Maier ve Seligman tarafından 1967 yılında yapılan köpek deneyi, psikoloji tarihinin en çok tartışılan deneylerinden biri olarak literatüre geçmiştir (Maier ve Seligman, 1967). “Öğrenilmiş çaresizlik” kuramına vurgu yapan bu çalışmada araştırmacılar, köpekleri üç farklı gruba ayırarak davranışlarını gözlemlemişlerdir. Bu üç gruptan ilki, herhangi bir elektrik şokuna maruz bırakılmayan kontrol grubudur. İkinci grup, bir süre elektrik şokuna maruz bırakılan, ancak daha sonra düzeneğin içinde bulunan bir butona bastıklarında elektrik şokunu durdurabileceklerini öğrenen köpeklerden oluşmaktadır. Son gruptaki köpeklere ise sürekli elektrik şoku verilmiştir. Bu gruptaki köpekler ne düzenekten kaçabilmiş ne de ikinci gruptaki köpekler gibi şoku durdurabilecekleri bir butona sahip olabilmişlerdir.
Araştırmacılar çalışmanın ikinci aşamasında bu üç gruptaki köpeği aynı düzeneğin içine yerleştirmiş ve onlara elektrik şoku vermişlerdir. Verilen şok sonucunda araştırmacılar, kontrol grubundaki köpeklerin ve butona basarak şoku kesmeyi öğrenen köpeklerin düzenekten kaçmayı başardığını gözlemlemişlerdir. Buna karşın üçüncü grup olan ve sürekli şoka maruz bırakılan köpeklerin, düzenekten çıkabilmek için herhangi bir girişimlerinin olmadığı dikkat çekmiştir.
Gözlem sonuçları o dönemlerde ağırlıklı olarak öğrenilmiş çaresizlik kuramı etrafında şekillenmiştir. Ancak nörobilim alanındaki gelişmeler, elde edilen bulguların farklı perspektiflerden yorumlanmasına neden olmuştur. Buradan hareketle günümüzde bu çalışma sonuçları, organizmanın değişen çevresel koşullar altında beynini yeniden organize edebilme ve davranışlarını düzenleyebilme becerisi olan bilişsel esneklik kavramı bağlamında ele alınmaktadır. Bilişsel esneklik temelinde değerlendirildiğinde düzenekten kaçabilen köpeklerin, değişen çevresel koşullara uyum gösterip daha önce öğrenmiş olduğu davranışlarından farklı davranışlar ortaya koyabildiğini gösterir. Buna karşın günümüzde bu bulgular, düzenekten çıkamayan köpeklerin davranışlarının bilişsel esneklik ve bu beceriyi destekleyen nöroplastik mekanizmalar açısından yeniden yorumlanmasına olanak sağlar. Aynı zamanda elde edilen veriler bu köpeklerin beyin plastisitesi adı verilen ve bilişsel esnekliği destekleyen nöral yapılanmalarının zayıf olabileceğini düşündürür.
Bu noktada bilişsel esnekliğin nasıl ortaya çıktığını anlayabilmek için, bu becerinin altında yatan nörobiyolojik mekanizmaların incelenmesi gerekmektedir. Güncel nörobilim araştırmaları, bilişsel esnekliğin yalnızca davranışsal bir özellik olmadığını; belirli beyin bölgelerinin koordineli çalışmasıyla ortaya çıkan karmaşık bir yürütücü işlev olduğunu göstermektedir.
Bilişsel Esnekliğin Nörobiyolojik Temelleri
Beynin karar verme, problem çözme, muhakeme yapabilme gibi yürütücü işlevlerinden sorumlu olan bölümü prefrontal korteks olarak adlandırılmaktadır. Beynin ön kısmında yer alan prefrontal korteks, değişen çevresel koşullara göre organizmanın eski davranış örüntülerini baskılamasını ve davranışlarını yeniden şekillendirmesini sağlar. Bunu sağlarken parietal korteks ve hipokampus gibi diğer beyin bölümleri de prefrontal korteksin kontrolünde organize olarak süreci destekler (Kringelbach ve Deco, 2024).
Prefrontal korteksin bu işlevleri, bilişsel esnekliğin deneysel olarak nasıl değerlendirildiği sorusunu da gündeme getirmektedir. Bu nedenle araştırmacılar, bilişsel esneklik ile ilgili somut veriler elde edebilmek amacıyla çeşitli nöropsikolojik testlerden ve deneysel laboratuvar verilerinden yararlanmaktadır. Bilişsel esnekliğin değerlendirilmesinde kullanılan nöropsikolojik testler ve deneysel süreçlerde bazı temel kavramlar ön plana çıkmaktadır. Bu kavramlardan ilki görev değiştirme (task switching) adı verilen, bireyin belirli bir kurala uyum sağladıktan sonra değişen koşullara uygun olarak yeni kurala hızlı ve doğru bir şekilde geçiş yapabilme becerisidir. Bu süreç, organizmada var olan bilişsel sürecin baskılanması ve akabinde yeni bir bilişsel sürecin oluşmasını gerektirmektedir. Bu alanda değerlendirilen bir diğer kavram ise geçiş maliyeti (switch cost). Geçiş maliyeti, görevler ya da kurallar arasında geçiş yaparken harcanan süreyi ve hata oranını ifade eder (Hazeltine, 2024). Diğer bir ifadeyle geçiş maliyeti, bilişsel sürecin davranışa yansımasıdır. Elde edilen test sonuçlarında geçiş maliyeti oranının düşük olması bireylerin bilişsel fonksiyonlarının değişen koşullara uygun olarak şekil alabildiğini gösterirken bilişsel esnekliklerinin de yüksek olduğunu düşündürmektedir.
Bilişsel esneklik her ne kadar belirli beyin ağları tarafından desteklenen bir yürütücü işlev olsa da, bu sistem çevresel ve duygusal etkenlerden bağımsız değildir. Özellikle stres ve duygudurum değişiklikleri, bilişsel esnekliğin düzeyini doğrudan etkileyebilen önemli faktörler arasında yer almaktadır.
Stres ve Duygudurumun Bilişsel Esneklik Üzerindeki Etkisi
Bilişsel esneklik bireylerin yalnızca nöral mekanizmalarıyla şekillenen bir sistem değil, aynı zamanda stres ya da anormal duygulanımdan etkilenen dinamik bir yapıya sahiptir. Stres nedeniyle vücutta artış gösteren kortizol seviyesi nöronlar arasındaki iletişimi ketleyerek prefrontal korteksin etkinliğini azaltır. Prefrontal korteksin etkinliğinin azalmasıyla birlikte düşünme, karar verme gibi süreçlerde amigdala devreye girer. Amigdalanın prefrontal korteks süreçlerinde aktif olması, bilişsel esnekliğin baskılanmasına yol açar (Arnsten, 2015). Bu baskılanma sonucunda bireylerin karar verme süreçlerinde duygudurumlarının etkisi artar.
Bilişsel esneklik ile stres ve duygudurum arasında karşılıklı bir etkileşim bulunmaktadır. Stres ve olumsuz duyguların artışı bilişsel esnekliği etkileyerek değişen koşullara uyum sağlayabilme becerisini azaltmaktadır. Bununla birlikte, bilişsel esnekliğin düzeyi de bireylerin stresle başa çıkabilmelerini ve duygusal deneyimlerini önemli ölçüde etkilemektedir.
Bu karşılıklı etkileşim, bilişsel esnekliğin yalnızca doğuştan sahip olunan bir özellik olup olmadığı sorusunu da gündeme getirmektedir. Güncel çalışmalar bilişsel esnekliğin doğuştan gelen ve değiştirilemeyen bir özellik olmadığını, uygun müdahaleler ve bilişsel eğitimlerle bu becerinin zamanla geliştirilebileceğini belirtmektedir. Bu çalışmalarda daha çok strateji geliştirme, çok yönlü düşünebilme gibi yürütücü işlevleri geliştirici zihinsel aktivitelere vurgu yapılmaktadır. Bu tür aktivitelerin beyin plastisitesini artırıcı etkileri üzerinde durulmaktadır. Bu alanda yaşlılarla yapılan bir çalışmada belirli bir süre bilişsel eğitim alan yaşlı grubunun görev değiştirebilme becerileri ve yürütücü işlevlerinde ilerlemeler gözlemlenmiştir (Buitenweg vd., 2017). Çalışma, geliştirici eğitim ve aktivitelerin bireylerin bilişsel esneklikleri üzerindeki olumlu etkisini kanıtlayıcı nitelik taşımaktadır.
Sonuç olarak bilişsel esneklik, bireyin değişen çevresel koşullara uyum sağlayabilmesini, karşılaştığı problemlere yönelik davranışlarını yeniden düzenleyebilmesini sağlayan temel yürütücü işlevlerden biridir. Güncel çalışmalar, bilişsel esnekliğin nöroplastisite ile desteklenen dinamik bir süreç olduğunu; stres, duygudurum ve önceki deneyimlerden etkilendiğini göstermektedir. Bununla birlikte, bilişsel eğitimler ve uygun zihinsel etkinliklerle geliştirilebilen bu beceri, yalnızca bilişsel performansın değil, psikolojik dayanıklılığın ve ruh sağlığının korunmasında da önemli bir rol oynamaktadır.
Kaynakça
- Kaynakça
- Arnsten, A. F. T. (2015). Stress weakens prefrontal networks: Molecular insults to higher cognition. Nature Neuroscience, 18(10), 1376–1385.
- Buitenweg, J. I. V., van de Ven, R. M., Prinssen, S., Murre, J. M. J., & Ridderinkhof, K. R. (2017). Cognitive flexibility training: A large-scale multimodal adaptive active-control intervention in healthy older adults. Frontiers in Human Neuroscience, 11, Article 529.
- Hazeltine, E. (2024). Task switching. Current Opinion in Behavioral Sciences, 59, Article 101431.
- Kringelbach, M. L., & Deco, G. (2024). Prefrontal cortex drives the flexibility of whole-brain orchestration of cognition. Current Opinion in Behavioral Sciences, 57, Article 101394.
- Maier, S. F., & Seligman, M. E. P. (1967). Failure to escape traumatic shock. Journal of Experimental Psychology, 74(1), 1–9.


