-
yüzyıl, Fransız Devrimi ile birlikte akıl, bilim ve bireysel özgürlük gibi kavramların öne çıktığı Aydınlanma Çağı olarak anılabilir. 19. yüzyılın en önemli dönüm noktası sanayi devrimidir. 20. yüzyıl ise iki büyük dünya savaşının aynı yüzyılda yaşanması nedeniyle savaş ve travma yüzyılı olarak tanımlanabilir.
Peki bu kısa tarih bilgisi neden bu yazının giriş paragrafı oldu? Çünkü 20. yüzyılın sonlarına doğru ilginç bir gelişme yaşandı. Yüzyıllar boyunca biriken travmalar ve toplumsal dönüşümler bizi yeni yüzyıla hazırladı.
Dijital Çağ ve Ruh Sağlığı
-
yüzyıla şu ana kadar damgasını vuran gelişmeler arasında internet, dijitalleşme, sosyal medya ve yapay zekâ yer alıyor. Global bir pandemi ise fiziksel bir sağlık krizi olarak başladı ancak karantina, yas, belirsizlik ve kontrol duygusunun yitimiyle birlikte kitlelerin ruh sağlığını olumsuz etkiledi.
Sürekli ve hızlı değişen gündem içinde kimlik ve aidiyet sorunları, yalnızlık ve yabancılaşma, anksiyete ve depresyon artışı insanları psikolojik dayanıklılık ve iyi oluş arayışına yönlendirdi. Bu arayış, sosyal medyada psikolojiye dair üretilen ve tüketilen içeriklerde de açıkça görülüyor.
Evet, terapiye çoğu kişinin ihtiyacı var. Bazen tekrarlayan döngüleri fark etmek, bazen anlam bulmak, bazen de kişinin kendisiyle ve başkalarıyla daha sağlıklı ilişkiler kurabilmesi için terapi önemli bir ihtiyaç hâline geliyor. Ancak size uygun terapi ve terapisti nasıl seçmeniz gerekir?
Psikoterapi ve Terapi Ekolleri
Psikoterapi sanılanın aksine tek bir yöntemden oluşmaz. Sigmund Freud tarafından geliştirilen psikanalitik terapiden bu yana pek çok terapi yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Psikanaliz ve psikodinamik terapi, bilinçdışı süreçler, bastırılmış dürtüler ve çocukluk deneyimlerini merkeze alır; geçmiş yaşantıların bugünkü davranışları nasıl etkilediğini inceler.
Bilişsel Davranışçı Terapi ve davranışçı terapi ise insan davranışlarının öğrenme yoluyla biçimlendiğini savunan yaklaşımlardır. Davranışçı yaklaşım sorunları gözlemlenebilir davranışlar üzerinden ele alırken, Bilişsel Davranışçı Terapi düşünce kalıplarını ve duyguları da sürece dâhil eder. Düşünceler duyguları, duygular ise davranışları etkiler. Her iki yaklaşım da geçmişten çok bugüne odaklanır; terapist ve danışan iş birliği içinde somut hedefler belirler. Depresyon ve kaygı temelli sorunlarda sıklıkla tercih edilir.
Hümanistik, gestalt ve varoluşçu yaklaşımların ortak noktası ise belirti azaltmaktan çok anlam ve farkındalık odaklı olmalarıdır. Danışan, kendi hayatından sorumlu aktif bir özne olarak görülür ve danışan ile terapist arasında kurulan ilişki teknikten önce gelir. Bu yaklaşımlar, belirtileri hızla ortadan kaldırmak yerine o belirtilerin kişinin hayatındaki anlamını keşfetmeyi amaçlar.
Şema terapi, EMDR ve sistemik terapi gibi pek çok farklı yaklaşım da mevcuttur. Ancak önemli noktalardan biri terapist seçimidir.
Terapötik İlişki ve Terapist Seçimi
Psikoterapide kullanılan ekoller, teknikler ve sorunları ele alış biçimleri farklı olsa da araştırmalar tutarlı biçimde göstermektedir ki en belirleyici unsur, terapistin danışanla kurduğu ilişkidir. Terapötik ilişki ya da terapötik bağ olarak adlandırılan bu süreç, danışanın kendini anlaşılmış ve kabul edilmiş hissetmesiyle başlar. Kişi ancak güvende hissediyorsa, terapi odası danışan için güvenli bir alan oluşturuyorsa, gerçek sorunlarını dile getirebilir.
“İyi” bir terapist her şeyden önce güçlü bir dinleyicidir. Terapi odasında söylenenler kadar söylenmeyenleri de fark edebilir. Empati kurar ancak mesafesini korur. Danışanı yönlendirmekten çok ona eşlik eder, hazır cevaplar sunmak yerine danışanın kendi cevaplarını keşfetmesine alan açar.
Sonuç: En İyi Terapi Var mı?
Tüm bu yaklaşımlar ve ekoller düşünüldüğünde, “en iyi terapi” sorusuna tek bir cevap vermek mümkün değildir. Çünkü her bireyin yaşantısı, ihtiyaçları ve beklentileri farklıdır. Terapiye hemen hemen herkesin ihtiyacı olduğu bir zaman dilimindeyiz. Bu sebepten olsa gerek ihtiyaçlar ve beklentiler pek çok çeşitlilik gösterebiliyor. Terapist her ihtiyaca uyumlanmasa bile hevesini, ideallerini ve karşısındaki insanı anlamaya dair motivasyonunu korumalıdır. Bu noktada terapinin başarısını belirleyen en önemli unsur, kullanılan teknikten çok danışanın kendini güvende hissettiği bir ilişki kurabilmesidir.
“Tüm teorileri öğrenin, tüm tekniklere hâkim olun; ama bir insan ruhuna dokunurken sadece başka bir insan ruhu olun.” — Carl Gustav Jung
Bu nedenle psikoterapide belirleyici soru “hangi terapi daha iyi?” değil, “bu odada gerçek bir karşılaşma mümkün mü?” sorusudur.
Kaynakça
Norcross, J. C., & Lambert, M. J. (2018). Psychotherapy relationships that work: Evidence-based therapist contributions. Oxford University Press. Wampold, B. E., & Imel, Z. E. (2015). The Great Psychotherapy Debate: The Evidence for What Makes Psychotherapy Work. Routledge.


