Pazar, Şubat 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aşkın İki Yüzü: Lacan’ın Histerik ve Obsesif Öznesi

Aşk, insan yaşamının merkezinde yer alan evrensel bir deneyimdir ancak her birimiz bunu farklı motivasyonlar ve manevralarla yaşarız. Neden bazıları tutkulu drama dolu aşkların içine çekilirken, bazılarımız bağlanmaktan ve aşktan korkar?

Jacques Lacan aşk için “aşk sahip olmadığın bir şeyi başka birine vermeye çalışmak” olarak tanımlar. Bu söz aşk deneyiminin eksikten geldiğini söyler. Nevrotik özne romantik ilişkisine tam bir şey sunamaz, bunun yerine kendi yapısal eksiklerini yani sahip olmadığını partnerine vermeye çalışır. Tabii ki partnerinin de aynı şeyi yaptığını düşündüğümüzde âşık olduğumuzda aslında karşımıza birbirimize eksik olduğumuzu söylediğimizi düşünebiliriz. Nevrotik özne yapısal olarak ikiye ayrılır: histerik ve obsesif; bu iki öznenin eksikle başa çıkma yöntemleri farklıdır. Bu nedenle aşkları da farklı olacaktır.

Bu ayki yazımızda histerik ve obsesif öznenin aşkını karşılaştırmalı olarak tartışacağız. Temel İçgüdü (1992) ve Sil Baştan (2004) filmleri ile de örnekler sunacağız.

Aşkın Kaynağı

Lacan için nevrotik özne bölünmüş ve eksiktir. Bu eksik dile girdiğimizde, yani sembolik düzene geçtiğimizde ortaya çıkar ve arzu olarak kendini gösterir. Arzu talepten ihtiyaç çıkarıldığında kalan kısımdır. İhtiyaç dediğimiz biyolojik ihtiyaçlarımızdır. Bir bebeğin annesinin onu emzirmesini istemesi gibi. Talep ise sevgi ve tanınma arayışı içeren dil yoluyla ifade edilen isteklerdir; bebeğin annesinin onu emzirmesini isteyişi sadece açlık hissinden değil aynı zamanda bu andaki sevgi ve tanınma isteğinden gelir.

Arzu eksiktir. Eksik olmadan arzulayamayız. Özne kendisini tanımlayan bu temel eksik nedeniyle daima bir bütünlük ve tanınma arayışında olur. Bu eksik, sembolik düzleme girişte oluşur. Sembolik düzlem Büyük Başka dediğimiz yasanın alanıdır. Öznenin eksiki ve arzusu aslında Büyük Başka’nın arzusudur.

Öznenin varoluşu, kendisi ile arzu nesnesi arasındaki ilişkiyi kuran fantezi tarafından yapılandırılır. Aşk, bu fantezinin sahnesinde oynanır.

Histerik Öznenin Aşkı: Başka’nın Arzusu Nerede?

Histerik öznenin temel sorusu “Ben kadın mıyım, erkek miyim?”dir. Çünkü histerik özne Başka’nın eksiki, arzusu nerede ise orada konumlanmak ister. Aşk ilişkisi de bu sorunun cevabını partneri yani Başka ile elde etme çabasını oluşturacaktır.

Histerik özne için tam bir Başka onun aşığı olamaz, bu onun kimliğini öldürür. Histerik, partnerini sürekli sorgulayan, meydan okuyan ve onu tamlık konumundan düşürmeye çalışan biri olacaktır. Çünkü partnerinin eksiki nerede ise onunla özdeşleşmek isteyecektir. Tabii ki amaç burada eksiki bulup onu tamamlamaya dair gözükse de bu yine histerik özne için ideal bir durum oluşturmayacaktır. Bu nedenle Başka’nın arzusu sürekli tamamlanmamış kalmalıdır ki histerik çabasına devam edebilsin, bu fantezide devam edebilsin. Yani histerik özne Başka’nın eksiki ile özdeşleşmek istemektedir ancak bunu tam olarak yerine getirmeyerek onu eksik bırakmaya ve bu sayede arzuyu devam ettirmeye devam edecektir.

Paul Verhoeven’ın yönettiği Temel İçgüdü’nün Catherine Tramell’i histerik bir öznenin aşkını bize somutlaştırmaktadır. Catherine Dedektif Nick’i Başka olarak konumlandırmaktadır. Onu manipüle ederek, yalan söyleyerek ve onu sorgulayarak sürekli onu tamamlanmamış bir Başka konumunda tutar. Catherine, Nick’in varoluşsal sorusu olan “Ben iyi bir polis miyim?” ile ilgilenir. Bu soruyu kışkırtan Nick’in arzusunu sürekli devam ettiren manevralar yapar.

Obsesif Öznenin Aşkı: Ertelenmiş Hayatlar

Obsesif özne için ise Başka’nın eksiki ve arzusu ile karşılaşmak onu kendi özneliğini yitirme korkusuyla baş başa bırakır. Bu nedenle obsesif, bu talebi etkisizleştirme ve erteleme çabasındadır.

Obsesif özne eksik ile reddederek başa çıkar. Bu reddettikleri ile karşılaşmak obsesif için ölü olduğu yerdir. Bu nedenle obsesifin arzusu imkânsızdır. Çünkü arzusunun tamamlandığı yerde eksik ortaya çıkacaktır; bu yüzden arzusu asla tamamlanmayan bir konumda kalarak onu imkânsız arzu yapmaktadır.

Micheal Gondry’nin Sil Baştan filminde Joel, Clementine’ın bağlanma, derinlik ve duygusallık taleplerini tehdit olarak algılamaktadır. Bunlar zorunluluk olarak deneyimlenmektedir. Bu nokta Joel’in Başka ile karşılaştığı, kendi eksiki ile karşılaştığı nokta olduğu için onun özneliğini tehdit etmektedir. Bu nedenle ilişkiyi bitirip anılarını silme ritüeli ile bu yaşadıklarından kaçınır.

Sonuç

Lacan bize aşkın sadece bir duygu değil, öznenin kendi eksiki ile başa çıkma yolları ile bağlantılı olarak temel fantezisini devam ettirdiği bir alan olduğunu gösterir. Histerik ve obsesif özne temel fantezileri doğrultusunda kastrasyon ve eksik ile başa çıkma stratejileri ile ilişkilenmeler kurarlar. Aşk, eksikin etrafında dönen bir stratejidir.

Azra Nazlı Alyaprak
Azra Nazlı Alyaprak
Azra Nazlı Alyaprak recently graduated from Middle East Technical University& department of psychology. Her areas of interest include clinical psychology, cultural clinical psychology approaches, Lacanian Psychoanalysis, and the relationship between psychoanalysis and literature and cinema. She has worked on many projects in the field of clinical psychology. As a writer, she believes that psychology and mental health are substantial in the development of people and society, and she adopts the idea of informing people about this subject as a goal. Azra Nazlı Alyaprak yakın zamanda Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden mezun oldu. İlgi alanları arasında klinik psikoloji, kültürel klinik psikoloji yaklaşımları, Lacanian Psikanaliz ve psikanaliz ile edebiyat ve sinema arasındaki ilişki yer almaktadır. Klinik psikoloji alanında birçok projede çalışmıştır. Bir yazar olarak, psikolojinin ve ruh sağlığının insanları ve toplumu geliştirmede önemli olduğuna inanmakta ve insanları bu konuda bilgilendirmeyi bir hedef olarak görmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar