Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Madalyonun Görünen Yüzü: Öfkeliyim Diyorum Anlamıyorlar

Öfke… Çoğu zaman korkulan, bastırılmaya çalışılan ve kontrol edilmesi gereken bir duygu olarak görülür. Toplumda genellikle “sorunlu” bir duygu gibi ele alınır ve mümkün olduğunca hızlı şekilde ortadan kaldırılması beklenir. Oysa öfke, tıpkı diğer duygular gibi bize bir şeyler anlatmaya çalışan bir işaret, güçlü bir habercidir. Özellikle seanslarda, öfkenin yalnızca görünen bir tepki değil, çoğu zaman daha derin ve kırılgan duyguların üstünü örten bir katman olduğu fark edilir.

Seanslara öfke problemleri şikayeti ile gelen danışanlarımızdan duyduğumuz cümleler birbirine benzeyebilir: “Çok öfkeliyim”, “Sinirimden kendimi kaybediyorum”, “Artık tahammülüm kalmadı.” Bu ifadeler ilk bakışta güçlü, çarpıcı ve net görünür. Ancak bu cümlelerin detaylarına inildiğinde, öfkenin altında bambaşka bir duygusal zemin olduğu ortaya çıkar. Yüzeyden derine doğru ilerledikçe, öfkenin yerini “incindim”, “kırıldım”, “beklemezdim”, “kendimi değersiz hissettim”, “hayal kırklığına uğradım” gibi ifadeler almaya başlar. İşte tam da bu noktada, öfkenin tek başına bir sorun değil, altta gizlenmiş duyguların dili olduğu anlaşılır.

Öfke ve Anlaşılma Arzusu

Öfke çoğu zaman kırılgan duygular için bir zırh, bir kalkan görevi görür. Kırılmak, üzülmek, korkmak ya da çaresiz hissetmek birçok kişi için zorlayıcı olabilir. Bu duygularla temas etmek yerine, daha güçlü ve koruyucu bir duygu devreye girer. Öfke, hem sınır çizer hem de “ben buradayım” deme biçimi olarak görünebilir. Ancak madalyonun yalnız görünen yüzüne kapılır, bir tek öfkeye odaklanırsak asıl ihtiyaç çoğu zaman görünmez olur. Bu da bizleri yanılgıya düşürebilir.

Öfke problemleri yaşayan ve bundan muzdarip olan kişiler yaşadıkları öfkenin genellikle “anlaşılmama” duygusuyla beslendiğini ifade eder. “Kimse beni anlamıyor” cümlesi, seanslarda sıkça dile getirilir. Burada durup anlaşılmanın ne anlama geldiğini düşünmek gerekir. Anlaşılmak, sadece söylenen kelimelerin duyulması mıdır? Asıl mesele, duygunun görülmesi ve kabul edilmesidir. İnsan, anlaşıldığını hissettiğinde savunma ihtiyacı azalır, ses tonu yumuşar ve öfkenin şiddeti düşer.

Öyle ki bunun bir başka yansıması olarak “sanki kimse beni duymuyor, anlamıyor, daha çok bağırmak istiyorum” ifadesi karşımıza çıkabilir. Daha çok bağırır, daha güçlü durur, daha fazla hiddetlenirsek var olabileceğimiz yanılgısana düşebiliriz… Aksine anlaşılmak için bağırmaya, hiddetlenmeye gerek yoktur, hislerimizi gören, duyan birileri olduğunda zaten ‘ben varım’ der, dingin denizler gibi keyifle bu anın içinde süzülebiliriz.

Ayrıca çoğu zaman gözden kaçan temel bir nokta vardır. Bu nokta, duygularımızı görmesi ve anlaması gereken ilk kişinin başkalarından ziyade kendimiz olduğudur. Kendi duygularımızla temas etmediğimizde, onları bastırdığımızda ya da yok saydığımızda, öfke giderek artar. Bastırma ve savunma mekanizmalarının yoğun kullanımı, kısa vadede rahatlatıcı gibi görünse de uzun vadede duygusal yükün birikmesine neden olur. Görülmeyen, kabul edilmeyen her duygu, bir şekilde kendini ifade etmenin yolunu arar.

Öfkenin Altında Gizlenmiş Duygular ve Bedensel Yansımaları

Bu noktada bastırılan duygular yalnızca zihinsel düzeyde kalmaz; bedenlerimiz de bu yükten payını alır. Görülmeyen duygular birikir ve görünür olmak için bedene etki etmeye başlar. Uzun süre bastırılan duygu ve düşüncelerin; halsizlik, iştahsızlık, mide ağrıları, kas gerginlikleri, baş ağrıları gibi bedensel belirtilerle kendini göstermesi tesadüf değildir. Öfkenin altında yatan değersizlik inançları, kişinin bedenle kurduğu ilişkiyi de olumsuz etkiler. Kişi kendini yetersiz ve değersiz hissettikçe, beden de bu duygunun taşıyıcısı haline gelir.

Madalyonun Arka Yüzüne Bakarsak Neler Olur?

Peki, kişi bunları fark ettiğinde ne olur? Farkındalık, her zaman rahatlatıcı bir süreç değildir. Aksine zorlayabilir, yorabilir, hırpalayabilir… Çünkü bu, kişinin yıllardır kaçındığı düşünce ve duygularla yüzleşmesini gerektirir. Hiç ağlamadığımız kadar ağlayabilir, kaygılanmadığımız kadar kaygılanabilir, üzülmediğimiz kadar üzülebiliriz. Tüm bunları göze aldığımızda yaşayacağımız farkındalık ve yüzleşme, duyguyu inkâr etmeden, bastırmadan ve yargılamadan ele alabilmeyi mümkün kılar. Öfkeyi “olmaması gereken” bir duygu olarak görmek yerine, onun mesajını anlamaya çalışmak iyileştirici bir adımdır.

Bu süreçte, rasyonel olmayan düşüncelerin fark edilmesi önemli bir dönüm noktasıdır. “Ben zaten değersizim”, “Kimse beni gerçekten önemsemez”, “Ne yaparsam yapayım yeterli olmayacağım” gibi düşünceler, öfkeyi besleyen temel inançlar arasında yer alır. Bu düşüncelerle çalışıldığında, onların yerine daha gerçekçi ve işlevsel düşünceler koymak mümkün hale gelir. Duygu değişimi, düşünce değişimiyle birlikte ilerler.

Bu sürecin çok kolay veya kısa bir yolculuk olmasını beklemek ütopik olacaktır. Zaman, emek ve pratik gerektirir. Ancak bu emek, kişiye yeni bir pencere kazandırır. Aynı olaya farklı bir yerden bakabilme becerisi geliştikçe, öfkenin yerini alternatif ifade biçimleri almaya başlar.

Özetle öfke problemi olarak tanımlanan birçok durumun altında, aslında görülmeme, anlaşılmama ve değersizlik duygusu yatar. Öfkeyi susturmaya çalışmak yerine onu dinlemeyi denediğimizde, “Bu duygu bana ne anlatıyor?” sorusunu sorduğumuzda, madalyonun diğer yüzü görünür hale gelir. Ve çoğu zaman o yüzde, duyulmayı bekleyen ihtiyaç ve duygular bulunmaktadır. Ve bu duyguların gizlendikleri yerden açığa çıkmaları önce sizin onlara kulak vermenizle başlayacaktır.

Aysel Coşar
Aysel Coşar
Aysel Coşar, klinik psikoloji alanında uzmanlaşmıştır. Yetişkin bireysel terapisi ve oyun terapisi alanlarında yıllardır süregelen deneyime sahiptir. Psikoloji alanında araştırarak deneyimlerini artırmak, daha fazla gelişmek ve öğrenmek yönünde çaba ve çalışmalarını sürdürmektedir. Coşar, yetişkinlerle Bilişsel Davranışçı Terapi ve Şema Terapi yöntem ve teknikleri doğrultusunda bir çerçeve çizerek ilerlerken, çocuklarla çalışırken ise Çocuk Merkezli Oyun Terapi yöntemleri ile terapi süreçlerini yürütmektedir. Diğer yandan araştırmalarını ve mesleki alanda sağladığı tecrübelerini kaleme almak, böylece ilgisi ve ihtiyacı olan kişilere ulaşmak için yazı çalışmalarını sürdürmektedir. Psikoloji biliminin verilerini akıcı ve anlaşılır bir yazı dili aracılığı ile sunarak okurlara ulaşmak ve psikolojik gelişim alanında katkılar sağlamak adına çalışmalarına devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar