Perşembe, Aralık 4, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Dijital Aynada Benlik: Sosyal Medya Kullanımı ve Ayna Evresi Üzerine Lacanyen Bir İnceleme

Jacques Lacan’ın psikanalitik kuramında ayna evresi, öznenin ilk kez kendisini bütünleşmiş bir imge olarak tanıdığı ve bu imgeyle özdeşleşerek ben duygusunu kurduğu kritik bir döneme işaret eder.
Ancak bu “ben” duygusu bir yanılsamadır; çünkü özne kendi bütünlüğünü, dışarıdaki bir imge aracılığıyla kurar.

Günümüz dijital çağında sosyal medya, bireylere tıpkı bir ayna gibi kendi imgelerini üretme, düzenleme ve başkalarına sunma olanağı sağlar.
Bu durum, Lacanyen anlamda ayna evresinin dijital kültürde yeniden sahnelendiğini gösterir.
Sosyal medya, öznenin kendi imgesine dışarıdan bakmasını ve onu sürekli yeniden inşa etmesini mümkün kılar.

Ayna Evresi ve İmgesel Düzen

Lacan’a göre çocuk, yaklaşık altıncı aydan itibaren kendi bedeninin bütünlüğünü ilk kez bir aynada gördüğünde, bedensel parçalanmışlık deneyiminden çıkarak bir bütünlük yanılsaması kurar.
Ancak bu bütünlük, öznenin kendi içinden değil, dışsal bir yansımadan gelir.
Bu nedenle benlik, temelde bir dışsal imgeye özdeşleşme üzerine kuruludur.

Sosyal medya da benzer bir biçimde, bireyin kendisini imgeler aracılığıyla temsil ettiği dijital bir ayna işlevi görür.
Kullanıcı, profiline yüklediği fotoğraflar, gönderiler ve hikâyeler aracılığıyla kendini “bütün” bir biçimde sunar.
Ancak bu bütünlük, Lacan’ın imgesel düzleminde olduğu gibi, kırılgan ve sürekli onaylanmaya muhtaç bir yapıya sahiptir.
Birey kendi benliğini değil, Öteki’nin (takipçilerin, beğenilerin, yorumların) gözünden yansıyan benliğini deneyimler.

Sonuçta, dijital özne de tıpkı ayna evresindeki çocuk gibi kendi imgesine dışarıdan bakarak kimliğini kurar.

Özne ve Öteki: Sembolik Düzenin Dijital Temsili

Lacan’ın kuramında özne, yalnızca imgesel düzeyde bir bütünlük kurmakla kalmaz; aynı zamanda dilin ve sembolik düzenin içine girerek özneleşir.
Sosyal medya platformları da, dilsel ve görsel kodlarla örülmüş sembolik bir alan oluşturur.

Kullanıcı burada belirli normlara, trend’lere, algoritmalara ve beğeni ekonomisine göre konumlanır.
Bu nedenle dijital özne yalnızca kendi arzusunun değil, aynı zamanda Öteki’nin arzusunun bir ürünüdür.
Ne paylaşacağını, nasıl görüneceğini, hangi kimlik parçalarını sergileyeceğini — toplumsal olarak belirlenmiş “beğenilme kriterlerine” göre düzenler.

Lacan’ın ünlü ifadesiyle:

“Arzu, Öteki’nin arzusudur.”

Dijital bağlamda bu, “Ben ne istiyorum?” sorusunun “Başkaları benden ne bekliyor?” biçiminde işleyişe geçmesi anlamına gelir.
Kullanıcı, kendi dijital benliğini bu beklentilere göre inşa eder; beğeni, paylaşım ve takipçi sayısı, sembolik tanınmanın ölçütüne dönüşür.

Arzu, Eksiklik ve Dijital Döngü

Lacan’a göre özne hiçbir zaman bütünüyle tatmin olamaz çünkü arzu yapısal olarak doyumsuzdur.
Sosyal medya, bu doyumsuzluğu hem derinleştirir hem de görünmez kılar.
Kullanıcı kendi imgesini sürekli güncelleyerek, filtreleyerek, “daha iyi” bir benlik sunmaya çalışır.

Bu süreç, fantezi düzeyinde işleyen bir sahnedir.
Özne, kendisini Öteki’nin arzusuna uygun bir imge olarak kurar ve bu imgeyle özdeşleşir.
Ancak fantezinin işlevi arzuyu tatmin etmek değil, onun sürdürülmesini sağlamaktır.

Her beğeni kısa süreli bir doyum üretir, ancak hemen ardından yeni bir eksiklik belirir.
Bu döngüde özne, arzunun peşinde koşarken kendi eksikliğini sürekli yeniden üretir.
Lacan’ın “objet petit a” kavramı — yani arzuya yön veren ama asla tam olarak elde edilemeyen nesne — dijital dünyada beğenilme, onaylanma, görünür olma biçimlerinde somutlaşır.

Gerçek (le Réel) ve Dijital Çöküş

Lacan’ın “Gerçek (le Réel)” kavramı, imgesel ve sembolik düzlemler tarafından temsil edilemeyen, dışlanan ama daima geri dönen şeydir.
Sosyal medyada kurulan idealize edilmiş benlik imgeleri, öznenin eksikliğini bastırır; fakat bastırılan bu “gerçek”, zaman zaman kaygı, yetersizlik ya da depresyon biçiminde geri döner.

Filtrelenmiş imgelerin ardında saklanan kırılgan benlik, ayna imgesinin yıkılmasıyla yüzeye çıkar.
Böylece sosyal medya özneyi hem bütünlük yanılsamasıyla donatır hem de bu yanılsamanın çöküşünü kaçınılmaz kılar.

Kullanıcı, “görünür olma” uğruna kendi içsel sessizliğini kaybedebilir.
Bu noktada dijital ayna, artık bir yansıma değil, bir yabancılaşma aracına dönüşür.

Sonuç: Dijital Ayna ve Modern Öznenin Yabancılaşması

Sosyal medya, Lacanyen anlamda modern öznenin ayna evresini yeniden sahneleyen bir alan olarak görülebilir.
Dijital imge, bireyin kendisini bütün ve tutarlı hissettiği bir yanılsama üretir.
Ancak bu bütünlük, Öteki’nin bakışıyla sürekli onaylanmaya muhtaçtır.

Arzu, beğenilme ve tanınma döngüsünde şekillenir; özne, her paylaşımda kendi eksikliğini yeniden üretir.
Bu nedenle sosyal medya kullanımı, sadece teknolojik bir iletişim biçimi değil, psikanalitik bir özneleşme sahnesidir.

Lacan’ın deyişiyle, “Ben, öznenin kendisi değil; onun yabancılaşmış imgesidir.”
Dijital aynada gördüğümüz benlikler de, tıpkı çocukluk aynasındaki gibi, eksik ve bölünmüş bir öznenin bütünlük fantezisinden ibarettir.

Duru Süllü
Duru Süllü
Duru Süllü, Hacettepe Üniversitesi Psikoloji bölümü dördüncü sınıf öğrencisidir. Klinik psikoloji ve psikanalitik kuramlar üzerine yoğunlaşmakta; özellikle Lacanyen psikanaliz, film analizleri ve bilinçdışının kişiye etkileri gibi konulara ilgi duymaktadır. Lisans sürecinde ODTÜ AYNA Klinik Psikoloji Destek Ünitesi gibi çeşitli kliniklerde staj deneyimleri edinmiş, test ve ekol eğitimlerine ve çeşitli seminerlere katılmıştır. Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu’nun sosyal sorumluluk ekibinde aktif olarak görev almış olup, ruh sağlığı alanında toplumsal farkındalık projelerine katkı sunmaktadır. Psychology Times’ta yayımladığı yazılarında, psikanalitik kavramları akademik bir bakış açısıyla ve anlaşılır bir dille aktarmayı ve toplumsal eşitlik konularında farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar