Cumartesi, Nisan 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Suçun Bir Kültür Haline Gelmesi: Toplumsal Çürüme ve Çocuk Ruhundaki İzleri

Aslında her şey çocukluğun ilk yıllarında, evimizin başköşesindeki ekranların soğuk ışığıyla başlıyor. Bugün televizyonu açtığımızda ya da dijital platformlarda gezindiğimizde karşımıza çıkan o “estetize edilmiş” suçlu profilleri, aslında sadece birer dizi karakteri değil; toplumun ve özellikle çocukların zihnine ekilen tehlikeli tohumlardır. Adli psikolojinin “suçun bulaşıcılığı” olarak tanımladığı bu süreç, bireyin henüz süperego gelişimini tamamlamadığı o kırılgan çocukluk evresinde ciddi bir vicdani erozyona yol açıyor. Suçun bir kültür haline gelmesi, sadece sokakların güvensizleşmesi demek değildir; bu durum, insan ruhunun en saf haliyle hayata başladığı ilk yıllarda, şiddeti bir “güç gösterisi” ve “hak arama aracı” olarak kodlayan toplumsal bir çürümenin sessiz habercisidir.

Klinik Perspektif ve Davranış Bozuklukları

Klinik bir perspektifle baktığımızda, özellikle çocuk yaş grubunda gözlemlenen Conduct Disorder (Davranış Bozukluğu) vakalarındaki artış, ekrandaki bu “kahramanlaştırılmış” suçlu modellerinden bağımsız düşünülemez. Yapımlardaki o sahte görkem, çocuğun empatik becerilerini köreltirken; sunulan çarpık adalet anlayışı, sağlıklı bir ahlaki gelişim için gereken hassas dengeyi bozuyor. Bu makalede, kurgu ile gerçek arasındaki sınırın silikleştiği bu dönemde, şiddetin nasıl bir “statü” haline getirildiğini ve bu dönüşümün yarattığı psikolojik tahribatı konuşacağız.

Duyarsızlaşma ve Şiddet Eşiği

Ekran başında geçirdiğimiz saatler, farkında olmadan zihnimizdeki o hassas “şiddet eşiğini” darmadağın ediyor. Biz buna psikolojide Desensitization (Duyarsızlaşma) diyoruz; yani ilk gördüğümüzde bizi dehşete düşüren o sahneler, yüzüncü kez karşımıza çıktığında artık sıradan bir akşam yemeği haberi gibi gelmeye başlıyor. İşte tehlike tam burada filizleniyor. Henüz doğruyla yanlışı ayıracak o ahlaki olgunluğa erişmemiş bir çocuk için şiddet, sorunları çözmenin en kestirme ve en “havalı” yolu haline geliyor. Suçun bir kültür haline gelmesi de tam olarak bu; bir gencin elinde kitap değil de silah tutmayı bir “statü” sanması, toplumsal ruhumuzun ne kadar derin bir yara aldığının en somut kanıtı.

Zihinsel Kayma ve James Bulger Vakası

Aslında burada sadece bireysel bir sapmadan değil, toplumca gerçekleşen zihinsel bir kaymadan bahsediyoruz. Popüler kültür, suçu o kadar parlatıyor ki; adalet arayışı, yerini intikam isteğine bırakıyor. Genç zihinler, sabırla inşa edilen karakter yerine, bir gecede silahla kazanılan o sahte saygınlığa özeniyorlar. Bu durumun ne kadar yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini anlamak için adli psikoloji tarihinin en sarsıcı olaylarından biri olan James Bulger vakasına bakmak yeterli. 1993 yılında İngiltere’de, henüz 10 yaşındaki iki çocuk, kendilerinden çok daha küçük bir bebeğe akılalmaz bir şiddet uygulayarak hayatına son verdiler. Bu korkunç olayın ardındaki en çarpıcı detay ise, çocukların bu eylemleri gerçekleştirirken izledikleri şiddet içerikli bir filmden ilham aldıklarının iddia edilmesiydi. Bu vaka, medyanın çocuk zihninde nasıl bir “rol model” oluşturabileceğini tüm dünyaya gösteren, vicdanları sızlatan bir örnek olarak tarihe geçti.

Empati Yoksunluğu ve Toplumsal Çürüme

Klinik psikoloji derslerimizde gördüğümüz Conduct Disorder (Davranış Bozukluğu) tanısı alan bireylerdeki o empati yoksunluğu, aslında gökten zembille inmiyor; içinde büyüdükleri bu “suç güzellemesi” yapan kültürün bir sonucu olarak gelişiyor. Eğer biz dizilerde suçu karizmatik, suçluyu ise bir “sistem mağduru kahraman” gibi parlatmaya devam edersek, merhameti zayıflık zanneden bir neslin yetişmesine engel olamayız. Çünkü bir çocuk için adalet, mahkeme salonlarında değil de belindeki silahın gölgesinde arandığında, o bahsettiğimiz toplumsal çürüme artık kaçınılmaz bir son oluyor. Bu çürüme, sadece bir suçun işlenmesiyle bitmiyor; toplumu ayakta tutan o görünmez ahlak liflerinin tek tek kopmasına, insanın insana olan güveninin yerle bir olmasına yol açıyor. Sonunda elimizde kalan, sadece kaba kuvvetin hüküm sürdüğü, ruhu çalınmış bir sessizlikten ibaret oluyor.

Gelecek için Farkındalık Kalkanı

Peki, tüm bu tablo aslında bize ne fısıldıyor? Bence mesele sadece o ekranlarda ne izlediğimiz değil, o izlediklerimizin kendi iç dünyamızda nasıl bir yol aldığıdır. Bir toplumun geleceği olan çocukların zihninde şiddet “havalı”, merhamet ise bir “zayıflık” gibi kodlanmaya başladığında, o çok korktuğumuz toplumsal çürüme de sessiz sedasız evlerimizin içine sızmış oluyor. Suçun bir kültür haline gelmesi, aslında hepimizin ortak kaybı, ortak sızısı. Bizler psikoloji öğrencileri olarak çok iyi biliyoruz ki; o küçücük ellerin tuttuğu sanal silahlar, yıllar sonra karşımıza gerçek birer Conduct Disorder (Davranış Bozukluğu) vakası olarak çıkabiliyor. Duyarsızlaşan her zihin ve empatisini yitiren her kalp, bizi birbirimize bağlayan o görünmez insani bağların biraz daha kopması demek.

Çözüm ise sadece televizyonun fişini çekmekte değil, o ekranların sunduğu çarpık dünyalara karşı içimizde bir “farkındalık kalkanı” oluşturmakta yatıyor. Ailelerin, medyanın ve en çok da biz gençlerin; asıl gücün kaba kuvvette değil, karakterde ve vicdanda olduğunu yüksek sesle hatırlatması gerekiyor. Ruhun o yüksek mertebesine, yani o özlediğimiz gerçek insanlığa ancak şiddetin karanlık gölgesinden çıkarak ulaşabiliriz. Unutmayalım ki, bir toplumun kalitesi suçlusuna duyduğu hayranlıkla değil, masumunu ne kadar sarmalayıp koruyabildiğiyle ölçülür. Geleceğimizi bu karanlık koridorlardan çıkarıp, çocukların kahramanlarını kitapların arasında ve iyiliğin içinde aradığı o aydınlık günlere hep birlikte taşımalıyız.

Beyza Nur Ömültay
Beyza Nur Ömültay
Beyza Ömültay, İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölümünde eğitimine devam eden bir lisans öğrencisidir. Klinik ve endüstriyel psikoloji alanlarına özel ilgi duyan Ömültay, öğrenim sürecinde kendini geliştirmeye yönelik çeşitli seminer ve eğitimlere katılmakta; hem çevrimiçi hem de yüz yüze staj deneyimleri kazanmaktadır. Dünya Danışmanlık Merkezi’nde staj yapmış, ayrıca Rehber Klinik’te çevrimiçi bir staj programına dahil olmuştur. Akademik ve mesleki gelişimine önem veren Ömültay, psikoloji alanındaki güncel çalışmaları yakından takip etmekte ve edindiği deneyimleri yazılarına yansıtarak psikolojiyi geniş kitlelerle buluşturmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar