Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Görünmeyen Pranga: Şiddet İlişkilerinde Kalmayı Sürdüren Psikolojik Mekanizmalar

Şiddet, toplumların en ciddi problemlerinden bir tanesidir. Şiddet olgusu, maruz kalan bireyin özelliklerine göre farklı kategoriler altında incelenmektedir. Bu bağlamda kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı, yaşlılara yönelik şiddet, akranlar ve kardeşler arasındaki şiddet, flört ilişkilerinde ortaya çıkan şiddet, engelli bireylere yönelik şiddet, lezbiyen, gey, biseksüel ve trans bireylere (LGBT) yönelik şiddet, mültecilere yönelik şiddet ve bireyin kendine yönelttiği şiddet türleri tanımlanmaktadır. Öte yandan, şiddetin uygulanış biçimine göre yapılan sınıflandırmada fiziksel şiddet, cinsel şiddet, duygusal (psikolojik) şiddet, ekonomik şiddet ve siber şiddet başlıkları öne çıkmaktadır.

Bu sınıflandırmalar, şiddetin yalnızca fiziksel yaralanmalarla sınırlı olmayan, çok boyutlu ve karmaşık bir olgu olduğunu göstermektedir. Ancak şiddetin biçimleri kadar, bireylerin bu ilişkilerde kalmayı sürdürmelerine neden olan psikolojik süreçlerin anlaşılması da büyük önem taşımaktadır.

Şiddet içeren ilişkiler dışarıdan bakıldığında çoğu zaman anlaşılmaz bir bilmece gibi görünür: “Neden ayrılmıyor?”, “Neden buna katlanıyor?” Oysa bu sorular, şiddetin yalnızca fiziksel boyutuna odaklanır ve ilişkide kalmayı sürdüren görünmez psikolojik prangaları gözden kaçırır. Özellikle psikolojik şiddet, küçümseme, tehdit, kontrol etme, izolasyon ve manipülasyon gibi davranışlar yoluyla bireyin özsaygısını aşındırmakta; uzun vadede anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikopatolojilerin gelişimine zemin hazırlamaktadır.

Şiddet döngüsü, yalnızca güç ve kontrol dinamikleriyle değil, derin psikolojik süreçlerle de beslenir. Bu yazıda, bireyleri zarar gördükleri ilişkilerde tutan temel psikolojik mekanizmaları ele alacağız.

Travma Bağı: Acı Üzerinden Kurulan Yakınlık

Şiddet içeren ilişkilerde sıkça gözlenen travma bağı, kişinin zarar gördüğü kişiye güçlü bir duygusal bağ geliştirmesidir. Her ilişkide şekilde aynı olmasa da, kişinin şiddet içeren ilişkisinin içinden çıkamamasını sağlayan bir döngü bulunmaktadır. Şiddet döngüsü adı verilen bu döngüyü tanımak, yaşanılanları anlamlandırmaya yardımcı olur.

Şiddet ve ardından gelen pişmanlık, özür, sevgi gösterileri gibi “balayı” dönemleri, ilişkide yoğun duygusal dalgalanmalara yol açar. Beyin bu döngüyü bir ödül-ceza sistemi gibi algılar. Şiddet sonrası gelen ilgi, rahatlama ve umut, dopamin salınımını tetikler ve kişi farkında olmadan bu döngüye bağımlı hale gelir. Nörobiyolojik açıdan bakıldığında, stres hormonları ve ödül mekanizmalarının aynı anda aktive olması, bireyin ilişkide kalma davranışını pekiştirmektedir. Böylece acı, sevgiyle karışır; kişi için zarar görmek bile “bağ kurmanın” bir parçası haline gelir.

Umut Yanılsaması: “Aslında O İyi Biri”

Şiddet ilişkilerinde sık görülen bir diğer mekanizma da umuda tutunmaktır. Kişi, partnerinin potansiyeline odaklanır: “Aslında çok iyi biri”, “Çocukluğu zordu”, “Değişeceğini söyledi.” Bu umut, şiddetin gerçekliğini minimize etmeye yarar. Kişi yaşadığı acıyı geçici bir sorun gibi görerek, gelecekteki “iyi” versiyona yatırım yapar. Bu durum, ilişkide kalmayı rasyonelleştirmenin bir yoludur.

Sosyal İzolasyon ve Destek Eksikliği

Şiddet uygulayan kişiler çoğu zaman partnerlerini sosyal çevresinden izole eder. Arkadaşlar, aile, iş hayatı giderek devre dışı kalır. İzole edilen birey, yaşadıklarının “normal olmadığını” fark edebileceği aynalardan mahrum kalır. Destek sistemi zayıfladıkça, ilişkiden ayrılmak hem duygusal hem de pratik olarak daha zor hale gelir. Kişi, “gidecek yerim yok” düşüncesine sıkışır.

Öğrenilmiş Çaresizlik: “ne Yapsam Değişmiyor”

Tekrarlayan şiddet deneyimleri, bireyde öğrenilmiş çaresizliğe yol açabilir. Kişi zamanla ne yaparsa yapsın sonucu değiştiremeyeceğine inanır. Bu durum, “kaçmak” veya “yardım istemek” gibi çözüm yollarını zihinsel olarak devre dışı bırakır. Başlangıçta mücadele eden birey, denemelerinin sonuçsuz kaldığını gördükçe pasifleşir. Bu pasiflik çoğu zaman yanlış yorumlanır; oysa bu, umutsuzluğun ve tükenmişliğin bir sonucudur.

Düşük Benlik Saygısı ve Kendini Suçlama

Şiddet uygulayan kişiler sıklıkla partnerlerini aşağılar, eleştirir ve değersiz hissettirir. Zamanla birey, bu söylemleri içselleştirir. “Hak ediyorum”, “Ben zorluyorum”, “Daha iyi olsam böyle davranmazdı” gibi düşünceler gelişir. Bu içsel suçlama, kişinin ilişkiden ayrılma hakkını kendinde görmemesine yol açar. Düşük benlik saygısı, daha iyisini hak etmediği inancını pekiştirir ve kişi mevcut durumu “en azından yalnız değilim” düşüncesiyle kabullenir.

Toplumsal ve Kültürel Etkenler

Toplumda şiddeti normalleştiren söylemler, bireyin yaşadıklarını küçümsemesine yol açabilir. “Her ilişkide tartışma olur”, “Aşk acıtır”, “Yuvanı yıkma” gibi mesajlar, kişinin şiddeti tolere etmesini teşvik eder. Özellikle kadınlar, fedakârlık ve sabretme üzerinden sosyalleştirildiğinde, kendi sınırlarını korumak yerine ilişkiyi sürdürmeyi seçebilir.

Bağlanma Stilleri ve Terk Edilme Korkusu

Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, terk edilme korkusunu yoğun yaşarlar. Bu kişiler için ilişki, güvenli olmasa bile “bağ” çok değerlidir. Yalnız kalma ihtimali, şiddete katlanmaktan daha korkutucu gelebilir. “En azından yanımda” düşüncesi, sağlıksız bir ilişkiyi sürdürmenin temel motivasyonu haline gelir. Çocuklukta yaşanan güvensiz bağlanma deneyimleri, yetişkinlikte benzer dinamiklerin tekrar edilmesine zemin hazırlar.

Döngüyü Kırmak: Farkındalık İlk Adım

Şiddet ilişkilerinde kalmak bir “zayıflık” değil, karmaşık psikolojik süreçlerin sonucudur. Bu nedenle yargılayıcı değil, anlayışlı bir bakış gereklidir. Döngüyü kırmanın ilk adımı farkındalıktır: Yaşananların şiddet olduğunu kabul etmek, suçun kendinde olmadığını görmek ve destek aramak. Psikolojik danışmanlık, destek grupları ve güvenli sosyal bağlar, kişinin yeniden güçlenmesini sağlar.

Sonuç olarak, şiddet içeren ilişkiler görünmeyen psikolojik prangalarla örülüdür. Travma bağları, düşük benlik saygısı, umut yanılsaması ve bağlanma korkuları kişiyi ilişkide tutar. Bu mekanizmaları anlamlamak, hem bireylerin kendilerini suçlamasını engeller hem de toplum olarak daha kapsayıcı bir destek ağı oluşturmamıza katkı sağlar. Şiddetten çıkış, bir karar değil; bir süreçtir. Ve her süreç, anlayışla başlar.

Kaynakça

  • Efe Ş. Y., Ayaz S. (2010), Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet ve Kadınların Aile İçi Şiddete Bakışı, Anadolu Psikiyatri Dergisi, 11, 23-29

  • Stewart, D. E., Robinson, G. E. (1998), A Review of Domestic Violence and Women’s Mental Health, Archives of Women’s Mental Health, 1, 83-89

  • World Health Organization (WHO) (2016). Violence against women. Intimate partner and sexual violence against women. Switzerland: Publications of the World Health Organization.

  • Tarhan, N. (2013). Kadın Psikolojisi, İstanbul: Nesil Yayıncılık.

  • Bükecik, E., & Özkan, B. (2018). Kadına Yönelik Şiddet: Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin Kadın Sağlığına Etkisi. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi, 3(2), 33-37.

  • Akkaş, İ., & Uyanık, Z. (2016). KADINA YÖNELİK ŞİDDET. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi, 6(1), 32-42.

Berfin Tire
Berfin Tire
Berfin Tire, psikoloji lisans eğitimini tamamlamış bir psikologdur. İlgi alanları arasında bireysel farkındalık, insan davranışlarının duygusal süreçleri ve bireyin iç dünyasının anlamaya yönelik çalışmalar, bilinçdışı süreçlere yönelik çalışmalar yapmaktadır. Psychology Times’ta psikolojiye dair bilimsel bilgileri sade ve anlaşılır bir dille okuyucuyla buluşturmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar