Cuma, Haziran 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bedenin Küçük Sinyalleri, Zihnin Büyük Yorumları

Bedensel Belirti Odaklı Kaygı

Son yıllarda bedene aşırı odaklanma, ufak belirtileri hastalık işareti gibi algılama ve sürekli tıbbi kontrol ihtiyacı duymanın toplumda çok fazla yaygınlaştığını görmekteyiz. Stresli yaşam koşullarının yanı sıra, sosyal medya kullanımında eksik ve yanlış bilgilerin doğru sanılması, internet üzerinden semptom araştırmasının son yıllarda bir alışkanlık hâline gelmesi sağlık anksiyetesinin giderek artmasına neden olmaktadır. Yapılan araştırmalar, sağlık anksiyetesinde özellikle pandemi sonrası tüm dünyada ciddi artışlar olduğunu göstermektedir. Bu yazıda sağlık kaygılarının olası nedenlerini anlamaya ve bu durumla nasıl baş edilebilineceğine dair okuyucuya farkındalık kazandırmayı amaçlamaktayız.

Bedene Odaklanma Süreci Nasıl İlerler? Zihin Beden Belirtilerini Neden Abartır?

Gün içerisinde hafif ağrılar, kalp çarpıntısı, baş dönmesi gibi bedenimizden küçük sinyaller alabiliriz. Çoğu kişi bu duyumları yorgunluk ya da anlaşılır başka nedenlere bağlayarak hayatına devam ederken bazı kişiler için bu belirtiler oldukça endişe verici olabilmektedir.

Peki, bedenimizde olup biteni neden olduğundan çok daha tehlikeli algılarız? Bu sorunun cevabı kişiye tıbbi nedenlerle ilgiliymiş gibi gelse de çoğunlukla psikolojik kökenlidir. Genellikle zihnimize otomatik gelen “Acaba bende ciddi bir şey mi var?” düşüncesi kişide stres hormonlarını tetikleyerek bedenimizde hissettiğimiz duyumlara hassasiyet geliştirmemize ve bu sinyalleri yanlış veya hatalı yorumlamamıza neden olabilmektedir. Bu tetiklenmeyi yaşayan kişilerde; dikkatin bedene yönelmesi, aşırı duyumsama, odaklanma ve endişeye bağlı kopuk hissetme hâline kadar ilerleyen bir döngü söz konusu olabilmektedir.

Gelin bu döngüye daha yakından bakalım. Öncelikle kişi bedenini taradıkça daha çok şey bulur ve dikkatte bir yanlılık oluşur. Buna bağlı olarak ufak duyumlar abartılır. Adeta zihnin belirti gösteren yere büyüteçle bakması gibidir. Ardından felaketleştirme dediğimiz nötr bir belirtiye en kötü anlamı verme süreci gelir. Örneğin baş ağrısını tümör olarak yorumlamak gibi. Bu düşünce stresi tetikler ve bedende hissettiğimiz duyumlar hastalık olduğu için değil, bu stresin sonucunda ortaya çıkan belirtilerle ilişkili olur. Fakat kişi bu belirtileri ciddi bir hastalığa bağladığı için ayırt edemez. İnternetten belirti listesini okudukça kişi hastalığını okuduğu semptomlara uydurur. Strese bağlı kalp çarpıntısı, terleme, baş dönmesi hastalık başlangıcı olarak yorumlanır ve bedensel belirti odaklı kaygıya ait kısır döngü başlar.

En Sık Yaşanan Örnekler

Aslında herkesin zaman zaman bedenine daha fazla odaklanabileceğini ifade etmiştik. Ancak bazı kişilerde bu odaklanmanın aşırıya kaçtığını gösteren ve en sık yaşanan örnekler şunlardır:

  • Kalpte kısa bir çarpıntı hissedince “Acaba kalp krizi mi geçiriyorum?” demek. (Yakın bir zamanda kişinin kendisinin ya da bir yakınının kalp krizi geçirmiş olması ya da bu sebeple kayıp yaşanmış olması durumunda belli bir dönem hassasiyet geliştirilmesi normal sayılabilir. Burada ayırıcı nokta, böyle bir durum olmadığı hâlde de kişinin kalp krizi, kanser ya da ölümcül olabilecek başka hastalıklara karşı aşırı duyarlı olması ve normal sayılabilecek belirtileri bu hastalıklara yormasıdır.)

  • Bir ağrıyı saatlerce takip edip kötüye gittiğini varsaymak. (Çoğu zaman stresin yarattığı bedensel duyumlar; terleme, nefes güçlüğü, mide bulantısı, bağırsak hareketlenmesi, dil kuruluğu gibi semptomlar hastalıkla karıştırılır.)

  • İnternetten belirti arayıp kendini ciddi hastalıklarla ilişkilendirmek. (Baş ağrısı gibi genel belirtilerin onlarca sebebi olabileceği hâlde kişi yaşadığı rahatsızlıkla ilişkilendirerek bu kadar genel bir belirtiyi dahi hastalık göstergesi sayabilir. Spesifik belirtiler ise kişi için daha zorlayıcı olabilir.)

  • Doktor kontrolünden sonra bile tam olarak ikna olamamak. (Sonuçların karıştığını ya da tam bakılamadığını, bir şeylerin atlandığını, başka bir gün yaptırıldığında aynı sonuçların çıkmayacağına dair kuşkular yaşanabilir.)

  • Bunun zıttı olarak korku kaynaklı doktora gitmekten kaçınma, “Kesin bir şey var!” şeklinde düşünerek yüzleşmekten korkma ve kontrolleri aksatma davranışları da söz konusu olabilmektedir.

Sosyal Medya Etkisi

Şüphesiz tüm kaygı türlerinde olduğu gibi sağlık odaklı endişelerde de sosyal medyanın etkisi oldukça büyüktür. Instagram gibi hızlı ve ani içeriklerin karşımıza çıktığı platformlarda zaman zaman stresimizi tetikleyen video ve görsellere rastlamamız mümkündür. Birçok kişi sosyal medyada sağlıkla ilgili içeriklere maruz kalmaktadır. “Şu belirti varsa hemen doktora gidin” gibi videolar tehlike algısı oluşturur. Bu videolardaki genellemeler, eksik ve yetersiz bilgiler sağlık kaygısını tetikleyebilmektedir. Kaygılı kişi, orada yer alan ve kendi endişesini tetikleyen cümleleri hızla kabul ederek sorun var algısına geçebilir.

Neler Yapabiliriz?

Öncelikle böyle bir durumun içindeyken derin nefes alıp rahat bir konuma geçerek kendimize şu soruyu sormakla başlayabiliriz: “Belirti gerçekten tehlikeli olabilir mi yoksa zihnim mi büyütüyor?” Bu sorgulama, otomatik felaket düşüncelerini zayıflatır.

Endişenin beslendiği temel durum belirsizliktir. Belirsizliğin tolere edilmesi bu durumu yönetmekte kişiye fayda sağlayacaktır. Bunun için bedensel duyumları “tehlike” değil, “duyum” olarak fark etmeye çalışmak oldukça önemlidir. Duyumları iyi ya da kötü olarak değil, yalnızca duyum olarak gözlemlemek belirsizlik toleransını güçlendirecektir.

Endişeye bağlı olarak nabız takibi, doktora sık gitme, internet araştırması gibi kompulsif döngülerin kırılması da oldukça önemlidir. Örneğin kalp çarpıntısı hissettiğinizde bir saat içerisinde onlarca kez nabız kontrolü yapıyorsanız, bunun sayısını düşürmek ve doktor kontrollerini hekiminizin yeterli gördüğü sıklıkta düzenlemek gibi kararlar almak ve uygulamak faydalı olacaktır.

Ne Zaman Bir Uzmandan Destek Alınmalı?

Kişi sürekli bedenini kontrol ediyor, semptom taraması yapıyorsa; ufak tehlikeleri büyük tehdit olarak görüyorsa; doktor sonuçlarından sonra bile rahatlamıyorsa ve bu düşünceler günlük yaşamını etkiliyorsa bir uzmandan destek almak önemlidir. Sağlık kaygısı kişinin yaşam kalitesini düşüren ancak doğru yaklaşımla yönetilebilen bir durumdur.

Sonuç

Bedenimizi dinlemek ve farkında olmak sağlıklıdır; ancak bedenin her sinyalini yanlış okuyorsanız beden ile zihin arasındaki bağlantıda bir kopukluk var demektir. Bedenin her sinyalini bir “alarm” gibi yorumlamak, zihnin doğal koruma mekanizmasının fazla çalışmasından kaynaklanır. Güvenilir bilgi, doğru yorumlama ve gerekirse profesyonel destek; sağlık kaygısıyla baş etmede en etkili yollardır. Bu durumun düzenlenmesi çoğu zaman tıbbi yollardan ziyade psikolojik çalışmalarla mümkündür. Her sinyali yanlış okumak kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir. İnsan zihni, özellikle kaygı dönemlerinde, nötr uyarıları bile tehdit olarak yorumlayabilir. Unutulmamalıdır ki kaygı, zihnin tehlikeyi olduğundan daha büyük yorumlamasıyla ilgilidir. Yani sorun bedende değil, bedenin nasıl yorumlandığı ile ortaya çıkar.

Pelin Keskin Civa
Pelin Keskin Civa
Pelin Keskin Civa, yüksek lisans eğitimini Travma Odaklı Klinik Psikoloji üzerine tamamlamakla birlikte, EMDR Terapisi, Çözüm Odaklı Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, Evlilik ve Çift Terapisi alanlarında uzmanlaşmıştır. Travma ve olumsuz yaşam olaylarının insanlar için kaçınılmaz olduğu bilinmekle birlikte, ruh sağlığını olumsuz etkileyen yaşam olaylarının etkisini azaltma ve ruhsal iyileşmeye katkı sağlama yönünde çalışmayı mesleğinde misyon edinmiştir. Bu bağlamda psikoterapinin yanı sıra gönüllü pek çok çalışmada bulunmuştur. Yazar olarak da içerik üreten Pelin Keskin Civa, mesleki deneyimlerinin vermiş olduğu tecrübe ile okuyucuyla buluşarak, ruh sağlığını güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar