Cuma, Haziran 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bitenden Kalan: Emeği Yolcu Etmek

Bağlanma teorisini duymuşsunuzdur; bu teori, genlerimize işlemiş olan yakınlık kurma ihtiyacını temel alır. John Bowlby’nin dahiyane fikri, evrimsel olarak hayatımızdaki bazı bireyleri seçip ayırmaya ve değerli kılmaya programlandığımızı ortaya koymuştur. Bir eşe bağlı olacak şekilde yetiştirildik. Bu ihtiyaç rahimde başlar ve ölünce sona erer (Levine & Heller, 2024). Bu teori doğrultusunda bakıldığında, romantik ilişkiler aslında temel bir ihtiyaçtır ve bu ilişkilerin son bulması halinde bireyin çektiği acı, yas olarak nitelendirilmesi normaldir. Çünkü biten ilişki, hormonlarımıza kadar fizyolojik olarak bizleri etkileyip izler oluşturur. A. Levine ve R. Heller’in kaleme aldıkları “Bağlanma” kitabında şöyle der: “Çeşitli çalışmalar, birbirine bağlanan iki kişinin tek bir fiziksel birim oluşturduğunu söylüyor. Partneriniz tansiyonumuzu, nabzımızı, solunumumuzu ve kanımızdaki hormon seviyesini düzenleyebilir. Artık iki ayrı varlık değiliz. Günümüzün popüler psikolojik yaklaşımlarının çoğunda, yetişkinler arası ilişkilerde ayrışmaya yaptığı vurgunun biyolojik açıdan akla yatkın bir tarafı yok. Bağımlılık gerçektir, bir tercih ya da seçenek değildir” (Levine & Heller, 2024). Böylesine somut etkileri olan bir deneyimin acısı da böylesine somut, yoğun ve zamana ihtiyaç duyarak yaşanabilir.

Uzun bir ilişkisi bitmiş olan bir danışanımla yaptığımız görüşmede, biten ilişkisini artık anlamlandırabildiğini, aradaki sevginin ve saygının azaldığını gördüğünü ve ilişki sonlanmadan önce bitmesi gerektiğini kavradığını ifade ediyordu. Ancak oturumlarımızın birinde hâlâ canını yakan bir şeyin varlığından söz etti ve kendi tabiriyle bu şey; “emeklerini yolcu etmek”ti. Bu ifadeyi duyduğum an çok etkilendim çünkü hem daha önce hiç duymamıştım hem de birçok danışanım için ortak bir duyguydu. İnsanlar, ayrılığı somutlaştırabildikleri veya kabullenebildikleri zamanlarda dahi hüzün duygusunu tamamen bırakamazlar. Çünkü asıl hüzün, ilişkiyle beraber verilen emeğe, dönüşülen kişiye ya da zamana bağlıdır. Bunlara veda etmek, bir kişiye veda etmekten çok daha zorlayıcı geliyor. Süreç ilerledikçe kişi, aynı hisleri, aynı emeği yeniden bir başkasına verecek olmanın zorluğuyla yüzleşiyor. Bu zorluğun bazen adlandırılamaması ya da yanlış adlandırılması, duyguyu somutlaştırmak adına kişiyi “unutamadım mı” olarak yansıtıyor. Danışma sürecinde bu tarz duygu değişimlerini ya da duyguları fark edememeyi normal karşılıyoruz. İlk paragrafta da bahsedildiği gibi, ilişkiler ihtiyaçtır ve bu ihtiyaç beynimiz tarafından düzenlenmiş, genlerimizle bizlere aktarılmıştır.

İlk zamanlarda yeni bir ilişkiden bahsetmek söz konusu bile değilken, zamanla hüzün “ben başka birine nasıl güveneceğim/seveceğim”e dönüşür. Kişinin içsel kaygısı burada başlar. Bu kaygı, “aşk acısı” olarak tanımlanabilir ve ne yazık ki “aşk acısı” çeken insanları “acı” çeken insanlardan çok daha zor durumda ya da güçsüz görürüz. Bu görme biçimi, aşk acısı yaşayan bireyin duygusunu gizlemesine ve dolayısıyla da yaşayamamasına sebep olur. Ve biliyoruz ki yaşanmamış duygular asla gitmez. Bastırılan bu duygu süreci, çok daha zorlaştırır ve eski partner ile kişinin kendisini kıyaslamasına neden olur. O kişi süreci daha iyi atlatmışsa, ondan daha iyi durumda olduğumuzu kanıtlamaya çalışıp yine o kişiye bağlılığımızı bir şekilde devam ettiririz. Bir diğer senaryoda, yani bizden çok daha fazla acı çekiyorsa, acıyarak ya da “ben de çok sevdim” kanıtını yapma duygusuyla iletişimi devam ettirebiliriz; içsel olarak yine o kişiyle bağı koparmamış olabiliriz.

Biten her ilişki bir depremdir ve depremde enkazların olması normaldir. Kurtulmaya çalışmak hakkınızdır ve yaşadığınız duygu bir yas sürecidir. İlişkilerin somut olarak ne kadar etkilediğini fark etmek, belki de onları çok daha kıymetli kılacak ve her ayrılığın acısının boyutunu anlamamızı sağlayacaktır. Bu noktada, kendinizi ve varsa partnerinizi, bir de ilişkinizi ya da müstakbel ilişkinizi tanımak ve anlamlandırabilmek için “Bağlanma” kitabını okumanızı tavsiye edebilirim.

Bahar Kılıç
Bahar Kılıç
Lise yıllarımdan beri okumayı ve okuduklarıma dair yazmayı hep çok sevmişimdir. Şimdi yüksek lisans hedefim doğrultusunda birçok araştırma yapıp sonrasında da makaleler yazmanın ilk adımı olarak nitelendirdiğim bu kabul beni çok mutlu etti.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar