1) Bir Dans Olarak İlişkiler: Yakınlık ve Mesafe
Loş ışıklı bir balo salonunda hayal edin kendinizi. Her köşesi kırmızı ve altın tonlarıyla kaplı. Kocaman avizeler, şamdanlıklar ve kendi aralarında konuşan davetliler var. Sonra bir anda tango çalmaya başlar ve partnerinizle dans pistinin tam ortasına yerleşirsiniz. Kalabalık bir anda bulanıklaşır ve sadece ama sadece birbirinize ve müziğin ritmine odaklanırsınız… Bir adım ileri, bir adım geri. Bazen biri uzaklaşır, diğeri peşinden gider. Fakat biri geri çekildikçe diğeri de yorulur ve kendi yönüne dönmeye başlar. Tam bu kez mesafenin kalıcı olacağını düşündüğünüzde, roller değişir; uzaklaşan yaklaşır, diğeri yeniden ona yönelir. Ardından büyük bir kavuşma yaşanır. Özlem, tutku ve yoğun duygular bir anda yüzeye çıkar. Sanki her şey yoluna girmiştir. Ancak dansın başında yaşanan ve iki kişiyi birbirinden uzaklaştıran asıl konu, bütün bu duygular arasında konuşulmadan kalır. Ve döngü tekrarlanır. Peki, ilişkilerimizde de benzer bir dansın içinde olabilir miyiz? Yakınlık ve mesafe arasında tekrarlanan bu adımlar, kaygılı ve kaçıngan bağlanma örüntüleriyle nasıl bir ilişki içinde olabilir?
2) İlk Adım: Güven Duygusunu Nerede Öğreniriz?
Yetişkin ilişkilerimizdeki bağlanma örüntülerimiz her zaman tesadüf değildir. Hayatımızda ilk kurduğumuz ilişki bakım verenlerimizle olandır. Bu ilişki, yakınlığı, güveni ve ayrılığı nasıl deneyimlediğimizi etkileyebilir. Psikolog John Bowlby, bağlanmayı çocuğun güvenlik ve korunma ihtiyacıyla ilişkili, biyolojik temelli bir sistem olarak ele alır. Daha sonra Mary Ainsworth’un çalışmalarıyla ayrıntılandırılan bağlanma örüntüleri, çocukların bakım verenlerinden ayrıldıklarında ve onlarla yeniden bir araya geldiklerinde verdikleri tepkiler üzerinden incelenmiştir:
- Kaygılı Bağlanma: Çocuk ebeveyninin ayrılığına yoğun tepki verebilir ve dönüşünde bile sakinleşmekte zorlanabilir. Bu durum, bakım verenin bazen ilgili bazen ulaşılmaz olduğu, ihtiyaçlara tutarsız yanıt verdiği ilişkilerde gelişebilir.
- Kaçıngan Bağlanma: Çocuk, ayrılığa kayıtsız görünür ve ebeveyni döndüğünde yakınlık arayışını sınırlayabilir. Duygusal ihtiyacının sık sık reddedilmesi veya ebeveyninin yakınlık taleplerine yanıt vermemesi, çocuğun ihtiyaçlarını bastırarak kendi başına baş etmeyi öğrenmesinde rol oynayabilir.
- Güvenli Bağlanma: Çocuk ayrılıkta huzursuzluk yaşayabilir; ancak ebeveyni döndüğünde onunla yeniden yakınlık kurar ve zamanla sakinleşir. İhtiyaçlarına genellikle duyarlı ve tutarlı biçimde karşılık verilen çocuk, zorlandığında destek bulabileceğine dair güven geliştirebilir.
Çocuklukta şekillenen bu bağ kurma şekli ve bu beklentiler, sonraki ilişkilerimizi etkileyebilir; ancak yetişkinlikteki bağlanma örüntülerimizi tek başına belirleyemez ve tam olarak aynı olmak zorunda değildir.
3) Bir Adım Daha: Kaygılı Bağlanmanın Yakınlık Arayışı
“Yine günaydın yazmadığına göre kesin benden sıkıldı.” “Ya bu tartışmadan sonra ilişki biterse?” “Ya artık farklı biriyle ilgileniyorsa?” “Ona daha fazla yakınlık gösterirsem belki yeniden benimle ilgilenir.” “Ben yetersizim ve sevilmeyi hak etmiyorum.”
Bu düşünceler zaman zaman hepimizin aklından geçebilir. Ancak sıklaştıklarında ve ilişkideki güven duygumuzu etkilemeye başladıklarında kaygılı bağlanma örüntüsüyle ilişkili olabilirler. Diyelim ki bir ilişkimiz var ve aslında her şey yolunda. Kaygılı bağlanma örüntüsüne sahip biri, geç gelen bir mesajı ya da partnerinin sesindeki en ufak değişimi uzun uzun düşünebilir. Aklı, belirsizliği gidermek için en kötü ihtimallere yönelebilir. Mesaja geç cevap verilmesi, yoğun bir günle ilgili olabilecekken ilişkinin eskisi kadar iyi gitmediğinin işareti gibi algılanabilir. “Bu çelişkili algılar, kişinin kendi değerini sorgulamasına, partnerini kaybetmekten endişe duymasına ve partnerinin uzaklaştığına dair işaretlere karşı tetikte olmasına yol açabilir” (Simpson & Rholes, 2017). Kaygı bazen duygularını içine atarak bazen de daha fazla ilgi göstererek ve güvence arayarak kendini gösterebilir. Bir tartışma yaşandığında ilişkiyi kaybetme korkusu yoğunlaşabilir; konuşulması gereken konu ve kişinin kendi ihtiyaçları geri planda kalabilir. Kişi örneğin yemek yemekte ve dışarıya çıkmakta zorlanabilir. Merkezinde ilişkiyi kurtarma ve partneri vardır çünkü. İlişkiyi korumak için daha fazla sorumluluk üstlenmek, yakınlık göstermek ve sorunu tek başına çözmeye çalışmak bir süre rahatlatıcı gelse de altta yatan kaygı devam ettiğinde aynı döngü yeniden başlayabilir. Bu durum hem kişiyi hem de partnerini zaman zaman yorabilir.
4) Bir Adım Geri: Kaçıngan Bağlanmanın Mesafe Arayışı
“Çok fazla mı yakınlık kurduk?” “İlişkinin içinde nefes alamıyorum, benden çok fazla şey bekliyor.” “Kendimi fazla kaptırmamam gerek. Her an her şey bitebilir.” “O gitmeden ben gideyim.” “Çok seviyorum ama bu bana acı getirebilir.”
Bu düşünceler de çoğumuza tanıdık geliyordur. Ancak burada da düşünceler sıklaştıklarında ve ilişkideki güven duygumuzu etkilemeye başladıklarında kaçıngan bağlanma örüntüsüyle ilişkili olabilirler. “Kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip kişiler, ilişkilerinde bağımsızlıklarını, kontrol duygularını ve özerkliklerini korumaya çalışabilir” (Simpson & Rholes, 2017). Yine yolunda giden bir ilişki içinde olduğumuzu düşünelim. Kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip biri, ilişkinin başlarında yakınlık kurmakta zorlanmayabilir. Ancak duygusal yoğunluk ve bağlılık arttıkça baskı altında hissedebilir. Bunun yanında, kendi alanını kaybetmekten veya ilişkinin getirdiği sorumlulukları karşılayamamaktan endişe duyabilir. Partneri ilişkiyi güzel bir noktada görürken, o bu yoğunlukla başa çıkabilmek için kendini geri çekebilir. Büyük sözler, iltifatlar ve planlar beraberinde duygusal yakınlık ve bağlılık beklentilerini de getirebilir. Kişi, bu beklentiler karşısında kendini nasıl konumlandıracağını bilemeyebilir. Benzer şeyler bir durum tartışmada da yaşanabilir. Sorun üzerine konuşmak yerine sessizleşebilir, konuyu erteleyebilir ya da ilişkiyi bitirmeyi gündeme getirebilir. Partneri bunu umursamazlık veya sevgisizlik olarak yorumlarken kişi kendi içinde yoğun duygular yaşıyor olabilir. Ancak o, geçmiş deneyimlerinde duygularını ifade etmeye yeterince alan bulamamış olabilir. Bu yüzden yakınlığın getirdiği incinme ihtimalinden korktuğunda mesafede güvence arayabilir. Partner uzaklaştığında ya da ona alan tanıdığında ise yeniden yakınlaşması kolaylaşabilir. Bir süre her şey yolunda gidebilir; ancak yeni bir tartışma veya duygusal yoğunluk, geri çekilme ihtiyacını yeniden tetikleyebilir.
5) İlişkinin Tangosu: Şemaların Döngüsü
Kaygılı bağlanma örüntüsüne sahip biri, kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip biriyle ilişki yaşadığında, iki tarafın da zorlandığı bir döngü ortaya çıkabilir. Kaygılı taraf, kaybetme korkusuyla kendi ihtiyaçlarını ve sınırlarını ikinci plana atarak yakınlaşmaya çalışabilir. Kaçıngan tarafın mesafe arayışı ise bu korkuyu daha da tetikleyebilir. Bazen geçmişten tanıdık gelen ilişki dinamikleri, iki kişi arasında güçlü bir çekim hissedilmesine de katkıda bulunabilir. Bu çekimin bir parçasını anlamamıza yardımcı olabilecek kavramlardan biri de şemalardır. Şemalar, kendimiz ve başkaları hakkında geliştirdiğimiz, dünyayı yorumlama biçimimizi etkileyen düşünce kalıplarıdır. Örneğin, bir öğretmeni düşündüğümüzde zihnimizde gözlüklü, takım elbiseli biri canlanabilir ve nasıl davranması gerektiğine dair bir fikrimiz olabilir. Oysa herkes bu kalıplara uymak zorunda değildir. Benzer şekilde, şemalar bazen kendimiz ve dünyayla ilgili olumsuz inançlar geliştirmemize de neden olabilir. “Ben yeterince iyi değilim, sevilmeye layık değilim” düşüncesi kusurluluk şemasıyla; “İhtiyacım olan sevgiyi ve ilgiyi göremeyeceğim” düşüncesi ise duygusal yoksunluk şemasıyla ilişkili olabilir. Kaygılı bağlanma örüntüsüne sahip biri, bu inançları tetikleyen durumlara karşı daha hassas olabilir. Partnerinin en ufak mesafesini ilişkinin biteceğine dair bir işaret olarak yorumlayabilir, belirsizlik karşısında sık sık güvence arayabilir. Ortada ayrılığa işaret eden somut bir durum olmasa bile, tetiklenen şema bu ihtimali oldukça gerçek hissettirebilir.
Kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip olan kişi ise ilişki içinde büyük bir özgürlük alanına ihtiyaç duyabilir. Yakınlık yoğunlaştığında kendi alanını koruma ihtiyacını daha güçlü hissedebilir. Arkadaşlarına, ailesine ve işine yönelerek mesafe arayabilir ve partnerinin yakınlaşma çabalarını baskı olarak yorumlayabilir. Geçmiş deneyimleri, yakınlığı özgürlüğünün kısıtlanmasıyla ilişkilendirmesine yol açabilir. Özellikle otoriter, kontrolcü ve ihmalkâr bakım verenlere sahip olan biri, ileride kaçıngan bağlanma örüntüsü geliştirebilir. Kişi ilişki içinde planlardan, tartışmalardan ve birine ihtiyaç duyma fikrinden hoşlanmayabilir ve bu gibi durumlarda çekilip görünmez bir duvar örebilir. Kaygılı bağlanma örüntülü partner ise “Yanlış bir şey mi yaptım?” diye kaygılanabilir. Fakat partnerinin bu durumda geri çekilmesi, mutlaka ona değer vermediği anlamına gelmez; kendi duygularını ve yakınlık ihtiyacını yönetme biçimiyle ilişkili olabilir. Örneğin, “Duygularımı gösterirsem kontrolümü kaybederim” düşüncesi duygusal ketlenme şemasıyla; “Yakınlaşırsam kendi alanımı ve bağımsızlığımı kaybederim” düşüncesi ise iç içe geçme şemasıyla ilişkili olabilir.
Dışarıdan bakıldığında uyumsuz görünen bu iki tarafın hassasiyetleri, ilişki içinde birbirini tetikleyebilir. Kaygılı taraf yakınlık aradıkça kaçıngan taraf mesafe koyabilir; bu mesafe de kaygıyı artırabilir. İkisi de kendini korumaya çalışırken farkında olmadan birbirinin korkularını besleyebilir. Tango tam da burada başlar: Her iki taraf da bir adım atar, ancak aynı ritmi duyamaz. Böylece ilişkileri, bir ileri iki geri giden bir döngüye dönüşebilir.
6) Ritmi Yeniden Bulmak: Daha Güvenli Bağ Kurmak
Simpson ve Rholes’un (2017) derlemesine göre, kaygılı ve kaçıngan bağlanma örüntüleri her durumda aynı şekilde ortaya çıkmaz; özellikle ilişkiyi tehdit eden stresli durumlarda belirginleşebilir. Önemli olan, kendimizi veya partnerimizi etiketlemek yerine ilişkide tekrar eden döngüleri fark edebilmektir. Her ilişkide zaman zaman kaygı duymak veya alana ihtiyaç duymak doğaldır. Asıl mesele, bunların ilişkimizi nasıl etkilediğidir. Peki, bu döngüyü değiştirmek için nereden başlayabiliriz?
- Önce Kendi Ritmimizi Fark Ederek: Kaygı veya uzaklaşma ihtiyacı hangi durumlarda ortaya çıkıyor? O an neler düşünüyor ve nasıl davranıyoruz?
- Düşüncelerimizi Sorgulayarak: Her düşünceyi gerçek kabul etmek yerine, onu destekleyen ve desteklemeyen işaretleri değerlendirebiliriz. Böylece durumu daha net görebiliriz.
- İhtiyaçlarımızı Açıkça İfade Ederek: Suçlamak yerine ne hissettiğimizi ve neye ihtiyaç duyduğumuzu paylaşabilir, partnerimizi dinlemeye de alan açabiliriz.
- Kendi Sınırlarımızı Koruyarak: Bir ilişkinin sorumluluğu tek kişiye ait değildir. Yakınlık kadar kişisel alan da önemlidir. İhtiyaçlarımızı ifade ettikten sonra partnerimize yanıt vermesi için alan tanımak, bu sürecin bir parçasıdır.
Bu döngüleri değiştirmek zaman alabilir; gerektiğinde bir uzmandan destek almak süreci kolaylaştırabilir. Her ilişki tek tarafın çabasıyla dönüşmeyebilir, ancak bu farkındalık kendi ihtiyaçlarımızı ve sınırlarımızı daha iyi anlamamızı sağlar. Güvenli bir ilişki mükemmel ve sorunsuz bir ilişki değildir ancak “güvenli bağlanan bireyler, özellikle ilişkisel stresin yoğun olduğu durumlarda daha yapıcı düşünme, hissetme ve davranma eğilimindedir” (Simpson & Rholes, 2017). Yani aslında dansta hiç ritim kaybetmemek değil; bazen durup dinlemek, bazen yaklaşmak, bazen de alan tanımaktır. Önemli olan, adımlarımızı birlikte yeniden öğrenebilmektir.
7) Son Dans: Aynı Ritmi Yeniden Öğrenmek
Aşk ve ilişki çok değerli şeylerdir. Biz fark etmesek bile kendimizle ilgili pek çok şeyi bize öğretirler. Her aşk ve her ilişki kendine özgüdür. Yükselişleri olduğu gibi düşüşleri de vardır. Çünkü ilişkiler durağın değildir. Tıpkı bizim gibi onlar da zamanla değişebilir ve dönüşebilir. Belki de bu yüzden ilişkilerde mesele, kimin doğru adımı attığını bulmak değil, bizi tekrar tekrar aynı adımlara götüren duyguları anlayabilmektir. Çünkü geçmişimiz bugünkü ilişkilerimizi etkileyebilir ama onları belirlemek zorunda değildir. Güvenli bağlanmak, dans boyunca hiç ritim kaybetmemek değil; bazen durmayı, birbirini dinlemeyi ve yeniden yaklaşmayı öğrenmektir. Belki de değişim, tam olarak burada başlar: Birbirimizi değiştirmeye çalışmak yerine, aynı dansın içinde neler yaşadığımızı fark ettiğimizde.
Kaynakça
- Simpson, J. A., & Rholes, W. S. (2017). Adult attachment, stress, and romantic relationships. Current Opinion in Psychology, 13, 19–24. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2016.04.006


