Salı, Ocak 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Hep Aynı Tip İnsanları Seçiyoruz?

Aile Dinamikleri ve Bilinçdışı İlişki Döngüleri

Birçok kişi ilişkilerinde benzer hayal kırıklıkları yaşadığında kendine aynı soruyu sorar: “Neden hep aynı tip insanları seçiyorum?” İsimler, yüzler ve hikâyeler değişir; fakat hisler çoğu zaman aynı kalır. Bu tekrarın nedeni tesadüf değildir. Çoğu zaman çocukluk döneminde farkında olmadan içselleştirdiğimiz ilişki örüntülerinin yetişkinlikte bilinçdışı olarak yeniden sahnelenmesidir.

Ve en önemlisi: Bu döngü sadece sevgisiz veya travmatik ailelerde yetişen bireylerde görülmez. Aşırı sevgi, aşırı ilgi veya idealize eden ebeveyn tutumu da ilişkisel kırılganlık yaratabilir. Bu nedenle bazı insanlar “çok iyi ailelerde büyüdükleri hâlde” yetişkinlikte ilişkilerde zorlanırlar.

Aile: İlişki Şablonlarının Oluştuğu İlk Alan

Çocuk anne-baba ilişkisini yalnızca gözlemlemez; o ilişkinin içindeki duyguları, iletişim biçimlerini, rollerin nasıl dağıldığını ve sevginin nasıl ifade edildiğini kendi iç dünyasına kaydeder. Bu erken kayıtlar yetişkinlikte partner seçimimizin görünmez pusulası hâline gelir.

Bu süreç farklı şekillerde ilişkilere yansıyabilir: Duyguların bastırıldığı evde yetişen birey, ilişkide duygu ifade etmekte zorlanabilir. Sürekli fedakârlığın beklendiği ailelerde büyüyen kişi, ilişkide hep veren taraf olmayı normal kabul eder. Aşırı koruyucu ebeveyn tutumu, yetişkinlikte bağımlı ilişki davranışlarına yol açabilir. Aşırı sevgi ve aşırı ilgi, yetişkinlikte yüksek ilgi beklentisi ve çabuk hayal kırıklığına sebep olabilir. Burada belirleyici olan şey sevginin azlığı ya da çokluğu değil; sevginin nasıl işlendiği ve içselleştirildiğidir.

“Çok Sevildim, Neden Yine Zorlanıyorum?” Sorusu

Toplumda yaygın bir inanç vardır: “İyi bir ailede büyüyen kişiler ilişkide sorun yaşamaz.” Oysa psikolojik gerçeklik daha farklıdır.

Aşırı sevgi gören çocuk yetişkinlikte: Partnerinden aynı yoğunlukta ilgi bekleyebilir, en küçük mesafeyi bile tehdit olarak algılayabilir, ilişkide sürekli yakınlık ve onay ihtiyacı taşıyabilir, iletişimdeki küçük aksaklıkları büyük duygusal tepkilerle yorumlayabilir. Yani sevgi eksikliği kadar sevginin fazlalığı da kişiyi kırılgan bir ilişki dinamiğine sürükleyebilir.

Ailede Öğrenilen Rol, Partner Seçimine Yansır

Her ailede görünmez roller vardır: “Fedakâr olan”, “herkesi idare eden”, “susması beklenen”, “sürekli sorumluluk alan”, “her şeyin yükünü taşıyan”… Bu roller yetişkinlikte farkında olmadan partner ilişkisine taşınır.

Örneğin: Çocukluğunda sürekli sorun çözen biri, ilişkide kurtarıcı rolünü sürdürür. Evde duygusunu ifade edemeyen biri, kendini ifade etmeyen partnerlere çekilir. Ailesinde onay almak için çabalayan biri, yetişkinlikte de sürekli kendini kanıtlama ihtiyacı duyduğu ilişkileri seçer. Aşırı sevilen biri, ilişkide en küçük mesafe anlarında bile değer kaybı yaşadığı hissine kapılabilir. Kişi çoğu zaman partnerini değil, çocukluğunda tamamlanmamış duygusal döngüyü seçmektedir.

Bilinçdışı Eksik Olanı Değil, Tanıdık Olanı Arar

Bilinçdışı zihnin temel amacı mutluluk değil, güvenliktir. Ve güvenlik, “iyi” olandan ziyade tanıdık olan olarak algılanır. Bu nedenle: Mesafeli ebeveyni olan kişi, mesafeli partnerde “ev hissi” bulabilir. Aşırı sevgi görerek büyüyen biri, ilişkideki küçük uzaklaşmaları büyük bir tehdit gibi algılayabilir. Dramatik ilişkilerin hâkim olduğu bir evde büyüyen kişi, sakin ilişkileri “eksik” veya “donuk” bulabilir.

Bu tekrarın nedeni mutsuzluğu seçmek değildir; bilinçdışının “tamamlanmamış hikâyeyi tamamlama” girişimidir.

Döngüyü Fark Etmek ve Dönüştürmek

İlişkilerde tekrarlayan seçimleri değiştirebilmek farkındalıkla başlar. Kişi kendine şu soruları sorduğunda içsel kapılar açılır: Partner seçimimde hangi duyguyu yeniden yaşıyorum? Bu tanıdıklık gerçekten bana iyi geliyor mu? Aile içinde hangi rolü üstlenmiştim ve bugün ilişkide bunu nasıl sürdürüyorum? Partnerimden ne bekliyorum ve bu beklenti bana mı ait, geçmişime mi?

Bu farkındalıkla kişi ilk kez bilinçli bir seçim yapabilir: Tanıdık olanı değil, iyi geleni seçmek. Sağlıklı ilişkiler, ailedeki geçmiş döngülerin yeniden sahnelendiği bir alan olmaktan çıkar; bireyin kendi içsel hikâyesini yeniden yazdığı, daha bütünlüklü bir ilişki deneyimine dönüşür.

Kaynakça

Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Fraiberg, S. (1980). Clinical Studies in Infant Mental Health. Horney, K. (1950). Neurosis and Human Growth. Johnson, S. (2013). Love Sense: The Revolutionary New Science of Romantic Relationships. Levine, A., & Heller, R. (2010). Attached: The New Science of Adult Attachment.

şeyda bilgin
şeyda bilgin
Sevdiğim Halde Neden Gitmek Zorunda Kaldım? Bazen sevgi, kalmaya yetmiyor. Bunu fark etmek, belki de hayatımın en acı ama en gerçek dersiydi. Ben de sevdim. Sonuna kadar, içimden geldiği gibi, beklentisiz… Onun gülüşüyle iyileştim, sesiyle sakinleştim. Ama bir süre sonra şunu fark ettim: Ben her şeyimi ortaya koyarken, onunki hep eksikti. İlgisi, değeri, sahiplenmesi… Bir ilişkide sadece sevgi değil, güven, saygı ve eşitlik de olmalıydı. Oysa ben, her tartışmadan sonra suçlanan, sessiz kalan, kendini affettirmeye çalışan oluyordum. Bir psikolog olarak bunun sağlıklı olmadığını biliyordum ama bir kadın olarak, o sevgiden vazgeçmek çok zordu. Ve sonunda kendime şunu sordum: “Sevilmek için ne kadar daha kendimden vazgeçmeliyim?” Cevabı içimde biliyordum. Bu yüzden gittim. Sevdiğim halde… Ve son sözüm şuydu: Gitmek, birini artık sevmediğin için olmaz her zaman. Bazen kendini daha fazla incitmemek için, bazen de sevginin seni tükettiğini fark ettiğin için gidersin. Ben sevdiğim halde gittim. Çünkü bir gün o sevgide kendimi kaybettiğimi fark ettim. Ve o gün kendime dönmenin vaktiydi…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar