Her gün işine giden, sorumluluklarını yerine getiren, çevresine karşı güçlü ve kontrollü görünen insanlar vardır. Onlar genellikle “iyi” kabul edilir. Hayatlarını aksatmadıkları, üretken oldukları ve şikâyet etmedikleri için ruhsal olarak da sağlam oldukları varsayılır. Oysa bazı insanlar için güçlü görünmek bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Yüksek işlevli depresyon, tam da bu noktada sessizce var olur, fark edilmez, sorgulanmaz ve çoğu zaman kişinin kendisi tarafından bile inkâr edilir.
Yüksek İşlevli Depresyon Nedir?
Yüksek işlevli depresyon, tanı sistemlerinde ayrı bir başlık olarak yer almasa da klinik pratikte oldukça sık karşılaşılan bir tabloya işaret eder. Kişi günlük yaşamını sürdürür, çalışır, sosyal rollerini yerine getirir; ancak iç dünyasında yoğun bir yorgunluk, boşluk ve anlamsızlık hissi taşır.
Buradaki temel sorun işlevselliğin kaybı değil, duygusal temasın kopmuş olmasıdır. Kişi yaşamın içinde hareket halindedir fakat yaşama psikolojik olarak dahil değildir.
Güçlü Olma Zorunluluğu Nereden Gelir?
Birçok yüksek işlevli depresyon vakasının temelinde erken yaşlarda öğrenilmiş bir rol bulunur, “Güçlü olmak.” Bu bireyler çoğu zaman iyi aynalanmamış, çocukluklarında ağladıklarında yatıştırılmamış, duygularını ifade ettiklerinde küçümsenmiş ya da erken yaşta sorumluluk almaya zorlanmışlardır. Abartma, şükret, güçlü ol gibi mesajlar zamanla içselleştirilir. Duygular değil, dayanıklılık, ihtiyaçlar değil, performans onaylanır.
Psikodinamik açıdan bakıldığında bu kişilerde bastırılmış öfke, suçluluk ve yoğun bir iç eleştirmen görülür. Güçlü olmak, aslında kırılganlıktan korunmanın bir yoluna dönüşür.
Neden Fark Edilmez?
Yüksek işlevli depresyonun en belirgin özelliği, görünmez oluşudur. Bu bireyler yardım istemez; çünkü yardıma ihtiyaç duymanın zayıflık olduğuna inanırlar. Çevreleri de onları “iyi” sandığı için çoğu zaman soru sormaz.
Kişi kendi yaşadığını bile depresyon olarak adlandırmayabilir. Başkalarının daha büyük sorunları var düşüncesi, duygusal acıyı daha da bastırır. Bu tablo çoğu zaman kişinin kendisi tarafından da geç fark edilir. Çünkü yüksek işlevli depresyonda acı, dramatik bir şekilde değil, alışkanlık haline gelmiş bir yorgunluk olarak yaşanır. Kişi ne tam anlamıyla mutsuz ne de gerçekten iyidir.
Günler birbirine benzer, duygular körelir ve yaşam mekanik bir rutine dönüşür. Bu durum, kişinin yaşadığı sıkıntıyı tanımlamasını ve yardım aramasını daha da zorlaştırır. Toplumsal düzeyde ise üretkenlik, dayanıklılık ve “baş etme” becerileri idealize edilir. Bu bağlamda güçlü görünmek, çoğu zaman ödüllendirilen bir özellik haline gelir. Ancak bu ödül, kişinin duygusal ihtiyaçlarının uzun süre ihmal edilmesi pahasına kazanılır. Zamanla birey, kendi kırılganlığını tanımakta zorlanır ve yardım istemeyi erteledikçe içsel yük ağırlaşır.
Yüksek işlevli depresyon bu yönüyle yalnızca bireysel değil, aynı zamanda kültürel bir meseledir. Sessiz ilerler, görünmez kalır ve çoğu zaman idare edebildiği sürece ciddiye alınmaz. Oysa ruhsal iyilik, yalnızca ayakta kalabilmekle değil, duygularla temas edebilmekle mümkündür.
İçeride Ne Olur?
Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda gibidir, ancak iç dünyada sessiz bir tükenmişlik yaşanır. Kişi eskiden keyif aldığı şeylerden haz alamaz, sürekli yorgun hisseder, yaşamla arasında görünmez bir mesafe oluşur. Duygular ya çok sınırlı yaşanır ya da tamamen uyuşmuş gibidir. Bu durum çoğu zaman bir çöküşle değil, yavaş bir içsel kopuşla ilerler.
Terapi Neden Zorlayıcıdır?
Yüksek işlevli depresyonla çalışan terapistler için en zorlayıcı nokta, danışanın net bir şikâyetle gelmemesidir. “Her şey yolunda ama iyi de değilim” ifadesi sıkça duyulur. Kişi kontrolü bırakmakta, duygulara temas etmekte zorlanır. Güçlü olma rolü, terapi odasında bile devam eder. İyileşme süreci, çoğu zaman duygulara yeniden izin vermekle başlar.
İyileşme Nereden Başlar?
Kişinin işlevselim ama mutsuzum diyebilmesi, önemli bir eşiktir. Yardım istemenin zayıflık değil, insani bir ihtiyaç olduğunu kabul etmek, duygulara alan açmak iyileşmenin temelini oluşturur.
Görünmeyeni Görmek
Yüksek işlevsellik, ruhsal iyilikle karıştırılmamalıdır. Her gün hayatına devam eden herkes iyi değildir; bazıları sadece düşmemeyi öğrenmiştir. Yüksek işlevli depresyon, güçlü görünen insanların sessiz çığlığıdır.
Bu nedenle hem ruh sağlığı profesyonellerinin hem de toplumun, “iyi” görünen bireylerin duygusal dünyasına daha dikkatle bakması gerekir. Çünkü bazen en çok yardıma ihtiyacı olanlar, bunu en az belli edenlerdir. Güçlü olmak, her zaman iyileşmiş olmak anlamına gelmez. Bazen gerçek güç, yükü taşımaya devam etmekte değil; yükü fark edip paylaşabilmekle başlar.
KAYNAKÇA
Doğan Cüceloğlu. (2018). İnsan ve Davranışı. İstanbul Winnicott, D.W. (2017). Olgunlaşma Süreçleri ve Kolaylaştırıcı Çevre. İstanbul


