Perşembe, Haziran 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Eğitim Yönetiminde Mobbingin Çalışanın İş Motivasyonu ve Psikolojisi Üzerinde Etkisi

Mobbing kavramı, “iş yerinde psikolojik taciz/zorbalık” tanımına karşılık olarak ilk kez 1980’lerde Alman endüstri psikoloğu Dr. Heinz Leymann tarafından literatüre kazandırılmıştır. 2026 yılının ilk yarısına gelindiğinde, farklı sektörlerde çalışan bireylerin gerek iş arkadaşları gerekse yöneticileri tarafından halen bu duruma maruz bırakıldığı açıkça görülmektedir. Eğitim sektörü de birçok sektör gibi mobbing durumunun sıklıkla yaşandığı alanlardan biri olarak gözlemlenmiştir.

Eğitim Sektöründe Mobbinge Uğranıldığının Göstergesi

Spesifik durumlar da olmakla birlikte, genel-geçer maddelere bakıldığında eğitim çalışanından (öğretmen, eğitim danışmanı vb.) iş tanımından ve mesaisinden fazlasını beklemek ve bu beklentiyi normalleştirmek bir mobbing türüdür. Bu genellikle yönetimin yaptığı mobbingler arasında yer almaktadır. Bu durum, çalışanın iş tanımını karmaşıklaştırır ve yaptığı işe karşı motivasyonunu azaltır. Yönetimin maruz bıraktığı bir başka mobbing türü ise kıyaslamadır. Branş veya kademe bazlı feedback toplantılarında başka bir çalışan üzerinden olumlu/olumsuz örnek vermek, kişilerin haksız rekabet ortamına maruz kalması ile eşdeğerdir. Bu durum, ekip çalışması gerektiren noktalarda çalışanların kendilerine olan güvenini zedeleyecektir.

Bir başka mobbing türü de özellikle özel sektörde anlaşma sürelerinin uzatılmasıdır. Çalışanlar sistematik olarak bir sonraki yılın belirsizliğine maruz bırakılır. Benzer bir durum, anlaşmalar başladığında anlaşılmayacak çalışanla görüşülmemesidir. Bu durum, çalışanın öz değer algısını zedeleyecektir. Yöneticilerin yaptığı en büyük mobbinglerden biri sayılabilir. Devam edilmeyecek çalışanla “emeklerin için teşekkürler” konuşması yapmak yerine iş arkadaşlarını anlaşmaya çağırıp o kişi/kişileri bunu izlemeye maruz bırakmak, çalışanın hem sisteme hem de mesleğine karşı olumsuz tutumla yaklaşmasına sebep olur.

Mobbingin Psikolojik Yansımaları

Herhangi bir mobbing türüne maruz kalan çalışanda öz sevgi/öz değer zedelenmesi, mesleğe karşı isteksizlik ve idealist görüşün kaybolması gibi hususlar baş göstermektedir. Sistem, eğitimcilerden “geleceği kurtarmasını” beklerken, aynı zamanda yaşamak zorunda bıraktığı olumsuz durumlarla onları farklı çalışma alanlarına mecbur bırakmaktadır. Örneğin, iş arkadaşı mobbingine maruz kalan bir çalışan bunu yöneticisine bildirdiğinde kriz yönetimi yapmasını bekler. Bu doğaldır çünkü kriz yönetimi, yöneticinin görevidir. Süreç içerisinde yönetici problemi çözemiyor ve mağdur ile suçluyu aynı noktada değerlendiriyorsa, mağdur olan çalışan iş hayatında güvensizlik yaşamaya açık hale gelir. Çünkü bu noktada iş yerinde uğradığı haksızlığa karşı yalnız olduğunu düşünür. Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bir başka durum da alınan öğrenci potansiyelinin belli olduğu kurumlarda akademik başarının yalnızca eğitimciden beklenmesidir. Veli-öğretmen-kurum dinamiğinde açık feedbackler verilmediğinden öğretmenin “yetersizliği” algısı oluşur. Yine eğitimcinin mesleki yeterlilik konusunda ikilem yaşaması ve buna bağlı olarak depresyon/anksiyete süreci başlatır.

Mobbinge Maruz Kalmamak veya Mobbinge Maruz Bırakmamak İçin Uygulamalar

Üzerine çok yazılıp çizilen bir konu olması nedeniyle net bir sonuca henüz varılamamıştır. Yalnızca etik kavramının çalışma hayatı açısından değerlendirilmesi ve özellikle yöneticilerin bu kavramı uygulamada problem yaşamamak adına alan okuması yapması başlıca öneriler arasında sunulabilmektedir. Immanuel Kant’ın “Etik” adlı kitabı bu hususta başlangıç kabul edilebilir. Davranışların dayandığı ilkelerin evrensel nitelik taşıması gerektiği göz önünde tutulmalıdır. (Kant, I. (2013))

Bunun dışında gözlem raporları ve sene bazlı uygulama-tutum-dönüt analizleri yapılmalıdır. Bu analizler, kurumların ve kurumlarda çalışanların “denek” olmasının önüne geçecek ve sağlıklı hiyerarşiyi sağlayacaktır. Eğitim sistemi, bir ülkenin en temel taşı sayılabilecek ölçüde önemlidir. Sistem içindeki çarklar düzenli işlemediği takdirde ülke için de olumsuz durumlar kaçınılmaz olacaktır. Sistemdeki en kritik etken ise eğitimcidir. Çalışma hayatı boyunca gereken hakların tanınması, mesleki saygınlığın yok sayılmaması ve iletişime açık yöneticilere sahip olunması gibi hususlar, temelde eğitimcinin idealistliğini ve mesleki tatminini korur. Sürdürülebilirlik sağlar. Bu koşulların sağlanmaması durumunda ise eğitimci, iş hayatında öz sevgi/öz saygı yitimi ve mesleki yetersizlik kaygısıyla baş etmek zorunda kalır. Sistemde yaratılan bu hata, kişileri gelecek kaygısına ve dolayısıyla depresyona sürüklemeye açık hale getirir.

Melisa Ayyılmaz
Melisa Ayyılmaz
Türk Dili Edebiyatı lisans, çocuk gelişimi ve yeni medya bölümlerinde ön lisans eğitimi almıştır. İstanbul Ticaret Üniversitesinden Oyun Terapisi sertifikası almıştır ve özellikle erken ergenlik dönemi ile eğitim psikolojisi alanlarında çalışmaktadır. Biri ortak yayın olmak üzere 3 kitabı bulunmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar