Pazartesi, Nisan 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ergenlikte Kimlik Arayışı ve Aile Çatışması: “Ben Kimim?” Sorusunun evde Yankılanan Hali

Ergenlik, insanın kendisine ilk kez yüksek sesle döndüğü bir dönemdir. Çocukluk boyunca dışarıdan gelen tanımlar yeterlidir: uslu çocuk, başarılı öğrenci, ailenin küçüğü. Ancak ergenlikle birlikte bu etiketler dar gelmeye başlar. İçeride büyüyen bir ses vardır artık; sabırsız, sorgulayıcı ve çoğu zaman huzursuz. “Ben kimim?” sorusu yalnızca zihinde değil, evin salonunda, mutfakta, kapısı sertçe kapanan odalarda yankılanır. Bu nedenle ergenlik, bireysel bir kimlik arayışından çok, çoğu zaman bir aile çatışması olarak yaşanır.

Erikson ve Rol Karmaşası

Erik Erikson’un tanımladığı kimliğe karşı rol karmaşası evresi, ergenin yalnızca kendisiyle değil, ailesiyle de yeniden pazarlığa oturduğu bir dönemi ifade eder (Erikson, 1968). Çocukken kabul edilen kurallar, sınırlar ve roller artık sorgulanmaya başlanır. Aile için bu durum çoğu zaman “itaatsizlik”, “nankörlük” ya da “bozulma” olarak algılanır. Oysa ergenin yaptığı şey, ailesinden aldığı kimliği olduğu gibi taşımak değil; onu dönüştürmeye çalışmaktır. Bu dönüşüm sessiz olmaz, çünkü kimlik çatışmadan geçmeden şekillenmez.

Şema Terapi ve Duygusal İhtiyaçlar

Şema terapi bakış açısı, bu çatışmaların yalnızca davranışsal değil, daha derin duygusal kökenlere dayandığını gösterir (Young et al., 2003). Çocuklukta karşılanmayan temel duygusal ihtiyaçlar—güvenli bağlanma, koşulsuz kabul, özerklik ve duyguların ifade edilebilmesi—ergenlikte aile ilişkileri içinde yeniden sahneye çıkar. Ergenin anneye ya da babaya verdiği sert tepkiler, çoğu zaman bugüne değil; geçmişte duyulmamış, görülmemiş ya da bastırılmış ihtiyaçlara aittir.

Örneğin çocuklukta aşırı kontrol altında büyümüş bir ergen için özerklik, ergenlikte merkezi bir mücadele alanına dönüşür. Sınırların her türlüsü tehdit gibi algılanır. Aile bunu “başına buyrukluk” olarak okurken, ergenin iç dünyasında yankılanan cümle çoğu zaman şudur: “Kendim olmama hiç izin verilmedi.” Bu noktada çatışma, bir güç mücadelesinden çok kimlik için verilen sessiz bir savaştır.

Görünmeyen Yaralar: Kusurluluk ve Utanç

Benzer şekilde kusurluluk ve utanç şeması baskın olan ergenlerde aileyle çatışma daha örtük yaşanır. Bu ergenler yüksek sesle isyan etmez; içine çekilir, mesafe koyar, konuşmamayı seçer. Aile “ne yapsak yaranamıyoruz” derken, ergen çoktan şu inancı içselleştirmiştir: “Gerçek beni görürlerse hayal kırıklığına uğrayacaklar.” Bu sessizlik çoğu zaman fark edilmez; ancak kimlik tam da bu sessiz alanlarda zedelenir.

Ergen–aile çatışmasının bir diğer boyutu koşullu sevgi deneyimidir. Ergen yalnızca başarılı olduğunda, uyum sağladığında ya da aile beklentilerini karşıladığında kabul görüyorsa; kimlik içsel değerler üzerinden değil, performans üzerinden inşa edilir. Böyle bir ortamda “Ben kimim?” sorusunun yerini “Nasıl olursam kabul edilirim?” sorusu alır. Bu da ilerleyen yıllarda derin bir yabancılaşma hissinin temelini oluşturur.

Nörobiyolojik Temeller ve Duygu Düzenleme

Bu çatışmalar nörobiyolojik gelişimle birlikte daha da yoğun hissedilir. Duygusal sistemler oldukça aktifken, düzenleyici mekanizmalar henüz tam olgunlaşmamıştır (Steinberg, 2014). Bu nedenle ergen için basit bir yasak ya da eleştiri, kimliğe yönelmiş bir tehdit gibi algılanabilir. Tepkiler aşırı görünür; ancak içeride yaşanan deneyim de aynı ölçüde yoğundur.

Şema terapinin sınırlı yeniden ebeveynlik yaklaşımı, aile ilişkileri için önemli bir çerçeve sunar. Ergenin ihtiyacı tamamen serbest bırakılmak değil; duyguları ciddiye alınan, sınırları tutarlı ve varlığı koşulsuz kabul edilen bir ilişki içinde olmaktır. Kimlik, ne baskıyla ne de tamamen boşlukta gelişir. En sağlıklı gelişim, güvenli sınırlar içinde deneme yapabilme alanı bulduğunda gerçekleşir.

Sonuç: Çatışmadan Doğan Kimlik

Belki de ailelerin en zor ama en iyileştirici görevi, bu dönemde kontrol eden olmaktan çok dayanabilen olmaktır. Ergenin öfkesine, kararsızlığına ve değişen fikirlerine eşlik edebilmek… Çünkü bu karmaşa bastırıldığında değil, ilişki içinde tutulduğunda yatışır. Kimlik, sabitlenmeye zorlandığında kırılır; çatışmaya rağmen bağ kopmadığında ise güçlenir.

Ergenlik geçer. Sesler kısılır, kapılar daha az sert kapanır. Ancak bu dönemde yaşananlar kaybolmaz; sessizce yetişkinliğin içine yerleşir. Bu nedenle ergen–aile çatışması bir sorun değil; doğru okunabildiğinde kimliğin doğduğu yerdir. Ve bazen bir gencin en çok ihtiyaç duyduğu şey, anlaşılmak değil; anlaşılmaya çalışıldığını hissetmektir.

KAYNAKÇA

  • Erikson, E. H. (1968). Identity: Youth and crisis. Norton.

  • Steinberg, L. (2014). Age of opportunity: Lessons from the new science of adolescence. Houghton Mifflin Harcourt.

  • Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.

  • Van Vreeswijk, M., Broersen, J., & Nadort, M. (2012). The Wiley-Blackwell handbook of schema therapy: Theory, research, and practice. Wiley-Blackwell.

  • Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.

  • Fonagy, P., Gergely, G., Jurist, E. L., & Target, M. (2002). Affect regulation, mentalization, and the development of the self. Other Press.

Ezgi Ersoy
Ezgi Ersoy
Ezgi Ersoy, Başkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisidir. Klinik ve adli psikolojiye duyduğu ilgi, onu hem bireylerin içsel dünyalarını hem de adalet sistemi içindeki psikolojik süreçleri keşfetmeye yöneltmiştir. Akademik bilgisini hayatın içinde, insanlara fayda sağlayacak şekilde kullanmayı hedeflemektedir. Onun için psikoloji yalnızca bir bilim dalı değil; aynı zamanda insanların yaşamına dokunmanın, farkındalık yaratmanın ve toplumsal dönüşüme katkı sunmanın güçlü bir aracıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar