Bazı tepkiler vardır; yaşanan anla orantısız görünür. Küçük bir eleştiri derin bir değersizlik hissini tetikler, kısa bir mesafe koyma davranışı terk edilme korkusuna dönüşür ya da basit bir anlaşmazlık yoğun bir savunmaya yol açar. Dışarıdan bakıldığında “abartılı” gibi duran bu tepkilerin kökeni çoğu zaman bugünde değil, çok daha erken dönem yaşantılarında saklıdır.
Çocukluk yalnızca büyüdüğümüz bir dönem değildir; duygularımızın nasıl karşılanacağını öğrendiğimiz ilk yerdir. Bir çocuk üzgün olduğunda görülüyor mu, korktuğunda sakinleştiriliyor mu, öfkelendiğinde anlaşılıyor mu? Bu soruların yanıtı, ilerleyen yıllarda kişinin kendi duygularıyla kuracağı ilişkinin temelini oluşturur. Duygularına alan tanınan çocuk, zamanla onları tanımayı ve düzenlemeyi öğrenir. Ancak duyguları küçümsenen, bastırılan ya da yok sayılan bir çocuk için süreç farklı ilerleyebilir.
Erken yaşantılar, bireyin kendisi ve başkaları hakkında geliştirdiği temel inançları şekillendirir. “Ben değerli miyim?”, “İhtiyaçlarım karşılanır mı?”, “Yakınlık güvenli mi?” gibi soruların cevapları çoğu zaman bilinçli değildir; ancak ilişkilerde verdiğimiz tepkilerde kendini gösterir. Duygusal ihtiyaçların tutarsız ya da yetersiz karşılandığı ortamlarda büyüyen bireyler, yetişkinlikte aşırı hassasiyet, yoğun onay arayışı ya da mesafe koyma eğilimi gösterebilirler.
Eleştiri ve Yetersizlik Sarmalı
Çocuklukta sık eleştirilen biri, yetişkinlikte en küçük geri bildirimi bile ağır bir yetersizlik duygusuyla algılayabilir. Sürekli “abartıyorsun”, “ağlama”, “bunda bir şey yok” gibi mesajlarla büyüyen bir çocuk ise zamanla kendi duygularını geçersiz saymayı öğrenebilir. Bu durum yetişkinlikte kişinin ne hissettiğini ayırt etmekte zorlanmasına ya da duygusal ihtiyaçlarını ifade edememesine yol açabilir. Tersi durumda, bastırılan duygular uygun bir düzenleme becerisi gelişmediği için ani ve yoğun patlamalar şeklinde ortaya çıkabilir.
Duygusal olarak karşılık bulmayan deneyimler, zihinde tamamen kaybolmaz. Aksine, tetikleyici bir durumla karşılaşıldığında yeniden aktive olur. Bu nedenle kişi bazen bugünkü bir olaydan çok, geçmişte tamamlanmamış bir duygusal deneyime tepki verir. Bir ilişkinin içindeki yoğun terk edilme korkusu, geçmişte yaşanmış duygusal kopuklukların izini taşıyabilir. Aşırı savunma hali, bir zamanlar yeterince korunmamış olmanın sonucu olabilir.
Savunma Mekanizmalarının İşlevi
Burada önemli olan, bu tepkileri “zayıflık” ya da “kişilik sorunu” olarak etiketlemek yerine onların işlevini anlamaya çalışmaktır. Çünkü her yoğun tepki bir zamanlar işe yaramış bir uyum çabasının devamı olabilir. Çocukken duygularıyla baş edebilmek için geliştirdiği yöntemler, yetişkinlikte artık işlevsizleşmiş olsa bile bir zamanlar hayatta kalmaya hizmet etmiş olabilir. Yetişkinlikte değişim mümkündür; ancak bu değişim, geçmişi inkâr ederek değil, onu fark ederek başlar.
Kişi bugünkü tepkilerinin kökenini anlamaya başladığında, duygularıyla yeni bir ilişki kurma fırsatı yakalar. Duyguyu bastırmak ya da ondan kaçmak yerine onu tanımak ve adlandırmak, farkındalık sürecinin ilk adımıdır. Çünkü görülmeyen duygu yönetilemez; ancak fark edilen duygu dönüştürülebilir. Sonuç olarak, yetişkinlikte verdiğimiz her yoğun tepki bugüne ait değildir. Bazen bir eleştiriye değil, yıllar önce karşılık bulmamış bir incinmeye cevap veririz.
Geçmişin Maskeleri ve İyileşme
Çocuklukta duyulamayan, görülmeyen ya da anlaşılamayan duygular, yetişkinlikte farklı maskelerle sahneye çıkabilir. İyileşme ise çoğu zaman, geçmişte yarım kalmış bir duygunun sonunda karşılık bulmasıyla başlar.


