Cumartesi, Ocak 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aşırı Seven Kadınlar: Aşk mı Bağımlılık mı?

Bazı kadınlar için ilişkiler sadece duygusal bir bağ kurmak değil, geçmiş deneyimlerde öğrenilen alışkanlıkları tekrar yaşamak anlamına gelir. İlişkide sorun çıktıkça daha çok çabalayan, partnerinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyan, hatta ilişkinin zorlayıcı yönlerini “çözülmesi gereken bir görev” gibi üstlenen kadınlar vardır. Bu yoğun duygusal örüntüler çoğu zaman sevgiyle karıştırılır; oysa temel dinamikler çok daha karmaşıktır. Norwood’a göre aşırı sevme, kişinin kendi öz-değeri, sınır koyma kapasitesi ve geçmiş deneyimleriyle doğrudan bağlantılı bir davranış biçimidir.

İnsanların büyürken çok mücadele ettikleri ve geçmişte yaşadıkları zorlayıcı ilişkileri yetişkinlikte partner seçimlerine taşıdıkları yaygın bir varsayımdır. Ancak önemli olan partnerin anne veya babamıza benzemesi değil, onunla birlikteyken çocuklukta deneyimlediğimiz hisleri ve tanıdık zorlukları yeniden yaşayabilmemizdir. Çoğu kişi için aşk, aşina olduğu duyguları tekrar yaşamak ve bildiği davranış kalıplarını uygulamak demektir. Bu kalıplar çoğu zaman işe yaramamış olsa da tanıdık olduğu için güvenliymiş gibi hissedilir. Bu nedenle kadınlar, bildikleri “dans adımlarını atabilecekleri” partnerlere özel bir aidiyet hissi geliştirir ve bu ilişkilerde kendilerini rahat hisseder. Partner, kadının çocukluktaki acıları, sevgi yoksunluğu ve çaresizlik duygularıyla yüzleşmesine ve onları aşmasına fırsat sunuyorsa, bu bağ daha da güçlü olur.

Tanıdık Acıların ve Geçmişin Gölgesi

Heyecan ve acıya, mücadele ve buna bağlı zafer veya yenilgilerle büyümüş olan kadınlar, bu yoğun duyguların eksik olduğu ilişki biçimlerini yavan ve rahatsız edici bulabilir. Olumsuz özellikler ve zorlayıcı davranışlarla dolu ilişkilere alışkın olan aşırı seven kadın, bunları değiştirmeye çalışmadığı sürece bu tür ilişkilere kendini daha yakın hisseder.

Bize kötü gelen bir ilişkiyi sonlandırmak zordur; çünkü bu ilişkiler, geçmişte yaşadığımız çocukluk mücadelelerini tekrar deneyimleme fırsatı sunar. Aşırı sevme, aslında çocuklukta biriktirilmiş korku, öfke, hüsran ve acıyla başa çıkma çabasıdır. Bu nedenle ilişkiyi bitirmek, geçmişteki haksızlıkları düzeltebileceğimiz ve huzura kavuşabileceğimiz bir fırsattan vazgeçmek gibi algılanır.

“Aşırı seven kadın aşkının derinliğini çektiği ıstırabın derinliğiyle ölçer.”

Norwood, aşırı seven kadınlar için aşkın bilinçdışı çekiciliğinin bugünkü ilişkiden çok geçmişe yönelik olduğunu; ilişkinin, eski hataları telafi etme, yarım kalmış bir sevgiyi geri kazanma ve zamanında esirgenen onayı sonunda elde etme ihtimalini içinde barındırdığını söyler. Bu derin bağ, kadının kendi hatalarını düzeltme ve durumu kontrol etme umuduyla ilişkiyi sürdürmesine yol açar. Bu tür ilişkilerde sıkça görülen bir tepki, ortaya çıkan acıyı içselleştirip onun sorumluluğunu üstlenmektir. Olayın kaynağını kendi eylemlerinde aramak, paradoksal biçimde bir kontrol yanılsaması sağlar: sorun kendindeyse, çözüm de onda demektir. Bu inanç; hataların aranması, sürekli öz-eleştiri ve davranışları düzeltme çabalarını besler – kişi performansını ve fedakârlığını artırarak acıyı sonlandırma umuduna tutunur. Ancak bu sürekli “kendini düzeltme” çabası hem zihinsel tükenmişlik hem de hataların aşırı içselleştirilmesiyle sonuçlanır; partnerin sorumluluğunu görmeyi zorlaştırır ve ilişkideki güç dengesizliklerini gözden kaçırmaya neden olur. Sonuç olarak, kendini suçlama mekanizması, ilişkiyi bitirmeyi güçleştiren güçlü ve istikrarlı bir bağ oluşturur.

Kendinize Bir Ayna Tutun: Bu Döngünün İçinde Misiniz?

Norwood’a göre aşırı sevme bir “fedakârlık” değil, bir örüntüdür. Eğer aşağıdaki durumlardan birçoğu size tanıdık geliyorsa, sevginiz bir bağımlılığa dönüşmüş olabilir. Kitabında aşırı seven kadınların profillerini şu temel özelliklerle tanımlar:

  • Değiştirme Arzusu: Partnerinizi olduğu gibi kabul etmek yerine, onun “aslında ne olabileceğine” (potansiyeline) odaklanıp onu değiştirmek veya iyileştirmek için yoğun çaba harcıyorsanız,

  • Aşırı Sorumluluk: İlişkinin yürümesi için %50’den fazlasını üstleniyor; hatalar, aksaklıklar veya partnerinizin mutsuzluğu için sürekli kendinizde kusur arıyorsanız,

  • Duygusal İhmale Aşinalık: Partnerinizin mesafeli, duygusal olarak ulaşılmaz veya sorunlu olması sizde bir “kaçma” isteği değil, tam tersine onu “kazanma” veya “onarma” dürtüsü uyandırıyorsa,

  • Kendi Hayatını Askıya Alma: Onun ihtiyaçları, hobileri ve sorunları sizin öz bakımınızın, kariyerinizin ve sosyal çevrenizin önüne geçmeye başladıysa,

  • Kaosun Çekiciliği: Sakin, öngörülebilir ve sağlıklı ilişkileri “sıkıcı” veya “yavan” buluyor; sadece mücadele ve dramanın olduğu anlarda gerçekten “sevdiğinizi” hissediyorsanız,

  • Kontrol Çabası: Partnerinize yardım etme isteğinizin altında aslında onu kontrol etme ve size muhtaç kalmasını sağlama ihtiyacı yatıyorsa…

İhtiyaç Duyulan Kişi Olma Arzusu

Aşırı sevme, “çok sevmek” anlamına gelmez; sevgi sürecinde kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atma eğilimidir. Bu döngü, çocuklukta öğrenilmiş ilişki modelleri ve belirsiz bağlanma stilleriyle beslenir. İlginin varlığı ile yokluğu arasında gidip gelen partner, kadında sürekli bir çaba ve tetikte olma hali yaratır. Sevgi, karşılıklı bir paylaşım olmaktan çıkar; kazanılması gereken bir şeye dönüşür.

Değerini başkalarına fayda sağlamakla eşleştiren kadınlar ilişkide sıklıkla “onarıcı” rolünü üstlenir. Partner zorlandığında devreye girer, geri çekildiğinde daha fazla yakınlık sağlamaya çalışır. İlişkinin yükünü taşıyan taraf olmak, zamanla kimliğin bir parçası haline gelir. Bu rol yorucu olsa da vazgeçilmesi zordur; çünkü ihtiyaç duyulan kişi olmak, sevilmenin temel koşulu gibi hissedilir.

Döngüden Çıkış ve Duygusal Farkındalık

Bu döngüyü kırmak için en önemli adım, odağı partnerden kendine çevirmektir. “Onu nasıl daha iyi hale getiririm?” yerine “Ben bu ilişkide ne hissediyorum?” sorusunu sormak, ilişkideki dinamiği temelden değiştirir. Duygusal farkındalık geliştirmek, sınırları belirlemek ve nerede ihlal edildiğini görmek ve öz-değerle yeniden bağ kurmak bu sürecin temel taşlarıdır. Gerekli durumlarda terapötik destek almak, bu örüntülerin kökenini anlamayı ve daha sağlıklı ilişki biçimleri geliştirmeyi mümkün kılar.

Aşırı sevme, sevginin fazlalığından çok; acıyla kurulan bağın gücüyle ilgilidir. Bu ilişkilerde kadın, sevgiyi dengeyle değil, dayanıklılıkla tanımlar. Ancak sevgi, kişinin kendini sürekli geri plana attığı bir mücadele alanına dönüştüğünde iyileştirici olmaktan çıkar.

Gerçek dönüşüm, tanıdık olanın her zaman sağlıklı olmadığını fark etmekle başlar. Sevginin yalnızca yoğun değil, aynı zamanda sakin ve karşılıklı olabileceğini fark edebilmek; aşırı sevme döngüsünden çıkmak için önemli bir adımdır.

Kaynak

Norwood, R. (1985). Women Who Love Too Much.

zeynep ata
zeynep ata
Uzman Klinik Psikolog Zeynep Ata, lisansını Özyeğin Üniversitesi Psikoloji bölümünde, yüksek lisansını ise İngiltere’de Sussex Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji programında tamamlamıştır. Yetişkin ruh sağlığına odaklanan Ata, tezinde erken yaşam stresinin ergenlik ve erken yetişkinlikte madde kullanım bozukluklarının gelişimine etkisini incelemiştir. Maya Vakfı, Fransız Lape Hastanesi ve çeşitli klinik ortamlardaki deneyimlerinin yanı sıra yürüttüğü araştırmalarla klinik ve akademik alanda kendini geliştirmiştir. Bağımlılık, travma, yas, duygudurum bozuklukları, cinsel sorunlar ve parafili konularına odaklanmakta; ACT, BDT, Psikodinamik ve Varoluşçu Psikoterapi yaklaşımlarıyla ilgilenmektedir. Psikoloji alanında bilgi paylaşımını, bilimsel düşüncenin yaygınlaşmasını ve toplumsal farkındalığı öncelik edinen Ata, yazıyla akademik ve klinik perspektifleri buluşturuyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar