“Bu sefer farklı olacak” diyerek başladığınız ama sonu dönüp dolaşıp yeniden aynı hisleri yaşatan ilişkileri bilir misiniz? Bazen her zamankinden daha geç bağlandığınız ya da ilişkiye daha az beklentiyle yaklaştığınız, belki de “artık bunları yaşamam” diyerek yola çıktığınız hâlde, sürecin sonunda yine benzer bir kırgınlığı içininizde bırakarak sonlanan ilişkileri? Bu ilişkilerde çoğu zaman başlangıçta daha temkinli davrandığınızı, kendinizi daha iyi koruduğunuzu ya da duygusal olarak daha güçlü bir yerde durduğunuzu düşünürsünüz; ancak ilişkinin ilerleyen aşamalarında önceki deneyimlerden tanıdık gelen duyguların yeniden ortaya çıktığını fark edersiniz.
Duygusal Döngülerin Başlangıcı
İlk zamanlarda kendinize şaşırır, “bu sefer gerçekten oldu” dersiniz ve önceki ilişkilerden farklı bir noktada durduğunuza inanırsınız. Buna rağmen ilişkinin bir yerinde kendinizi yine açıklarken, beklerken ya da susarken bulmuş olabilirsiniz. Dış koşullar değişmiş, ilişki başka bir bağlamda başlamış gibi görünse de, duygusal deneyimin benzer bir noktada yoğunlaştığını fark etmek çoğu kişi için şaşırtıcı olur. Zaman ilerledikçe, daha önce de deneyimlediğiniz o tanıdık huzursuzluğun yavaş yavaş ortaya çıktığını hissedersiniz. Başlangıçta küçük işaretler şeklinde beliren bu duygu, zamanla daha belirgin hâle gelir ve ilişkinin gidişatına dair tanıdık bir sona yaklaşıldığı hissini güçlendirir. Kişi bu süreçte, bir şeylerin yine bildik bir yöne doğru ilerlediğini sezmesine rağmen, bunu adlandırmayı ya da kendine açıkça ifade etmeyi erteleyebilir.
İlişkilerde Tekrar eden Dinamikler
Psikolojik açıdan bakıldığında, ilişkilerde tekrar eden bu döngüler çoğu zaman tesadüf olarak değerlendirilemez. Kişi her seferinde farklı insanlarla ilişki kurduğunu düşündüğünde, yaşanan deneyimin de doğal olarak farklı olacağını varsayar. Oysa ilişki süreci derinleştiğinde, ortaya çıkan temel dinamiklerin büyük ölçüde benzer kaldığı fark edilir. Değişen kişiler olabilir; ilişkiye başlama biçimi, koşullar ya da ilk izlenimler farklı görünebilir. Buna karşın, ilişkide üstlenilen roller, beklentilerin şekli ve kişinin kendini konumlandırdığı duygusal pozisyon çoğu zaman aynı yapı içinde tekrar eder.
Zihnin Tanıdık Olana Eğilimi
Bu tekrar eden yapı, kişinin bilinçli tercihlerinden çok, ilişkilerde otomatik olarak devreye giren alışılmış örüntülerle ilgilidir. Bu nedenle ilişki farklı bir zeminde başlasa bile, süreç içinde benzer duygusal tepkiler ortaya çıkar ve kişi kendini yeniden tanıdık bir ilişki deneyiminin içinde bulur. Bunun temel nedenlerinden biri, zihnin tanıdık olana yönelme eğilimidir. İnsanlar çoğu zaman kendileri için en sağlıklı olanı seçmek istediklerini düşünürler; ancak “sağlıklı” olarak tanımladıkları şey, bugüne kadar deneyimledikleri ilişki biçimleriyle örtüşmediğinde içsel bir çatışma yaşayabilirler. Kişi bir yandan kendisi için iyi olabilecek bir ilişki biçimine yönelmek isterken, bu durum aynı zamanda yeni bir deneyimi ve belirsizliği de beraberinde getirir.
Güvenli Algılanan Tanıdık Acılar
Sağlıklı olduğu düşünülen bir ilişki gerçekten kişi için daha işlevsel olsa bile, bilinmez olması nedeniyle zihinde tehdit edici algılanabilir. Bu noktada bilinçdışı süreçler devreye girer ve kişiyi güvende tutmak amacıyla bildiği ilişki dinamiklerine yönlendirebilir. Tanıdık olan her zaman iyi hissettirmese bile, öngörülebilir olduğu için daha güvenli algılanır. Bu nedenle kişi, kendisini zorlayan ya da inciten bir ilişki dinamiğini fark etmesine rağmen, bu yapının içinde kalmayı sürdürmeyi seçebilir. Bu doğrultuda bazı insanlar sürekli olarak duygusal açıdan ulaşılması zor partnerlere çekilirken, bazıları ilişkide daha fazla sorumluluk alan tarafta kalma eğilimi gösterir. Kimi kişiler ilişki içinde kendini sürekli açıklamak, anlaşılmak için çaba göstermek ya da ilişkiyi ayakta tutan taraf olmak zorunda hisseder. Kimileri ise ilişkinin devamı uğruna kendi duygularını geri plana atar, rahatsızlıklarını dile getirmemeyi ya da sorunları görmezden gelmeyi tercih eder.
İlişkideki Konumun Belirleyiciliği
Bu örüntüler yüzeyde birbirinden farklı gibi görünse de, temelde ortak bir noktada birleşir. Kişi her seferinde kendini daha önce de bulunduğu tanıdık bir duygusal pozisyonda bulur. İlişkide üstlenilen rol değişmese bile, kişi bu rolü çoğu zaman fark etmeden yeniden üretir ve ilişki sürecinde benzer duygusal deneyimleri tekrar yaşar. Bu noktada tekrar eden ilişkisel döngüler, yalnızca kurulan ilişkilerin niteliğiyle değil, kişinin ilişkiler içinde kendini hangi konumda tutmayı öğrendiğiyle yakından ilişkilidir. Çoğu zaman kişi bir ilişkiyi değil, ilişkide alışık olduğu konumu yeniden seçer ve bu konumu farkında olmadan farklı ilişkilere taşır. Bu nedenle karşısındaki kişi değişse bile, ilişkideki duygusal deneyim büyük ölçüde benzer kalır. Sonuç olarak farklı kişilerle ilişki kurulsa bile, kişi kendini yine tanıdık bir duygusal pozisyonda bulur ve ilişkiler benzer hislerle sonlanır.
Farkındalık ve Değişim Süreci
Bu sebeple, tekrar eden ilişkisel döngüler, kişinin yalnızca başkalarıyla kurduğu ilişkiler hakkında değil, kendisiyle kurduğu ilişki hakkında da önemli ipuçları sunar. Bu döngüler içinde kişi, hangi noktalarda sınır koymakta zorlandığını, hangi durumları tolere etmeyi zamanla öğrendiğini ve hangi anlarda kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı alışkanlık haline getirdiğini daha açık biçimde fark edebilir. Çoğu zaman bu süreçler bilinçli tercihlerden çok, öğrenilmiş ilişki biçimlerinin otomatik olarak devreye girmesiyle ilerler. Kişi farkında olmadan ilişkilerde aynı konumu sürdürür ve bu konuma uygun ilişki biçimlerini tercih eder. Böylece farklı ilişkiler kurulsa bile, kişi kendini benzer duygusal deneyimlerin içinde bulmaya devam eder. Bu nedenle sorulan soru, “Neden karşıma hep aynı problemler çıkıyor?” noktasında kalmaktan çıkarak, “Ben ilişkilerde hep hangi pozisyonda duruyorum ve bunu ne zamandan beri böyle yapıyorum?” sorusuna doğru ilerler. Bu sorunun sorulabilmesi, kişinin ilişkisel deneyimini yalnızca karşı tarafın davranışları üzerinden değil, kendi rolü ve ilişkideki konumlanışı üzerinden değerlendirmesine imkân tanır. Bu farkındalık, ilişkilerde tekrar eden örüntülerin değişebilmesi için temel bir adımdır. Döngü ancak kişi bu konumu fark edebildiğinde, sorgulayabildiğinde ve bu rolün nasıl oluştuğunu anlamaya başladığında değişmeye başlayabilir.


