Çocuklarla yapılan klinik değerlendirmelerde en sık karşılaşılan ikiliklerden biri, çocuğu yönlendirerek mi yoksa kendi ritmine bırakarak mı anlamaya çalışmamız gerektiğidir. Yetişkin zihni düzen sever; davranışı kategorize etmeyi, belirtileri açıklamayı ve durumu hızla anlamlandırmayı ister. Bu nedenle yönlendirici bir yaklaşım, ilk bakışta “kontrol bizde” hissi yaratarak değerlendirene güven verir. Ancak bir çocuğun iç dünyasını anlamak, çoğu zaman bu hızın gerisinde kalan, daha sessiz ve daha derin bir alan gerektirir. Çocuk merkezli oyun terapisi yaklaşımının öncüsü olan Virginia Axline tam da bu noktada bizi farklı bir düşünme biçimine davet eder: Çocuğu çözmeye çalışmak yerine, çocuğun kendisini ifade etmesine alan açmak.
Yönlendirici Değerlendirme ve Etiketleme
Yönlendirici değerlendirmede yetişkin, soruları belirleyen, davranışa anlam yükleyen ve süreci yöneten taraftır. Çocuğun öfkesi “inat”, hareketliliği “hiperaktivite”, sessizliği “utangaçlık” olarak etiketlenebilir. Bu yaklaşım, hızlı sonuç elde etmek için yapılandırılmıştır; fakat çoğu zaman çocuğun davranışlarının ardındaki duygusal ihtiyacı kaçırır. Mesela oyun sırasında aynı sahneyi tekrar tekrar canlandıran bir çocuk düşünün. Yönlendirici bir yaklaşım, “yüksek tekrar davranışı”, “stereotip oyun” gibi kavramlarla durumu açıklayabilir. Oysa tekrar eden sahne, belki de çocuğun zihninde çözümlenmemiş bir kaygının, bir kayıp deneyiminin ya da yeniden kurgulama ihtiyacının sembolik anlatımıdır. Yetişkinin hızlı tanımları bu hikâyeye temas etmez; hatta çocuğu açıklarken çocuğun kendisini görünmez hâle getirir. Bu noktada okuyucuyu kendi çocukluk anılarına doğru küçük bir yolculuğa davet etmek isterim: Çocukken sizi hemen etiketleyen yetişkinler oldu mu? Bir duygunuz, “abartıyorsun”, “neden böyle yapıyorsun” gibi cümlelerle bastırıldı mı? Bu deneyimler, bugün çocukları nasıl yorumladığınızı düşündüğünüzde şaşırtıcı derecede belirleyici olabilir.
Yönlendirici Olmayan Yaklaşım ve Aktif Tanıklık
Yönlendirici olmayan yaklaşımda ise yetişkin geri çekilmez; bilakis çok daha aktif bir tanıklık sunar. Fakat bu tanıklık, çocuğu açıklamaya değil, çocuğu duymaya yöneliktir. Terapist oyuna müdahale etmez, çocuğun seçtiği temayı sürdürmesine izin verir, duyguyu yargılamadan geri yansıtır. Axline’ın temel ilkelerinden biri olan “çocuğun duygusunun olduğu gibi kabul edilmesi” bu yaklaşımın en güçlü taşıyıcısıdır. Çünkü çocuk, duygusunun yanlış olmadığını hissettiğinde savunma yapmak zorunda kalmaz; savunmanın olmadığı yerde ifade başlar. Yani çocuk, kendi hikâyesinin öznesi hâline gelir. Böyle bir ortamda ortaya çıkan oyun, yalnızca bir oyun değil; çocuğun içsel gerçekliğinin sembolik bir formudur. Bir kulenin defalarca yıkılıp yapılması, bir bebeğin saklanması, bir canavarla savaşılması… Bunların her biri, çocuğun yaşantısını yetişkin dilinde değil, çocuk dilinde anlatma biçimleridir. Bu dili duyabilmek için hızdan çok sabır, analizden çok merak, yönlendirmeden çok eşlik gerekir.
Sınır Koyma: Ceza mı Güven mi?
Sınır koyma konusu da iki yaklaşım arasındaki en belirgin farklardan biridir. Yönlendirici yaklaşımda sınırlar çoğu zaman davranışı kontrol etmek içindir; “bunu yapamazsın” daha çok yönetmek üzerine kuruludur. Yönlendirici olmayan yaklaşımda ise sınır, cezanın değil güvenin parçasıdır. Çocuğun sınır test etmesi, çoğu zaman “Burası benim için güvenli bir yer mi?” sorusunun oyun yoluyla sorulmuş hâlidir. Bu nedenle sınır, çocuğun duygusal taşmasını kontrol etmekten önce, çocuğun iç dünyasının düzenlenmesine yardımcı olmayı hedefler. Siz kendi çocukluğunuza bakınca sınır kelimesi sizde ne çağrıştırıyor? Ceza mı, düzen mi, yoksa güven mi? Bu kişisel çağrışım, bugün çocuklarla çalışırken bilinçdışı bir rehber olabilir.
Çocuğun Gerçek Sesini Duymak
Sonuçta yönlendirici yaklaşım netlik sunar; çünkü yetişkinin çerçevesini temel alır. Yönlendirici olmayan yaklaşım ise belirsizliğe tahammül gerektirir; çünkü süreci çocuğun çerçevesi belirler. Fakat tam da bu belirsizlik, çocuğun gerçek sesinin duyulduğu yerdir. Klinik değerlendirmede asıl amaç çocuğu sınıflandırmak değil, çocuğu anlamaktır. Bir çocuğun davranışının arkasındaki duyguyu kaçırdığınızda, davranışı düzenleyebilir ama çocuğu düzenleyemezsiniz; o duygu başka bir yerde başka bir davranışla yeniden karşınıza çıkar. Bu yüzden Axline’ın yaklaşımı bize şunu fısıldar: Çocuğu çözmek yerine, ona kendini açabileceği bir yer verirsen, çözüm zaten içeriden gelir.
Bu yazıyı okurken belki siz de kendi çocukluğunuza dönüp düşündünüz. Sizi gerçekten duyan bir yetişkin oldu mu? Yoksa duygularınız hızlıca açıklanan, yönlendirilen, düzeltilen şeyler miydi? Belki bugün bir çocuğa alan açarken, aslında kendi çocukluğunuzda eksik kalan alanın izlerini de tamamlıyorsunuzdur. Çünkü çocukları anlamak, çoğu zaman kendi içimizdeki çocuğa yeniden bakmayı da gerektirir. Ve belki de en iyileştirici yer tam olarak burasıdır: Bir çocuğu anlama çabası, yetişkinin kendisini de biraz iyileştirir.
KAYNAKÇA
Axline, V. M. (1947). Play therapy. Houghton Mifflin. Axline, V. M. (1964). Dibs in search of self. Houghton Mifflin.


