Son zamanlarda sosyal medyada karşıma çıkan bazı içerikler var. Örneğin Morgan Ugoagwu adlı bir kullanıcının “Six signs you’re a chopped woman” adlı 1.5 milyon izlenen videosu veya insanların diğerlerinin görünüşlerini on üzerinden değerlendirdikleri videolar gibi neyin çekici olduğu neyin olmadığını gösteren eleştirel içerikler. Bu içerikler özellikle genç yaştaki bireylerin kendilerini yetersiz hissetmesine sebep olabiliyor. Bunun önüne geçmek için güzelliğin, estetiğin ve çekiciliğin tam olarak nereden doğdunu anlamak yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.
Güzellik Algısının Nörobiyolojik Temelleri
Estetik uyaranların algılanışı, bireysel zevkten ziyade belirli nörobiyolojik süreçler tarafından şekillenir. Nörogörüntüleme çalışmalarında, “çekici” olarak değerlendirilen yüzlerin görülmesi sırasında beynin ödül sistemi ile ilişkili bölgelerinde (özellikle ventral striatum ve orbitofrontal korteks) anlamlı aktivasyonlar saptanmıştır. Bu bulgular, güzellik algısının bilişsel bir yargıdan çok, ödül temelli bir işlemleme sürecine dayandığını göstermektedir. Estetik uyaranlar dopaminerjik sistemi aktive ederek olumlu duygular yaratır ve bu durum, güzelliğin öğrenilmiş bir pekiştiriciye dönüşmesini sağlar. (American Psychological Association; Neuroaesthetics).
Sosyal Medya ve Algısal Çarpılma
Bu nörobiyolojik hassasiyet, sosyal medya ortamlarında maruz kalınan yoğun ve seçilmiş görsellerle birleştiğinde algısal bir çarpılma ortaya çıkmaktadır. Filtrelenmiş ve “estetik” hale getirilmiş yüzler, beynin ödül sistemini sürekli aynı görsel özellikler üzerinden uyarmakta; böylece belirli oranlar ve yüz tipleri “norm” olarak kodlanmaktadır. Algoritmaların yüksek etkileşim alan içerikleri tekrar tekrar sunması, bu estetik şablonların kalıcı hâle gelmesine neden olur. Sonuç olarak bireyler, kendi görünümlerini bu yapay standartlarla karşılaştırmaya başlar ve bu karşılaştırma süreci benlik değeri ile beden algısı üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Nitekim yapılan epidemiyolojik çalışmalar, yoğun sosyal medya kullanımının beden memnuniyetsizliği, anksiyete ve düşük özsaygı ile anlamlı ilişkiler gösterdiğini ortaya koymaktadır (Royal Society for Public Health; Status of Mind).
Alışma Kavramı ve Estetik Standartlar
Bu süreç, nörobilim literatüründe alışma (habituation) kavramı ile de açıklanabilir. Beyin, sık tekrar edilen uyaranlara zamanla daha az duyarlı hâle gelirken, aynı zamanda bu uyaranlara ilişkin sinirsel yolları güçlendirme eğilimi gösterir. Sosyal medyada sürekli benzer estetik özelliklere maruz kalmak, belirli yüz oranları ve beden tiplerine karşı artan bir hassasiyet geliştirirken, bu kalıpların dışındaki görünümleri daha az çekici olarak değerlendirme riskini artırır. Yani bir süre sonra algılara uymayan en ufak bir değişiklik gözümüzde büyümeye başlar. Böylece estetik algı, esnek ve bireysel bir değerlendirme olmaktan çıkarak daraltılmış bir referans çerçevesine sıkışır.
Yaşam Tarzı Üzerindeki Estetik Baskı
Ayrıca bu estetik algıların sadece insanlarda değil yaşam tarzlarımız üzerinde de etkili olduğuna değinmekte fayda var. Hayatımız sosyal medyada göründüğü kadar estetik olmadığında, soframız, yemek tabaklarımız, evlerimiz bile bir huzursuzluk sebebi haline gelebiliyor. Dolayısıyla hem kendimizi hem çevremizi o standartlara getirmek için büyük çabalar sarf etmek zorunda kalıyoruz ve buna rağmen estetik hale getiremediğimiz her an bize rahatsızlık veriyor.
Dijital Maruziyetin Psikolojik Etkileri
Bu bağlamda dijital estetik maruziyet, yalnızca bireysel tercihler üzerinden değil, beynin öğrenme ve ödül sistemlerini etkileyen yapısal bir psikolojik etken olarak ele alınmalı ve algıların gerçekliği sorgulanmalıdır.


