Gençlik dönemi, psikolojide özel bir yere sahiptir. Bu kadar özel olmasının en önemli sebebi, bu dönemde kişinin içsel ve dışsal yeni durumlara adapte olma savaşıdır. Adaptasyon, ön ergenlikte önem kazanan ve gençlikte önem sırasında zirveye yerleşen bir kavramdır. Bugün, sosyal ve duygusal adaptasyonun gençlik döneminde varoluşsal kriz, kimlik karmaşası ve varoluşsal anksiyete üzerindeki etkisini ve önemini inceleyeceğiz.
Ön ergenlik dediğimiz 10–18 yaş arası dönemde, kişinin kimlik krizinin ilk belirtilerini görmeye başlarız. Birey, ailesinden öğrendiklerinden farklı bir dünyaya gözünü açmaya hazır, kozasından çıkmaya çalışan bir kelebek gibidir. Her doğum sancılı olduğu gibi, kozayı yırtıp kendi otantik kimliğine kavuşmaya çalışan birey de bu acıyı iliklerine kadar hisseder. Ailesinin ona yıllarca öğrettiklerinin yanlış veya eksik olabileceğini kabullenmek bu acının ilk adımıdır. İkinci adımı, karşılaşabileceği bütün sosyal ve ailesel tepkilere göğüs gererek kendi kimliğini bulması ve özümsemesidir. Bu dönemde gerçekleşen biyolojik, zihinsel ve sosyal gelişimler bu kimliği bulma yolunda genç bireye güç ve motivasyon sağlayacaktır. Kişinin ne istediğini ve istemediğini, nerede kendisini tamamen anda hissettiğini bulması zorlu bir süreçtir; ancak genç bireyler genelde bunu bulma ihtiyacını ruhlarında yanan bir alev gibi hisseder. Dolayısıyla bu yolda ilerlemekten vazgeçmezler.
Genç bireyin içinde yaşadığı kimlik krizi, onu içsel bir kaosa ve karmaşaya sürükler. Bu sebeple kişi, kendi içinde bulamadığı barış ve düzeni dış hayatında bulmaya odaklanır, kimi zaman bu ideale takıntı oluşturur. Dünyayı kendisi ve diğerleri için nasıl daha ideal hâle getirebileceğine odaklanır; ancak bu imkânsız bir hayaldir. Dünyayı kaostan kurtaramazsınız, her insanın iyi niyetlerle hareket etmesini sağlayamazsınız. Herkesin içinde iyi olduğu kadar kötü de mevcuttur ve patolojik durumlar iş, sosyal ve romantik hayatımızı her zaman esir alacaktır. Bunlara maruz kalmayan ve kalmayacak tek bir insan yoktur; dünyayı temiz bir fanus hâline getirmek mümkün değildir. Bunu fark edemeyen genç, önce kendisini çevresine kabullendirebilmek adına farklı kimlik arayışlarına girer, kimi zaman üzerine üç beden büyük gelen gömlekler giyerken bulur kendini. Otantik kimliğine ulaşamayan birisinin arayışı ve içsel kaosu hiçbir zaman bitmeyecektir. Gençlik dönemi bu kimliğe ulaşma isteğinin en şiddetli hissedildiği dönemdir. Birey büyüdükçe ya otantik kimliğine kavuşur ya da kavuşamadığı için farklı psikolojik rahatsızlıklar geliştirmeye başlar. Kendi hayatını başka insanlara, kavramlara adamaya başlar ve giderek kendi özünden uzaklaşır. Dışarıdan aldığı takdirler sayesinde bu özünden uzaklaştığını çoğu zaman fark etmez bile.
Peki, varoluşçu psikoterapi bize bu kimlik krizi hakkında ne söyler? Varoluşçu felsefeye göre varoluş, birtakım karakter ve davranış özellikleriyle sabitlenemeyecek kadar özeldir ve sürekli değişim hâlindedir. Varoluş, bir günde bulunup kişinin ömür boyu hayatına sabitleyebileceği bir kavram değildir; varoluş, bu değişimin içinde insanın kendi özünü bulması ve ona sahip çıkarak değişimin içinde, akışta var olabilmesidir. Yani kişinin ömür boyu değişme ve gelişme payını hayatına entegre etmesi gerektiğini söyler. Ve bu varoluş hâli, kişinin tek başına gerçekleştirdiği bir olgu değildir; çevresini etkileyerek ve çevresinden de etkilenerek oluşturduğu bir durumdur. İnsan, çevresinden gördüklerini kendi özüne uygun bir şekilde benimser ve geliştirir. Buna göre kendi öz değerlerini oluşturur. Bu öz değerler, onun yaşamına anlam veren olguları bulmasını sağlar. İnsan, yaşamına neyin anlam verdiğini bulduğu an, kendi potansiyelini gerçekleştirme yolunda çok daha emin adımlarla ilerleme imkânı bulur.
Gençlik dönemine tekrar dönecek olursak, bu dönemde kişi aileden ve gördüğü kısıtlı çevredeki değerlerden uzaklaşarak bir bağımsızlaşma yoluna girer. Bu bağımsızlaşma yoluna giren genç, kendi kararlarını verme konusunda bir ikileme düşebilir. Vereceği özüne uygun kararların kabul görmek istediği topluma uygun olup olmadığı konusunda endişelenir; çünkü kabullenilme hissi genç bir birey için çok önemlidir. Bu ikilemde kalan bir genç, topluma ve akranlarına uyum sağlayabilme uğruna özünden vazgeçebilir. Özünden vazgeçen kişi zamanla psikolojik rahatsızlıklar geliştirir ve varoluşsal anksiyete yaşamaya başlar. Kişi, sadece başkaları tarafından kabullenileceği davranışlara ve amaçlara göre yaşadığı için, ömrünün böyle geçip gideceği korkusunu yaşamaya başlar. Hiçbir zaman kendi özünün ne istediğine dikkat etmemiş, sadece başkalarının ona empoze ettiklerini yapmıştır. Kaçınılmaz olan ölüm geldiğinde, elinde sadece başkalarını memnun etmek için yaşanmış bir hayat kalacaktır. Bunu fark eden bireyde depresyon, anksiyete ve sinir krizi gibi patolojik durumları görmeye başlarız. Özellikle ergenlik ve gençlik döneminde bu gibi psikolojik rahatsızlıkları görmemizin temel sebebi bu varoluşsal anksiyetedir. Sosyal medya gibi kitleleri büyük ölçüde etkileyebilen ve kişiyi özünden uzaklaştıran araçların gençler arasında sıklıkla kullanılması da günümüz gençlerinde bu anksiyeteyi artırmıştır. Artık kimse kendi özünü ve varoluşunun amacını değil, sosyal medyada popüler akranlarının yaptıklarını takip etmektedir. Bu sebeple ortaya kaybolup giden tek renk bir gençlik kalır. Ve bu gençlik, varoluşsal anksiyetenin getirdiği bir boşluk hissinde yuvarlanıp gitmektedir.
Varoluşsal kaygı yaşamak her insanın hayatında olan, olağan bir durumdur. Önemli olan kısım bununla nasıl başa çıktığımızdır. Günümüz şartları gereği, kültürel hegemonyanın tek bir birlik hâline geldiği bugünlerde, kişilerin kendi özgün otantik kişiliklerini bulması ve buna uygun anlamlı yaşamlar yaşamaları gitgide zorlaşmıştır. Bu zorluk içinde kişinin biricikliğini tekrar hatırlaması ve dışsal etkenleri kişiliğinin bir parçası hâline getirmek yerine onlarla özünü besleyebilmesi çok değerlidir. Bu değerli yolculuk boyunca ailelere ve biz psikologlara büyük ihtiyaç vardır. Onlara biricik olduklarını hatırlatmalı ve yaşadıkları bu psikolojik rahatsızlıklar esnasında kendi yollarını bulmaya çalışırken ellerinden tutmalıyız.


