Pazartesi, Temmuz 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Farkındalık Bir Sığınak Olabilir mi ?

Günümüzde sıkça duyulan bir cümle var: “Artık neden böyle davrandığımı anlıyorum.” Bu cümle çoğunlukla bir rahatlamayla söylenir ve sanki anlamak, meselenin büyük kısmını hallediyormuş gibi düşünülür. Bazen gerçekten öyledir. Ama bazen de değildir. İçgörü, psikoterapinin en değerli araçlarından biridir. Bir davranışın kökenini görmek, onun tekrar etme ihtimalini azaltır diye düşünülür. Çocuklukta yaşanan bir terk edilmişlik hissinin, yetişkinlikte neden ilişkilerden kaçıldığını açıkladığını fark etmek gerçek bir başarıdır. Ancak burada gözden kaçan bir ayrım var: anlamak ile değişmek aynı şey değildir. Ve bazıları için anlamak, değişmenin yerini alır.

Bilinen Hikayede Kalmak

Kendi hikayesini bilen biri, o hikayenin içinde güvenli bir yer edinir. “Ben böyleyim çünkü…” cümlesini bir açıklama gibi sunar, ama aynı zamanda bir sınır da çizer. Kişi artık kendini tanımlayan bir hikayenin sahibidir ve bu hikaye, değişmeyi gerektirmeyen bir kimliğe dönüşebilir. Bir danışan, ilişkilerde neden mesafeli davrandığını yıllar içinde ayrıntılı biçimde çözümlemiş olabilir. Annesinin duygusal olarak ulaşılamaz oluşunu, buna karşı geliştirdiği bağımsızlık stratejisini, bu stratejinin artık işlevsiz olduğunu anlatabilir. Ama aynı kişi, bir sonraki ilişkisinde yine aynı mesafeyi koyar. Çünkü anlamak, o mesafeyi koymanın yeni ve daha süslenmiş bir yolu hâline gelmiştir. Artık “Neden böyle yaptığımı bilmiyorum” değil, “Neden böyle yaptığımı biliyorum, dolayısıyla bu konuda bu şekilde davranmaya devam edebilirim” algısı vardır. Bu, içgörünün kötü olduğu anlamına gelmez. Ancak içgörünün kendisi bir amaç hâline geldiğinde, asıl işlevini kaybeder.

Anlamlandırmanın İkili Yüzü

Zihin, tehdit karşısında iki farklı şey yapabilir: Ya tehdide müdahale eder ya da onu anlamlandırarak taşınabilir hâle getirir. İkincisi, kısa vadede işe yarar; acıyı azaltır, kaosu düzene sokar. Ama bazen bu anlamlandırma süreci, asıl müdahaleyi erteleyen bir sığınağa dönüşür. Sürekli kendini analiz eden biri düşünelim: Her duygusunu etiketleyen, her tepkisinin kökenini sorgulayan, terapi dilini günlük hayatına taşımış biri. Bu kişi dışarıdan bakıldığında oldukça farkında görünür. Ama bu farkındalık bazen bir eylemsizlik biçimidir. Duygunun kendisiyle karşılaşmak yerine, duygu hakkında konuşmak tercih edilir. Kızgınlığı hissetmek yerine kızgınlığın nereden geldiğini açıklamak, üzüntüyü yaşamak yerine üzüntünün aslında ne olduğunu çözmek… Bu noktada terapistin rolü de değişir. Bazı seansların gerçek işlevi, anlamak değil, anlamamaya izin vermektir. Bir duyguyu hemen bir sebebe bağlamadan, çözümlenmemiş hâliyle orada tutabilmek.

Bilmek ve Yapmak Arasında

En belirgin fark, anlayışın davranışa hiç sızmamasıdır. Kişi neden yaptığını tam olarak bilir ama yapmaya devam eder ve bu çelişki artık onu rahatsız etmez. Anlamak, sanki davranışın kendisini meşrulaştıran bir gerekçeye dönüşmüştür. Kendini tanımak değerlidir ama tek başına yeterli değildir. Asıl fark, anlaşılmayla birlikte bir şeyin değişip değişmemesiyle ortaya çıkar. Aksi hâlde içgörü, geçmişle kurulan rahat ve düzenli bir ilişkiden ibaret kalır; sorunun kendisiyle değil, sorunun hikâyesiyle barışmak olur. Unutulmamalıdır ki kendini bilmek sadece geçmişin sayfalarını okumak değil, bugünün sayfasını bambaşka bir eylemle yeniden yazabilme gücüdür.

İzel Boz
İzel Boz
İzel Boz, psikoloji lisans eğitimini tamamlamış bir psikologdur. Akademik ve mesleki gelişimi süresince köklü sağlık kurumlarında stajyer psikolog olarak klinik saha deneyimi kazanmıştır. Şu an uzmanlık yolculuğuna Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) eğitimi ve Klinik Psikoloji yüksek lisans süreciyle devam etmektedir. Çalışmalarında klinik psikoloji ve çocuk odaklı değerlendirmelerin yanı sıra; ilişki, çift, aile ve cinsel terapi alanlarına özel ilgi duymakta, özellikle bağlanma süreçleri, duygu düzenleme ve modern ilişki dinamikleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Bilimsel temelli yaklaşımları, danışan odaklı ve bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır. Psikolojik bilginin bilimsel ve etik temellerden ödün verilmeden, toplumun her kesimi için anlaşılır ve erişilebilir kılınmasını mesleki vizyonu olarak görmektedir. Psychology Times bünyesinde, güncel literatür ışığında farkındalık yaratan içerikler üretmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar