Çok yakında Finlandiya’ya taşınmış biri olarak, bu ay göçün oluşturduğu fark edilmeyen o yası ve evrelerini kaleme almak istedim. Bu yazının hem bana hem de benim gibi hissedenlere iyi gelmesini umuyorum. Göç çoğu zaman fiziksel bir hareketle başlar sanılır: valizlerin hazırlanması, biletlerin alınması, sevdiklerinle vedalaşmalar, yeni bir ülkeye adım atılması… Oysa psikolojik açıdan göç, çok daha erken başlar. Göç kararı alındığı anda kişi aslında bildiği hayatla vedalaşmaya başlar. Bu nedenle göç yasını yalnızca “gittikten sonra yaşanan bir uyum sorunu” olarak ele almak, sürecin önemli bir kısmını görünmez kılar.
Göç, hem zamansal hem de duygusal olarak iki ana evrede yaşanır: göçten önce başlayan yas ve göçten sonra şekillenen, giderek derinleşen bir göç yası süreci…
Göçten Önce Başlayan Yas: Henüz Gitmeden Vedalaşmak
Göç kararı alındığında kişi hâlâ aynı evde, aynı şehirde, aynı insanlarla birlikteyken bile iç dünyasında bir ayrılık sürecine girmiş olur. Bu dönem çoğu zaman çevre tarafından fark edilmez; çünkü kişi “hâlâ buradadır.” Ancak psikolojik olarak aidiyet çözülmeye başlamıştır.
Belirsizlik ve Zihinsel Kopuş
Göçten önceki evrede en baskın duygu belirsizliktir. Kişi henüz gitmemiştir ama artık tam olarak “burada” da değildir. Gelecek bilinmeyen bir coğrafyaya taşınmıştır. Bu durum zihinsel bir kopuş yaratır. Günlük hayat eski anlamını yitirir. Rutinler otomatikleşir. İlişkilerde mesafe artabilir.
Bu evre, yasın inkârla karışık hazırlık aşamasına benzer. Kişi bir yandan güçlü görünmeye çalışır, bir yandan da içten içe kaybedeceklerini düşünür; diğer taraftan belirsizliğin karmaşasını taşır. Ve bu süreç gerçekten de zorlayıcı, yönetilmesi kolay olmayan bir dönem olarak karşımıza çıkar.
Suçluluk ve Çelişkili Duygular
Göç kararı almış bireylerde sıkça görülen duygulardan biri de suçluluktur. Geride bırakılacak ülke, şehir, ev; aile üyeleri, arkadaşlar ve yaşlanan ebeveynler bu suçluluğu derinleştirir.
Bu süreçte aynı anda hem umut hem yas yaşanır:
“Daha iyi bir hayat istiyorum.”
“Ama sevdiğim her şeyi, herkesi bırakıyorum.”
Bu çelişki, yasın göçten önceki en önemli göstergelerinden biridir. Bir yanda öfke, diğer tarafta pazarlık süreci görülür. Ve bu süreç, göçle birlikte daha da derinleşmeye başlar.
Göçten Sonra Yaşanan Yas: Kaybın Gerçekleşmesi
Göç gerçekleştikten sonra, daha önce zihinsel olarak hazırlığı yapılan kayıplar somutlaşır. Artık kişi gerçekten uzaktadır. Bu aşamada yas daha görünür ve yoğun hâle gelir.
Göçten sonraki ilk dönemde sıklıkla kültürel şok yaşanır. Dil, sosyal kurallar, iklim koşulları, zaman algısı, mizah, beden dili… Hepsi farklıdır. Bu farklılıklar zamanla başka bir evreye geçişi beraberinde getirir: öfke.
“Kimse beni anlamıyor.”
“Burada her şey çok zor.”
“Ben burayı neden istedim?”
Bu düşünceler ve buna bağlı gelişen öfke yalnızca yeni ülkeye değil; bazen eski ülkeye, bazen de göç kararını alan “kendine” yönelir.
Yasın Derinleşmesi: Özlem ve Kimlik Kaybı
Zaman geçtikçe göçmenin yas deneyimi daha içsel bir hâl alır. Bayramlar, özel günler, tanıdık kokular ve sesler yoğun bir özlem duygusu yaratır. Bu noktada yas artık yalnızca “bir yerin” değil, bir kimliğin yasına dönüşür.
Kişi şu sorularla baş başa kalır:
• “Ben artık kimim?”
• “Nereye aitim?”
• “İki yer arasında kalmak ne anlama geliyor?”
Bu evre, depresif belirtilerle karışabilir ve sıklıkla yalnızca bir “uyum süreci” etiketiyle geçiştirilebilir. Oysa burada yaşanan şey, daha derin bir kimlik yeniden yapılanmasıdır.
Yeniden Anlamlandırma Ve Kabullenme
Göç yasının son evresi, kaybın silinmesi değil; onunla birlikte yaşamayı öğrenmektir. Kabullenme, kişinin hem geride bıraktıklarını onurlandırabildiği hem de yeni hayatına duygusal yatırım yapabildiği bir noktadır.
Bu evrede kişi iki kültürü çatışan değil, bütünleşen parçalar olarak görmeye başlar. Aidiyeti tek bir coğrafyaya sıkıştırmaz; alanını genişleterek daha özgür bir yaşama kucak açar. “Hem-orada-hem-burada” olma hâlini artık kabul eder. Bu aşama, kabullenme ile birlikte kimliğin yeniden inşa edildiği bir süreçtir.
Sonuç Olarak Göç, Bir Yolculuktan Çok Bir Yas Sürecidir
Göç yasını yalnızca “gittikten sonra yaşanan bir zorluk” olarak ele almak, sürecin en kritik kısmını kaçırmamıza neden olur. Yas gitmeden başlar; vedalaşmalar henüz söze dökülmeden önce yaşanır.
Bu nedenle göçmenlerin yaşadığı duygusal dalgalanmalar bir zayıflık değil, ruhun büyük bir değişime verdiği sağlıklı bir tepkidir. Göç yalnızca yeni bir hayata başlamak değil; eski hayatla yeni hayat arasında bir köprü kurmayı öğrenmektir.


