Perşembe, Ocak 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuklukta Maruz Kalınan Eleştirinin Yetişkin Öz Saygısına Etkisi

Bireyin kendine dair algısı, çoğu zaman çocukluk yıllarında kendisine yönetilen bakışlar, sözler ve davranışlar üzerinden şekillenmektedir. Bu algı yaşam boyu devam eden psikolojik işleyişin temel taşlarından birisidir. Öz saygı kavramı ilk olarak kişinin yaşadığı zihinsel ve duygusal problemler ile ilişkili bir kişilik özelliği olarak ortaya çıkmıştır. Birçok araştırmada konu olan öz saygı kavramını bireyin kendi değerinin yine kendisi tarafından gerçekleştirilen öznel değerlendirmesi olarak yorumlayabiliriz. Bu öznel değerlendirmelerin temelleri büyük ölçüde çocukluk yıllarında atılmaya başlar. Çünkü çocukluk dönemi benlik algısımızın şekillendiği ve kendimizi başkalarının değerlendirmeleri üzerinden tanımlamaya başladığımız kritik bir gelişim evresidir. Bu dönemde ebeveynler ve bakım verenler tarafından yapılan eleştiriler, davranışların düzenlemesinde etkili olacağı gibi, niteliği ve sürekliliği açısından olumsuz olduğunda benlik algısı üzerinde zedeleyici etkilere de yol açabilmektedir. Özellikle kişiliğe yönelik tekrar eden olumsuz eleştiriler çocuğun kendisine dair olumsuz düşünceler geliştirmesine zemin hazırlayabilir. Basit gibi görünen bu küçük düşünceler zamanla içselleştirilerek yetişkinlikteki öz saygı düzeyini etkileyen kalıcı yapılara dönüşmektedir. Bu bağlamda, çocuklukta maruz kalınan eleştirinin yetişkinlikte özsaygı üzerindeki etkilerinin incelenmesi; bireyin psikolojik iyi oluşunu, ilişki örüntülerini ve benlik algısını anlamak açısından önemli bir alan sunmaktadır.

Gelişimsel Süreçte Eleştirinin Rolü ve Psikolojik Yansımaları

Çocukluk döneminde maruz kalınan eleştiriler, bireyin benlik algısının ve özsaygısının gelişiminde önemli bir çevresel faktördür. Gelişimsel kuramlar, çocuğun kendisini algılama biçiminin önemli ölçüde ebeveyn ve bakım veren figürlerinin geri bildirimleri aracılığıyla şekillendiğini vurgulamaktadır (Harter, 1999; Bowlby, 1988). Çocuklar bu dönemde henüz bilişsel ve duygusal olarak soyut değerlendirmeler yapabilecek konumda olmadığı için kendisine yöneltilen eleştirileri çoğu zaman davranışına yönelik bir geri bildirimden ziyade benliğine dair bir tanımlama olarak algılamaktadır.

İlgili literatürleri incelediğimizde yapılan araştırmalarda yoğun eleştiriye maruz kalmış bireylerin hata yapmaktan kaçınma, mükemmeliyetçi tutumlar sergileme ya da bunun aksine girişimde bulunmaktan geri durma eğiliminde oldukları görülmüştür. Birey her ne kadar bu örüntüleri kendisini koruma amacıyla geliştirmek istese de bu çözümler uzun vadede özsaygıyı daha da zedeleyen başa çıkma stratejileri olarak değerlendirilmektedir (Blatt, 2004). Bununla birlikte çocuklukta maruz kalınan eleştirilerin, yetişkinlikte kişilerarası ilişkiler üzerinde de gözle görülebilir etkileri olduğu bilinmektedir. Bağlanma kuramı çerçevesinde, baktığımızda bu bireylerin eleştiriye karşı aşırı duyarlılık geliştirdikleri, yapılan geri bildirimleri bile kişisel bir reddedilme olarak algıladıkları ve ilişkilerinde yoğun bir onay arayışı içinde oldukları dikkat çekmektedir (Mikulincer & Shaver, 2016). Bu durumda düşük özsaygıya sahip bireylerin sınır koymakta zorlandıklarını ve ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarını sürekli geri plana attıklarını söylememiz mümkündür.

Peki Eleştiri Sadece Olumsuz Sonuçlar mı Doğurur?

Bu noktada eleştirinin yalnızca varlığı değil; nasıl, ne sıklıkla ve neye yöneltildiği belirleyici bir durumdur. Gelişimi destekleyen eleştiriler, çocuğun davranışına odaklanan, sıklıkla tekrarlanmayan ve açıklayıcı nitelik taşıyan eleştirilerdir. Benlik algısını zedeleyen eleştiriler ise genellikle kişiliğe yönelen ve süreklilik gösteren ifadeler içermektedir. Ayrıca destekleyici geri bildirimlerde çocuğa, davranışının değiştirilebilir olduğu mesajı verilirken; zedeleyici eleştirilerde çocuğa sorun davranıştan çok çocuğun kendisindeymiş gibi hissettirilir. Gelişimi destekleyen eleştiriler, çocuğun hatalarını öğrenme sürecinin doğal bir parçası olarak görmesine olanak tanır. Böylece bu tür geri bildirimler, çocuğun kendisini değersiz hissetmeden davranışını düzenleyebilmesine katkı sağlamaktadır. Bunun aksine benlik algısını zedeleyen eleştiriler çocuğun kendisini yetersiz, yanlış ya da eksik birisi olarak algılamasına neden olmaktadır. Bu doğrultuda çocukluk döneminde sıklıkla “hiçbir şeyi beceremiyorsun” ya da “zaten hep böylesin” gibi ifadeler kullanılan bireylerin, yetişkinlikte kendilerini değersiz ve yetersiz hissetme eğiliminde olduklarını gösteren birçok klinik çalışma mevcuttur. Sık sık maruz kalınan bu eleştiriler zamanla içselleştirilerek bireyin iç dünyasında süreklilik kazanan bir eleştirel iç ses haline dönüşmektedir. Bu durum uzun vadede devam ettiği zaman kişi kendisine karşı affetmeyen, katı ve cezalandırıcı bir tutum geliştirir. Bireyin iç dünyasında süreklilik kazanan bu eleştirel ses zamanla düşük öz saygıya sebep olmakla birlikte bireyin davranışsal ve duygusal işleyişini etkilemektedir. (Rosenberg, 1965; Baumeister et al., 2003).

Sonuç Olarak

Eleştiri, tek başına olumsuz bir deneyim olarak ele alınmamalıdır; içeriği, söyleniş biçimi, ilişkisel bağlamı ve sürekliliği dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Eleştiri, özellikle erken çocukluk döneminde çocuğun kendisini nasıl tanımlayacağını belirleyen önemli bir referans noktasıdır. Davranışa odaklanan ve sürekliliği olmayan geri bildirimler çocuğun hata yapabilme alanını korurken; kişiliğe yönelik ve sürekli tekrarlanan eleştiriler çocuğun benlik algısında önemli izler bırakabilmektedir. Yani eleştiri doğru biçimde sunulduğunda gelişimi destekleyen bir faktör olurken yanlış biçimde sunulduğunda öz saygının zedelenmesine neden olan bir risk faktörü haline gelebilmektedir. Öz saygının erken dönemde şekillenen ancak bireyin yaşamı boyunca yeniden ele alabileceği bir yapı olduğunu göz önüne alırsak eleştirinin dönüştürücü ya da yaralayıcı etkilerinin bağlamsal olarak incelenmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Böylece eleştiriyi tek yönlü ve sabit bir olumsuzluk olarak değil bireyin gelişim sürecinde anlamı, etkisi ve sonucu değişebilen ilişkisel bir deneyim alanı olarak değerlendirmek mümkün olabilir.

Kaynakça

Baumeister, R. F., Campbell, J. D., Krueger, J. I., & Vohs, K. D. (2003). Does high self-esteem cause better performance, interpersonal success, happiness, or healthier lifestyles? Psychological Science in the Public Interest, 4(1), 1–44. Beck, A. T. (1967). Depression: Clinical, experimental, and theoretical aspects. Harper & Row. Blatt, S. J. (2004). Experiences of depression: Theoretical, clinical, and research perspectives. American Psychological Association. Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books. Harter, S. (1999). The construction of the self: A developmental perspective. Guilford Press. Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2016). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change (2nd ed.). Guilford Press. Rosenberg, M. (1965). Society and the adolescent self-image. Princeton University Press. Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.

nur şanlı
nur şanlı
Nur Şanlı, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olmuştur. Özellikle çocuklara yönelik psikolojik destek ve kişisel gelişim alanında çalışmalar yapmaktadır. Oyun terapisi, masal terapisi, resim ve çizim testleri ile çift terapisi alanlarında eğitimler almaktadır. Psikolojik sağlamlık, duygusal gelişim ve aile içi ilişkiler konularında üretmeyi hedeflemektedir. Şanlı, çocukların iç dünyasını daha iyi anlamaya yönelik içerikler kaleme almakta, psikolojiyi herkes için anlaşılır kılma hedefiyle çeşitli dijital platformlarda yazılarına devam etmek istemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar