Bazen yaşadığımız bir olayın etkisi, olayın kendisinden çok daha büyük olabilir. Bir mesajın cevapsız kalması, birinin ses tonunun değişmesi, dışlandığını hissettiğin küçük bir an ya da yalnız bırakıldığını düşündüğün bir durum… Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bu anlar, iç dünyanda beklenmedik kadar yoğun duygular yaratabilir. Tam da bu yüzden insanlar bazen kendi tepkilerine şaşırır: “Neden bu kadar üzüldüm?” “Neden bunu bu kadar kişisel algıladım?” “Neden sanki içimde kontrol edemediğim bir şey varmış gibi hissediyorum?” Çünkü bazı anlarda yaşadığın duygu yalnızca bugüne ait değildir. Geçmişte hissettiğin ama tam anlamıyla iyileştiremediğin duygular da o ana eşlik eder. Ve bazen insanın en çok yorulduğu şey, tam olarak budur.
Çünkü travma sadece “büyük şeyler” demek değildir. Travma kelimesi duyulduğunda çoğu insanın aklına büyük felaketler gelir: ağır kayıplar, kazalar, şiddet ya da çok sarsıcı olaylar. Elbette bunlar travmatik deneyimlerdir. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında travma yalnızca olayın büyüklüğüyle ilgili değildir. Bazen kişinin yaşadığı duygusal deneyim, olayın kendisinden çok daha belirleyici olabilir. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan bazı deneyimler, dışarıdan “küçük” görünse bile kişinin ruhsal dünyasında derin izler bırakabilir. Sürekli eleştirilen bir çocuk, duyguları küçümsenen biri, başarıyla sevilmeyi öğrenen bir çocuk ya da sık sık kıyaslanan biri… Bunların hepsi zamanla kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi etkiler. Çünkü çocuk zihni, yaşanan olayları yetişkin zihni gibi yorumlayamaz. Bir yetişkin “annem şu an stresli olduğu için bana böyle davranıyor” diye düşünebilir. Ama çocuk çoğu zaman bunu kişisel algılar: “Demek ki yeterince değerli değilim.” “Demek ki sevgiyi hak etmiyorum.” “Demek ki dikkatli olmazsam terk edilirim.” İşte bu düşünceler zamanla kişinin iç sesi haline gelebilir.
Yıllar geçse de beden ve zihin bazı şeyleri unutmaz. İnsan zihni özellikle yoğun duygularla yaşanan deneyimleri kayıt altına alma eğilimindedir. Özellikle tehdit, korku, utanç, değersizlik ya da terk edilme hissiyle yaşanan olaylar, beynin alarm sisteminde güçlü izler bırakabilir. Bu yüzden yıllar sonra benzer bir duygu oluştuğunda, kişi yalnızca o ana değil; geçmişteki deneyimlerine de tepki vermeye başlayabilir. Örneğin çocukken sürekli eleştirilen biri, yetişkinlikte aldığı küçük bir geri bildirimi bile yoğun bir başarısızlık hissiyle yaşayabilir. Çocukken duygusal olarak ihmal edilen biri, karşısındaki kişinin kısa süreli uzaklaşmasını bile terk edilme gibi hissedebilir. Sürekli suçlanan bir çocuk ise yetişkinlikte kendisini açıklamak zorunda hissedebilir. Çünkü geçmişte oluşan duygusal kayıtlar, bugünkü ilişkilerin içine sessizce taşınabilir. Travma tetiklenmesi dediğimiz şey de çoğu zaman tam olarak budur: geçmişte yaşanan bir duygunun, bugünkü bir olayla yeniden aktive olması.
Tetiklendiğinde neden “olduğundan daha küçük” hissedersin? Bazı anlarda mantığın sana bir şey söyler ama duyguların bambaşka bir yerde olur. Bir tarafın “abartıyorsun” derken, diğer tarafın yoğun şekilde korkabilir. Bir tarafın “bu kadar üzülmene gerek yok” derken, diğer tarafın kendisini tamamen yalnız hissedebilir. Çünkü travma tetiklendiğinde kişi çoğu zaman yalnızca yetişkin haliyle tepki vermez. Aynı zamanda geçmişte incinmiş olan tarafı da devreye girer. Psikolojik olarak bakıldığında buna bazen duygusal gerileme süreçleri üzerinden yaklaşılır. Kişi biyolojik olarak yetişkin olsa da, yoğun tetiklenme anlarında kendisini geçmişte incindiği yaşın duygusal deneyimi içinde bulabilir. Bu nedenle bazı insanlar çatışma anlarında yoğun şekilde ağlayabilir, bazıları panik yaşayabilir, bazıları tamamen içine kapanabilir ya da aşırı savunmaya geçebilir. Aslında o an konuşan şey yalnızca bugünkü yetişkin taraf değildir. Geçmişte korkmuş, yalnız kalmış ya da yeterince korunamamış taraf da aynı anda konuşuyordur. Ve çoğu zaman insanın verdiği tepkinin yoğunluğu da tam olarak buradan gelir.
Bazen en büyük yorgunluk, sürekli kendini korumaya çalışmaktır. Travma yalnızca acı veren anılar bırakmaz. Aynı zamanda kişiye sürekli tetikte olmayı da öğretebilir. Bazı insanlar sürekli karşı tarafın değişen ruh halini analiz eder. Bazıları herkesi memnun etmeye çalışır. Bazıları reddedilmemek için kendisini olduğundan farklı göstermeye başlar. Bazıları ise incinmemek için kimseye yaklaşamaz. Çünkü geçmişte yaşanan duygusal yaralanmalar kişiye şunu öğretebilir: “Dikkatli olmazsan yeniden incinirsin.” Bu yüzden travma geçmişte kalmış bir olay gibi görünse bile, etkileri bazen kişinin ilişkilerinde, kendilik algısında ve günlük yaşamında devam edebilir.
İyileşmek her şeyi unutmak değildir. Toplumda çoğu zaman güçlü olmak; hiçbir şey hissetmemek, etkilenmemek ya da geçmişi tamamen geride bırakmak gibi düşünülür. Oysa psikolojik iyileşme çoğu zaman bastırmakla değil, fark etmekle başlar. İnsan kendine “neden böyle hissediyorum?” diye kızmak yerine, bu hissin hangi deneyimlerden geldiğini anlamaya başladığında kendisiyle kurduğu ilişki de değişmeye başlar. Çünkü bazı insanlar yıllarca kendilerini “fazla hassas”, “abartılı” ya da “zayıf” sanarak yaşar. Oysa çoğu zaman mesele hassas olmak değildir. Mesele, zamanında tek başına taşınmak zorunda kalınmış duyguların hâlâ ağırlığını hissetmektir. İyileşmek bazen geçmişi tamamen silmek değildir. Kendine ilk kez anlayışla yaklaşabilmektir. İçindeki o korkmuş tarafı küçümsemeden görebilmektir. Kendi hikâyene biraz daha şefkatle bakabilmektir. Çünkü bazı yaralar zaman geçtiği için değil, sonunda gerçekten görüldüğü ve anlaşıldığı için iyileşir.


