İyileşmek… bir daha hiç düşmemekten ziyade düştüğümüzde kendine giden yolu yeniden bulabilmek olabilir mi?
İnsan, dünya üzerindeki en değişken varlık. Ruh hali bu kadar hızlı değişen, gün içinde bir sürü mooda giren başka bir canlı türü sanıyorum ki yoktur. Peki, iç dünyamızın bu kadar çok değişken olduğunu ne zaman fark ederiz? Bir gün yataktan kalkmanın, duş almanın bile zor geldiği zamanlarda mı? Yoksa daha önceden tutkuyla bağlı olunan, heyecan duyulan şeyler eskisi kadar heyecan vermediğinde mi?
Bu zamanlara iç dünyamızın ve zihnimizin hızlandığı zamanlar da dahil midir?
İnsanız; elbette ki duygu ve düşüncelerimiz zaman içinde değişecek, sabah isteksiz uyanmış olsak dahi akşamın ilerleyen saatlerinde bambaşka olabiliriz. Hayata karşı bakışımız, heyecanımız, enerjimiz hep bir değişim hâlindedir. Ama bu değişimler kişinin hayatını büyük oranda etkilediğinde, işlevselliğini bozduğunda işte o zaman konu duygusal dalgalanmaların ötesine geçebilir.
Bu noktada bipolar bozukluk olarak adlandırılan duygu durum bozukluğu karşımıza çıkar.
Halk arasında “bir gün iyi bir gün kötü” olarak tanımlanıyor olsa da oldukça karmaşık süreçlere dayanan klinik bir tablodur aslında. Bu bozukluğun mani, hipomani ve depresif dönemleri farklı şekillerde yaşanabilir; dolayısıyla şiddeti, süresi ve etkisi de kişiye göre değişkenlik gösterecektir.
Bugün ise sizleri, böyle bir tanıyla yaşamanın nasıl olduğuyla ilgili düşünmeye davet ediyorum. Daha da büyük bir merak konusu; bipolar bozuklukta iyileşmenin gerçekten mümkün olup olmadığıdır.
Belirtilerin Kaybolması: İyileşmek midir?
Psikiyatrik tedaviler; belirtilerin kaybolmasını önemli bir ölçüt olarak ele alır ancak bütünsel değerlendirmede tek başına yeterli değildir. Yani kişinin yaşamında iyileşmenin tamamını anlamak pek de mümkün olmayabilir.
Bu noktada 3 iyileşme kavramından söz edebiliriz: Klinik iyileşme, işlevsel iyileşme ve kişisel iyileşme.
Bireyin mani veya depresyon belirtilerinin azalması klinik iyileşme açısından önemli bir gelişmedir. Bu anlamda klinik iyileşme, remisyon (belirtilerin kısmen ya da tamamen azaldığı/ortadan kalktığı dönem) ile ilişkilidir.
İşlevsel iyileşme, kişinin günlük yaşamı ve sorumluluklarını sürdürebilmesiyle ilgilidir. Bir iş kurması, eğitim hayatına katılması, çalışıp üretebilmesi yani hayata karışabilmesi…
Kişisel iyileşme ise isminden de anlaşılacağı üzere, koyulan tanı ile birlikte veya belirtilerin tamamen ortadan kalkmadığı durumda bireyin kendine olan güvenini toparlaması, daha anlamlı, inançlı ve umutlu olmayı ifade eder.
Bu 3 iyileşme türü birbiriyle ilişkilidir ancak hızlarının her zaman aynı ilerleyebildiği söylenemez.
2022 yılında Frontiers in Psychiatry dergisinde yayımlanan bir sistematik derleme, bipolar bozuklukta kişisel iyileşmeyi inceleyen 24 çalışmayı değerlendirdi. Araştırmacılar, kişisel iyileşmenin belirtilerin şiddetiyle çok yakın bir ilişki göstermediğini ortaya koydu. Yaşamda anlam, umut, öz belirlenim ve kendini damgalamanın azalması gibi unsurlar da iyileşme deneyiminde öne çıktı (Chirio-Espitalier ve ark., 2022).
Bu sonuçlardan hareketle anlıyoruz ki bireyin hastalık belirtilerini değerlendirmekle, hayatını nasıl yaşadığını anlamak aynı şey değildir.
Bipolar bozukluğa sahip insan, tedavi sürecinde iyi bir yol katedebilir ancak yaşantılarının kendisine ne kattığını, ilişkilerini, kendine olan güvenini ve inancını sorgulayıp tazelemesi gibi süreçleri çok daha fazla zaman alabiliyor.
Bu anlamda iyileşmeyi yalnızca semptomlar ile anlayamayız, hayatla ilişki kurma biçimi de büyük önem teşkil etmekte.
Tüm belirtiler kontrol altına alınsa dahi hastalığın bütünüyle ortadan kalkması gibi bir durum ne yazık ki yoktur. Bu anlamda bipolar bozukluk tanısına sahip birey, hastalık sürecinde uzunca bir dönem belirti göstermeyip iyi hissetse dahi “tedaviye artık ihtiyaç duymaz” demek büyük bir yanılgıya sürükler.
Birçok kişi için uzun takipli koruyucu ilaç tedavilerinin uygulanması ve psikoterapi desteği iyilik hâli için elzemdir.
Öylesine karmaşık süreçlerden bahsediyoruz ki, kişinin ne zaman mani ya da depresif döneme gireceği ve bu dönemden ne zaman çıkacağı belli olmuyor. Buna bağlı olarak da tedavi süresi ve şekli kişiye göre değişkenlik gösterebiliyor.
Araştırmalara Göre…
Bipolar bozuklukta kişisel iyileşme üzerine yapılan çalışmalara bakıldığında uygulanan tedaviler yalnızca belirtileri azaltmıyor, hastanın kendi hayatını yeniden anlamlandırmasına da alan açabileceği görülüyor.
Perich’in 2022 yılında yayımlanan sistematik derlemesi bu açıdan dikkat çekici. Araştırmacılar, bipolar bozuklukta kişisel iyileşmeye odaklanan psikolojik müdahaleleri inceleyen beş çalışmayı değerlendirdi. Çalışmaların tamamında, bilişsel davranışçı terapi ilkelerinden yararlanan müdahalelerin ardından kişisel iyileşme ölçümlerinde anlamlı gelişmeler bildirildi.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var: İncelemeye alınan çalışmaların sayısı sınırlıydı ve bulgular, her bireyde aynı sonucun elde edileceği anlamına gelmiyordu. Bu nedenle sonuçları kesin bir iyileşme garantisi olarak değil, umut veren fakat daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyan kanıtlar olarak değerlendirmek gerekir (Hancock & Perich, 2022).
Hastalığı kabul etmek önemli bir nokta ancak kabul etmek, ona tamamen boyun eğmek anlamına da gelmemeli.
“İyileşme” Başka Hangi Unsurlarla Desteklenebilir?
Kişinin öncelikle tanıyı kabul etmesi, yaşadıklarını anlamlandırabilmesi, duygu değişimlerini tanımayı öğrenmesi, yanında destekleyici sosyal ilişkiler kurabilmesi gibi faktörleri hissetmesi bu süreçte önemli hususlardır.
Burada tanıyı kabul etmek derken, kişilikle veya benlikle özdeşleştirmek anlamında söylemiyorum; bu duygu durum bozukluğu hayatının bir parçası olabilir evet ama benliğinin tamamını kapsamaz.
Bizi biz yapan şey yalnızca hastalıklarımız veya hayattaki güçlüklerimiz değildir; dolayısıyla bir insanı sadece bunlarla tanımlamak çok yüzeysel olacaktır. Çünkü insan çok daha komplike bir varlık; çözümlenmeye ihtiyaç duyan çok geniş bir doğamız olduğu kesin!
Psikoloji biliminin bir miktar gelişim göstermiş olsa dahi elde olan verilerin yetersiz kaldığını ve hâlâ çok ilkel olduğunu; keza zamanla çok daha farklı yerlere evrimleşebileceğini düşünüyorum.
Özellikle de “ben neden yıllardır bipolarım, neden geçmiyor bitmiyor hayatımın sonuna kadar bu lanetle yaşayacağım” şeklinde çaresiz hisseden hastaları gördükçe en az bir 100-200 yıl daha çalışmamız gerekiyormuş gibi hissediyorum ve bu sadece bipolar bozukluk özelinde değil.
Tedavi Yalnızca Kriz Anlarında mı Önemlidir?
Belirtilerin yoğunlaştığı kriz dönemlerine yoğunlaşmak tedavi için tek kıstas olmamalıdır. Biliyoruz ki bu bozuklukta psikiyatrik ilaç tedavileri çok büyük yer kaplıyor. Bu anlamda psikiyatristler hastalığı çok detaylı analiz etmeli ve olası riskleri değerlendirmelidir. Yani hekimler, hastanın klinik özelliklerine, geçmiş dönemlerine, tedaviye verdiği yanıta göre yeniden düzenleme yapmaktadır.
Uygun durumda ise psikolojik müdahaleler (psikoterapi vb.) destekleyici olmaktadır.
Kanıta dayalı yaklaşımlar arasında
psikoeğitim, bilişsel davranışçı terapi, aile odaklı terapi ve kişilerarası ve sosyal ritim terapisi bulunur. Bu yaklaşımlar farklı amaçlara hizmet edebilse de kişinin hastalık hakkında bilgi edinmesine, duygu durumunu izlemesine, günlük düzenini korumasına ve olası yeni dönemlere karşı bir plan oluşturmasına yardımcı olabilir (Keramatian ve ark., 2023).
Araştırmalara göre bipolar bozukluk tedavisinde en iyi yöntem kombine tedaviler yani ilaç + psikoterapiler olsa da, psikoterapinin ilaç tedavisi yerine geçemeyeceğini özellikle belirtmem gerekiyor; terapinin de her bipolar hastası üzerinde iyileştirici etkisi olamayabileceğini söylemek mümkündür zira hastalık şiddeti yüksek bir hasta terapiye cevap vermeyebilir, tabiri caizse terapi işe yaramaz hissettirebilir.
Bu anlamda ağır vakalarda ilaç tedavisi, ömür boyu ilaç kullanmayı gerektirebiliyor.
Bir diğer etken ise uykudur. Uykunun hepimiz için çok önemli olduğunu biliyoruz… Bipolar bozuklukta da uykuda çok belirgin değişimler, biyolojik ritmin bozulması gibi durumlar görülebiliyor; dolayısıyla kişinin stresli yaşantısı da üstüne eklenince ortaya yeni bir duygu durum döneminin çıkması kaçınılmaz oluyor.
Burada uzun vadeli tedavi ve bakımda olası değişiklikleri takip etmek, erken uyarı veren işaretleri tanımak ve erken psikiyatrik ve psikolojik tedavi ekibiyle iletişim kurmak bu hastalığın olmazsa olmaz parçalarıdır.
Bir diğer önemli noktayı belirtmem gerekli: Bipolar bozuklukta iyileşme sorumluluğunu yalnızca hastaya yüklemek doğru olmayacaktır. “Kendine dikkat et, depresif olma, düzene gir, olumsuz düşünme” gibi öneriler son derece etkisiz olacak ve klinik tablonun karmaşıklığını göz ardı edecektir.
İyileşme dediğimiz şey birçok değişkeni içinde barındırır; uygun tedaviye erişim, uzman desteği, kişinin koşulları ve sosyal çevresi gibi pek çok unsur birbiriyle etkileşim hâlindedir ve tüm bunlarla şekillenen bir süreç olacaktır.
Bununla beraber, ilaçların artırılıp azaltılması, değiştirilmesi veya kullanmayı bırakılması gibi değişiklikler psikiyatrist kontrolündedir, hastanın kendisinde değil.
Peki, insan yeniden kendisi olabilir mi?
Bipolar bozuklukla ilgili en zor sorulardan biri de bu olsa gerek…
Tanı almadan önce ve sonraki hâlini kıyaslama içerisine girdiğinde kendine yabancılaşmış hissedebilir. Hastalık belirtilerini anlamlandırmaya çalışırken yaşadıkları zihninde büyük izler bırakabilir.
İyileşmenin bütünüyle eskiye dönmeyle ilgili olduğunu da düşünebilir; bu süreçte kişinin kendiyle kurduğu ilişki yeniden düzenlenebilir, sınırlar belirlenebilir ve hayatında önem verdiği şeyleri kendine hatırlatması gerekebilir.
Bu yolculuğa kendini tanımak da dahildir; duygu durumundaki değişimleri fark etmek ya da yardım istemenin onu güçsüz bir pozisyona sokmayacağının idrakinde de olmak… hepsi bu yolculuğa dâhildir.
Gerçek bir iyileşme doğrusal ilerlemeyeceği için iyi bir dönemi kötü bir dönem de takip edebilir. Zaman içinde korunulan bazı kazanımlar yerini yeniden, desteğine ihtiyaç duyulan durumlara bırakabilir.
Ve her şeye rağmen ilerleme kaybolmaz…
Bipolar bozukluk, ciddi bir tedavi ve takip süreci gerektirdiği için bu hastalıktan tamamen kurtulmak gibi bir durumun olmadığını söylemek gerçekçi bir yerden bakmamızı sağlar; ancak bu gerçeklik umutsuzluk anlamına gelmez.
Hastalığın belirtilerinin yönetildiği, kendisiyle ve çevresiyle ilişkilerini güçlendirdiği ve yaşama anlam katabildiği değerler oldukça bu hastalıkla yaşayabilmek ve hayata karışabilmek mümkündür.
İyileşmek aynı zamanda kendine yeniden yer açmaktır.
Eğer bireyin şartları uygunsa kendine şu soruları sorması iyileşme hedeflerini belirlemesine yardımcı olabilir:
“Nasıl bir hayat yaşamak istiyorum? Kendimi hangi ilişkilerin içinde daha güvende hissediyorum? Zorlandığımda hangi desteklere başvurabilirim? Tanımdan bağımsız olarak beni ben yapan şeyler neler?”
Bu yüzden bence artık yanlış sorulara odaklanmayı bırakmamız gerekiyor: Çünkü insanın hayatı klinik bir tablodan daha büyüktür.
Bipolar bozukluğa sahip olmak geçmiş ve gelecekteki kimliğin yegâne belirleyicisi olamaz. Dolayısıyla bu hastalığa sahip olmak hayatın tamamını bu hastalığın içine hapsetmek anlamına gelmemelidir.
İyileşmeye derin bir yerden bakınca her şeye rağmen kendimize yeniden alan açabilmek ve kendi hayatımızın öznesi olarak kalabilmek büyük bir şanstır.
Kaynakça
- Chirio-Espitalier, M., Schreck, B., Duval, M., Hardouin, J.-B., Moret, L., & Grall-Bronnec, M. (2022). Exploring the personal recovery construct in bipolar disorders: Definition, usage and measurement. A systematic review. Frontiers in Psychiatry, 13, Article 876761. https://doi.org/10.3389/fpsyt.2022.876761
- Hancock, J., & Perich, T. (2022). Personal recovery in psychological interventions for bipolar disorder: A systematic review. Australian Psychologist, 57(4), 215–225. https://doi.org/10.1080/00050067.2022.2083484
- Keramatian, K., Chithra, N. K., & Yatham, L. N. (2023). The CANMAT and ISBD guidelines for the treatment of bipolar disorder: Summary and a 2023 update of evidence. Focus, 21(4), 344–353. https://doi.org/10.1176/appi.focus.20230009
