Hayatımızın bazı dönemlerinde bütün çabamızı tek bir hedefe yöneltiriz. Üniversiteden mezun olmak, yeni bir işe başlamak, başka bir ülkeye taşınmak ya da uzun zamandır hayalini kurduğumuz bir eğitimi almak… Aylarca, bazen yıllarca bu hedefler için çalışır, planlar yapar ve çeşitli zorluklarla karşılaşırız. Sonunda beklediğimiz gün gelir ve istediğimiz şeyi başarırız. Artık bulunduğumuz yerden memnunuzdur, hayatımızın yeni döneminin keyfini çıkarıyoruzdur. Ancak bazen bütün bu mutluluğun ortasında zihnimizde yeni bir soru belirir: “Peki, bundan sonra ne olacak?”
Henüz yaşanmamış bir geleceğin belirsizliği, bugünün mutluluğuna eşlik etmeye başlar. Üstelik bu kaygı yalnızca hayatından memnun olmayan insanlara özgü değildir. İnsan bulunduğu yeri sevebilir, başarılarıyla gurur duyabilir ve yine de birkaç yıl sonra nerede olacağını düşünerek endişelenebilir. Peki, her şey yolundayken bile geleceğimiz hakkında neden kaygılanırız?
Gelecek Kaygısı: Henüz Yaşanmamış Bir Zamanın Yükü
Gelecek kaygısı, kişinin henüz gerçekleşmemiş olaylar ve olası sonuçları hakkında endişe duymasıyla ilişkilidir. Özellikle eğitim, kariyer, ekonomik güvence, ilişkiler ve yaşam koşulları gibi önemli alanlarda belirsizlik arttığında bu düşünceler daha yoğun hale gelebilir.
Örneğin üniversite öğrencisi henüz mezun olmadan iş bulup bulamayacağını düşünebilir. Yeni bir ülkeye taşınan kişi, bulunduğu ortamdan memnun olsa bile birkaç yıl sonra nerede yaşayacağını merak edebilir. İş hayatına yeni başlayan biri ise mevcut işinden mutlu olmasına rağmen gelecekte yeterince başarılı olup olamayacağı konusunda endişelenebilir.
Bu örneklerin ortak noktası, kişilerin henüz gerçekleşmemiş durumlara ilişkin cevap aramasıdır. İnsan zihni olası tehlikeleri fark etmeye ve geleceğe hazırlanmaya çalışır. Bu nedenle geleceği düşünmek tek başına olumsuz bir durum değildir. Hatta belirli düzeyde kaygı, insanı plan yapmaya ve sorumluluk almaya yönlendirebilir.
Ancak geleceği düşünmek ile geleceğin bütün olasılıklarını kontrol etmeye çalışmak arasında önemli bir fark vardır. İlki hazırlıklı olmamızı sağlayabilirken ikincisi, henüz cevaplanması mümkün olmayan soruların zihnimizde tekrar tekrar dönmesine neden olabilir.
Belirsizlik Neden Bizi Bu Kadar Rahatsız Eder?
Gelecek kaygısını anlamak için üzerinde durulması gereken kavramlardan biri belirsizliğe tahammülsüzlüktür. Bu kavram, kişinin belirsiz durumları ne ölçüde rahatsız edici, tehdit edici veya kabul edilmesi güç bulduğunu ifade eder.
Dugas ve arkadaşları (1998), belirsizliğe tahammülsüzlüğün özellikle aşırı endişe ve yaygın kaygıyla ilişkili önemli bir bilişsel özellik olduğunu ortaya koymuştur. Başka bir ifadeyle bazı insanlar için gelecekte ne olacağını bilmemek, olumsuz bir olayın gerçekleşme ihtimali kadar zorlayıcı olabilir.
Örneğin iki kişi aynı üniversiteden mezun olmak üzere olsun. Her ikisinin de henüz bir iş teklifi bulunmasın. Birinci kişi bu durumu yeni fırsatların araştırılacağı bir dönem olarak değerlendirebilirken ikinci kişi sürekli “Ya iş bulamazsam?”, “Ya yanlış karar verirsem?” veya “Ya bütün emeklerim boşa giderse?” diye düşünebilir.
Burada kişilerin karşılaştığı belirsizlik aynı olsa da ona yükledikleri anlam farklıdır.
Carleton (2016), belirsizliğin kaygı ve korkuyla ilişkisini ele alarak bilinmeyene yönelik olumsuz tepkilerin çeşitli duygusal güçlüklerde önemli bir rol oynayabileceğini vurgulamıştır. Ancak belirsizliğe tahammül etmek, geleceği önemsememek ya da hiçbir plan yapmamak anlamına gelmez. Daha çok, bütün cevaplara bugün sahip olmadan da yaşamaya devam edebilmeyi içerir.
Bir Hedefe Ulaşınca Neden Yeni Sorular Başlar?
İnsan hayatı birbirini takip eden geçiş dönemlerinden oluşur. Öğrencilikten mezuniyete, mezuniyetten çalışma hayatına veya alışılmış bir çevreden yeni bir ülkeye geçiş yapmak yalnızca dış koşullarımızı değiştirmez. Aynı zamanda beklentilerimizi, sorumluluklarımızı ve geleceğe ilişkin düşüncelerimizi de etkiler.
Bir hedefe ulaşmak, o hedefin ardından gelecek bütün soruların cevaplandığı anlamına gelmez. Aksine, bazen bir başarı yeni seçeneklerin ve yeni belirsizliklerin başlangıcı olabilir.
Örneğin yurt dışında eğitim alma hayalini gerçekleştiren bir öğrenci düşünelim. Yeni arkadaşlıklar kurmuş, eğitiminden memnun ve yaşadığı ülkeyi seviyor olabilir. Buna rağmen zaman zaman mezuniyet sonrasındaki iş fırsatlarını, kariyer seçeneklerini veya nerede yaşayacağını düşünmesi mümkündür.
Bu durum mutlaka doyumsuzluk anlamına gelmez. Çünkü mevcut hayatından memnun olmak ile geleceğini güvence altına almak istemek birbirini dışlayan duygular değildir.
Schlossberg’in (1981) yetişkinlik dönemindeki geçişlere ilişkin yaklaşımı, yaşam değişikliklerine uyumun yalnızca olayın kendisine değil, kişinin bu değişimi nasıl değerlendirdiğine ve sahip olduğu destek kaynaklarına da bağlı olduğunu vurgular. Dolayısıyla bir geçiş dönemi hem heyecan verici hem de belirsizliklerle dolu olabilir.
Burada önemli olan, yeni hedeflerin kişiyi geliştiren bir motivasyon kaynağı mı yoksa sürekli kaygı yaratan bir zorunluluk mu haline geldiğini fark edebilmektir.
Plan Yapmak ile Sürekli Endişelenmek Aynı Şey mi?
Geleceği düşünmek her zaman kaygı verici değildir. Hatta plan yapmak, belirsiz durumlar karşısında kendimizi daha hazırlıklı hissetmemize yardımcı olabilir. Ancak bazen planlama ile endişelenme arasındaki sınır belirsizleşir.
Örneğin mezuniyet sonrasında çalışmak isteyen bir öğrencinin iş ilanlarını incelemesi, öz geçmişini hazırlaması veya mesleki deneyim kazanabileceği fırsatları araştırması geleceğe yönelik somut adımlardır. Buna karşılık henüz mezuniyetine uzun bir süre varken sürekli iş bulamama ihtimalini düşünmesi, aynı olumsuz senaryoları tekrar tekrar zihninden geçirmesi ve kesin bir güvence araması endişe döngüsüne dönüşebilir.
Borkovec ve arkadaşları (1983), endişeyi gelecekte gerçekleşebilecek olumsuz olaylarla ilişkili, kontrol edilmesi güç düşünce ve imgeler dizisi olarak ele almıştır. Bu açıdan endişe, bazen sorun çözüyormuşuz hissi yaratmasına rağmen bizi somut bir çözüme ulaştırmayabilir.
Kendimize şu soruyu sormak bu ayrımı fark etmemizi kolaylaştırabilir: “Şu anda düşündüğüm konu hakkında atabileceğim gerçekçi bir adım var mı?”
Eğer cevap evetse küçük ve uygulanabilir bir adım belirlemek faydalı olabilir. Eğer cevap hayırsa aynı soruyu tekrar tekrar düşünmek, belirsizliği ortadan kaldırmak yerine zihinsel yorgunluğu artırabilir.
Geleceğe Hazırlanırken Bugünü Kaybetmemek
Gelecekle ilgili kaygı yaşadığımızda bazen bugünkü başarılarımızı fark etmekte zorlanabiliriz. Henüz gerçekleşmemiş ihtimaller, şu anda sahip olduğumuz deneyimlerin önüne geçebilir. Oysa hayat yalnızca ulaşılacak hedeflerden oluşmaz; o hedeflere doğru ilerlerken yaşadığımız anlar da hayatımızın önemli bir parçasıdır.
Bu noktada psikolojik esneklik kavramı önem kazanır. Kashdan ve Rottenberg (2010), psikolojik esnekliği değişen koşullara uyum sağlayabilme, farklı düşünce ve duygulara açık olabilme ve davranışları içinde bulunulan durumun gerekliliklerine göre düzenleyebilme kapasitesiyle ilişkilendirmiştir.
Psikolojik esneklik, kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Kişinin geleceğe ilişkin endişeleri olsa bile bugün kendisi için anlamlı olan şeylerle ilgilenebilmesini ifade eder.
Örneğin bir öğrenci mezuniyet sonrasındaki kariyerini önemserken aynı zamanda derslerinden keyif alabilir, arkadaşlarıyla vakit geçirebilir ve bulunduğu ülkeyi keşfedebilir. Geleceğe hazırlanmak için bugünün bütün zamanını ve enerjisini geleceği düşünmeye ayırması gerekmez.
Bunun için uzun vadeli hedefleri daha küçük adımlara bölmek, kontrol edilebilen ve edilemeyen durumları birbirinden ayırmak ve kişinin şu anda sahip olduğu imkânları fark etmesi yardımcı olabilir. Ayrıca gelecekle ilgili düşünceler günlük yaşamı, uykuyu veya işlevselliği belirgin biçimde etkilemeye başladığında psikolojik destek almak da değerlendirilebilir.
Sonuç: Bütün Cevapları Bugün Bilmek Zorunda Değiliz
Hayatımızın her döneminde yeni hedeflerimiz, beklentilerimiz ve cevaplanmayı bekleyen sorularımız olabilir. Bir zamanlar ulaşmak için büyük çaba gösterdiğimiz bir hedef, bugün günlük hayatımızın parçası haline gelebilir. Ardından yeni bir yolculuk başlayabilir.
Ancak bir sonraki adımı merak etmek, şu anda bulunduğumuz yerin değerini azaltmak zorunda değildir. Gelecek kaygısı bazen sahip olduğumuz hayatı kaybetme korkusundan, bazen sorumluluklarımızdan, bazen de belirsizliği kontrol etme isteğimizden beslenebilir.
Belki de kendimize hatırlatmamız gereken şey, geleceği tamamen düşünmeyi bırakmak değil; onun henüz yaşanmamış bir zaman olduğunu kabul edebilmektir. Planlar yapabilir, hedefler belirleyebilir ve kendimizi geliştirmek için çabalayabiliriz. Fakat bütün bunları yaparken bugünkü hayatımızı da yaşamaya devam edebiliriz.
Çünkü geleceğe hazırlanmak önemlidir; ancak geleceğe hazırlanırken bugünü sürekli ertelemek zorunda değiliz.
Kaynakça
- Borkovec, T. D., Robinson, E., Pruzinsky, T., & DePree, J. A. (1983). Preliminary exploration of worry: Some characteristics and processes. *Behaviour Research and Therapy, 21*(1), 9–16. https://doi.org/10.1016/0005-7967(83)90121-3
- Carleton, R. N. (2016). Into the unknown: A review and synthesis of contemporary models involving uncertainty. *Journal of Anxiety Disorders, 39*, 30–43. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2016.02.007
- Dugas, M. J., Gagnon, F., Ladouceur, R., & Freeston, M. H. (1998). Generalized anxiety disorder: A preliminary test of a conceptual model. *Behaviour Research and Therapy, 36*(2), 215–226. https://doi.org/10.1016/S0005-7967(97)00070-3
- Kashdan, T. B., & Rottenberg, J. (2010). Psychological flexibility as a fundamental aspect of health. *Clinical Psychology Review, 30*(7), 865–878. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2010.03.001
- Schlossberg, N. K. (1981). A model for analyzing human adaptation to transition. *The Counseling Psychologist, 9*(2), 2–18. https://doi.org/10.1177/001100008100900202


