl yanlış yorumlanabildiğini anlıyoruz. Güvende hissettirebilen insanlar genellikle ilişki içerisinde iniş çıkışlar yaşatmaz. Belirsizlik hissettirmez, ortadan kaybolup sonra ani bir şekilde geri var olmaz ve duygusal olarak ulaşılabilirlerdir. Bu durum da bazı kişiler için heyecan eksikliği olarak hissedilebilir. Oysa bu sakinlik, sinir sisteminin tehdit modunu devre dışı bırakması anlamına gelir. Güven hissedilen ilişkilerde beden sürekli tetikte veya korumada değildir. Kalp atışı düzenlidir, kaygı azdır, ilişkideki kişi korkmadan kendini olduğu gibi yansıtabilir. Güven sıkıcı değildir, sadece kaosa alışmış bir sinir sistemi için yabancı kalabilir. Psikolojik olarak bu durum, duygusal regülasyonun dışarıdan desteklenmesidir.
Bağlanma Stilleri ne Söyler?
Popüler olan bağlanma kuramından ele almak gerekirse, çocukluk döneminde bakım veren kişi ile kurulan ilişki yetişkinlik döneminde yaşanan romantik ilişkilerin temel basamağını oluşturabilir. Güvenli bağlanan kişiler, yakınlıkla tehdit algısını eş değer yani aynı anda yaşamaz. Bu sebeple güven hissettiren insanları doğal olarak çekici bulurlar. Ancak kaygılı veya kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip kişiler için bu durum değişiklik gösterir. Onlar için huzur tanıdık olmayabilir. Tanıdık olan şey; belirsizlik, duygusal iniş çıkışlar veya mesafedir. Bu sebeple güvenli bir ilişki, ilk başta onlara ‘yabancı’ belki de ‘sıkıcı’ hissettirebilir. Burada çekim ilişkinin sağlıklı olup olmamasından değil alışkanlıktan beslenir.
Polivagal Kuram: Çekiciliğin Bedensel Karşılığı
Stephen Porges’un bu kuramı, güven duygusunun sadece zihinsel olmadığını doğrudan bedensel bir deneyim olduğunu söyler. Sinir sistemi bir kişiyi güvenli olarak algıladığında, vagus siniri aracılığıyla beden regüle olur; kalp ritmi yavaşlar, nefes derinleşir ve kişi sosyal etkileşime daha açık bir hale gelir. Bu fizyolojik açıdan rahatlama hali, karşıdaki kişiyi bilinçdışı bir düzeyde daha çekici kılabilir. Çünkü beyin rahatlama yaratan uyaranları tehdit oluşturanlara kıyasla daha uzun süreli ve sürdürülebilir olarak kodlar. Bu açıdan bakıldığında ise çekicilik sadece bir kimya meselesi değil, sinir sisteminin verdiği güven onayıdır.
Evrimsel Psikoloji Desek; Güven = Düşük Risk
Bu perspektife göre insanlar, uyaranlara karşı seçici olmak zorundadır. Güven veren kişiler öngörülebilir davranışları, sakin beden dili ve tutarlı tepkileri/davranışları ile çevresel riskleri azalttığı sinyalini verir. Bu sinyaller fark edilmese bile “uzun vadeli iş birliği” ve “hayatta kalma” konusunda avantajlı/pozitif olarak değerlendirilir. Beyin için çekici olan, sürekli tetikte olmayı gerektirmeyen bir yakınlıktır. Bu nedenle güven veren kişi evrimsel psikolojiye göre zamanla daha çekici hale gelir.
Kaotik İlişkiler Neden Daha Çekici Gelir Gibi Bilinir?
Kaotik ilişkiler yoğun ve sık değişen duygular üretir. Bir gün çok yakın olup ertesi gün bir yabancı gibi uzak olmak beyin için dopamin dalgalanmaları oluşturur. Bu dalgalanma çoğu zaman “aşk” ile karıştırılabilir. Halbuki bu durum aşk değil sinir sisteminin sürekli uyarılmasından ibarettir. İlişkide güven hissettiren biri ise dopamin dalgalanması değil de oksitosin ve parasempatik aktivasyon fazlalığı sunar. Bu da ilk etapta yoğun hissettirmese bile, ilerleyen süreçte bağlılık, açıklık ve duygusal sürdürülebilirlik sağlar. Uzun süreçte ruh sağlığını desteklemesi de tam olarak buna dayanır. Çünkü sağlıklı bir ilişkide birey kendisini kanıtlamak zorunda kalmaz, varlığı yeterlidir.
Gerçek Çekim ne Zaman Başlar?
Gerçek çekim kişinin kendisini koruma ihtiyaç seviyesinin azalması ile başlar. Maske takmadan konuşabildiğinde, reddedilme korkusu yaşamadan sınırlar çizebilmeyi başardığında ve duygularının küçümsenmeyeceğini bildiğinde oluşur. Belki de bu sebeple ilişkiler ilk evrede ‘çok şey hissettirmiyor’ gibi gelebilir. Çünkü alışılan kaos ortada yoktur. Ama zamanla fark edilir ki, o yaşanan sakinlik aslında güvenli bir bağın sessizliğidir. Güvende hissettiren insanlar daha az çekici veya daha çok sıkıcı değil, sadece daha az gürültülüdür. Ve bazen insan, gürültüyü duygu zanneder. Oysa ki psikolojik olarak en onarıcı ilişkiler, kendimizi her an tetikte veya hazır ol konumunda hissettirmeyen ilişkilerdir.
Belki de asıl soru şudur: Biz çekimi mi arıyoruz yoksa huzuru mu?


