Bir CEO kriz çıktığında şirket için dönüm noktası olacak bir kararlar verir. Bir sporcu belki de son anda yaptığı bir hamle ile hem kendi kariyerini hem de takımının sonucu değiştirir. Bir müzisyen doğaçlama çalarken o özel notayı seçer. Genelde bu anlar tecrübe, bilgi, değerler ya da sezgi olarak açıklanır fakat şimdi, nörobilim ve performans psikolojisi karar vermenin sadece deneyimle, değerlerle ve bilgiyle oluşmadığını; beynin, psikolojinin ve farkındalığın birleştiği yerde, çeşitli özelleştirilmiş mental antrenmanlarla gelişen bir zihinsel beceri olduğunu bize gösteriyor.
Karar Vermenin Nörobiyolojik Temelleri
Karar verme süreci beyinde birçok farklı bölgenin birlikte çalışması ile gelişse de aktif ve önemli rol oynayan birkaç merkez var: Prefrontal Korteks ve Amigdala. Bu iki bölge birlikte çalışarak karar verme mekanizmasını gerçekleştirir. Eskiden duyguların, yani amigdalanın aktive olması, karar vermeye engel olduğu düşünülürdü. Fakat son araştırmalar bu iki bölgenin karar verirken birlikte çalıştığını gösteriyor. Dixon ve Christoff (2017) tarafından ortaya konulan “akıllı karar verme” modeline göre; amigdala bir seçeneğin değerini ve duygusal ağırlığını hesaplarken, prefrontal korteks bu veriyi alıp planlayarak uzun vadeli hedeflerle hizalandırıyor.
Kötü kararlar ise çoğu zaman bu iki bölge arasında iletişim koptuğunda ortaya çıkıyor. Stresli bir durumda amigdala, prefrontal korteksin işlevini azaltmaya meyilli oluyor ve bu yüzden yanlış seçimler ortaya çıkıyor. Bu yüzden iyi bir karar vermek için sadece bilgi yeterli olmuyor, bu nöral akışı yönetecek duyguları da düzenleme becerisi önemli bir rol oynuyor.
Bilişsel Tuzaklar ve öz Farkındalık
Bu sürecin psikolojik zemini ise güçlü bir kendini tanıma (self-awareness) becerisine dayanır. Yapılan araştırmalar, kendini iyi tanıyan kişilerin daha doğru karar verdiklerini gösteriyor (Carden, Jones ve Passmore, 2022). Hepimiz Batık Maliyet Yanılgısı (zamansal, maddi ve manevi yatırım yapılan ve emek verilen bir işin maliyetler geri kazanılamayacak olsa bile devam etme eğilimi) gibi bilişsel tuzaklara düşebiliriz; ancak farkındalığı yüksek bir lider veya sporcu, kendi zihinsel tuzaklarını fark edebilir ve bunu avantaja dönüştürebilir. Örneğin, bir projenin başarısızlığını kabul edememek, projenin potansiyelinden ziyade kişinin hata yapma korkusundan kaynaklanıyor olabilir ve bu ayrımı yapabilmek, bir kararın kalitesini belirleyen en ana unsurlardan birisidir.
Farkındalığın Stratejik Gücü
Birçok kişi farkındalık deyince sadece rahatlamayı aklına getirse de aslında farkındalık, beyne odaklanmayı öğreten bir yöntemdir. Hafenbrack, Kinias ve Barsade (2014), farkındalık uygulamalarının insanların batık maliyet yanılgısı gibi sık yapılan düşünce hatalarını azalttığını belirtiyor. Farkındalık insanların geçmişte yaptığı yatırımlara olan duygusal bağını objektif bir şekilde görme olanağı sağlıyor ve kişilere şu anda daha mantıklı kararlar alma şansı veriyor, uyaran ile tepki arasındaki boşluğu genişleterek bireyi otomatik pilotta karar vermekten kurtarıyor. Bu durum da kurumsal hayatta stratejik serinkanlılık, sporda ve performans dünyasında ise anlık odaklanma olarak performansa yansır.
Zihinsel Antrenman ve Performans
Üst düzey sporcularla yapılan algısal ve bilişsel eğitimlerin, karar verme hızını ve doğruluğunu oldukça artırdığını gösteriyor (Nuri ve ark., 2024). Bir sporcu için fiziksel becerisi, yönetici için deneyimi ve bilgisi bir sanatçı için ise sanatını icra edecek becerileri fiziksel ve görünür kısımda önemlidir. Bununla beraber güçlü, doğru karar vermek kendi zihnini tanıyan, duygularını regüle edebilen ve dikkatini yöneterek bilgi ve becerisini birbirine entegre edebilen zihinlerin ürünüdür ve bu, şans değil, bilimsel bir antrenman sürecidir. Güzel haber ise şu, kişiye özel geliştirilen hem teknolojik hem de manuel mental beceri, odaklanma ve bilişsel antrenmanlar ve eğitimler ile, karar verme becerisi ve kalitesi arttırılabiliyor.


