Aşk; bir kimseye ya da bir şeye karşı duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusudur. Romantik aşk ise iki kişinin birbirine karşı duyduğu güçlü bir sevgi olarak tanımlanabilir. Çoğu zaman arzu, tutku ve idealize edilmiş partner ya da idealize edilmiş ilişki kavramları üzerinden ele alınır. Şiirler, kitaplar, şarkılar ve filmler aşkı bireyi değişim ve dönüşüme uğratan güçlü bir duygu olarak anlatırken, yapılan araştırmalar aşkın çoğu zaman duygusal olmaktan önce fizyolojik bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır.
Terapi odasında sıklıkla duyulan “yanındayken sakinleşiyorum, güvende hissediyorum” ya da “yokluğunda dağılıyorum” ifadeleri, romantik ilişkilerin temel işlevinin yalnızca duygusal doyumdan ziyade sinir sistemi düzenlenmesi ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Bu yönüyle aşk, yalnızca ne hissettiğimizle değil, bedenimizin hangi fizyolojik durumda olduğu ile de ilgilidir.
Bu yazıda romantik aşkı nörobiyolojik bakış, Polyvagal Teori ve güvenli bağlanma çerçevesinde ele alacağız.
Aşkın Bedensel Yüzü: Fizyoloji Ne Söylüyor?
Bireyin hissettiği yoğun duygulara çoğu zaman bedensel duyumsamalar eşlik eder. Aşık olan kişiler, aşık oldukları kişiyi düşündüklerinde kalp atım hızlarının arttığını, ateş basması hissettiklerini, solunum ritimlerinin değiştiğini ifade ederler. Bazı bireyler için bu bedensel uyarılma yoğun şekilde devam ederken, bazıları için aşık olunan kişiyle bir araya gelindiğinde bedensel uyarılmanın azaldığı gözlemlenir.
Bu farklılık önemli bir soruyu gündeme getirir: Aşk, bizi tetikleyen bir uyarılma mı, yoksa bizi regüle eden bir sakinleşme hali midir?
Polyvagal Teori ve Romantik İlişkiler
Stephen Porges’in ortaya koyduğu Polyvagal Teori, romantik ilişkilerin neden kimi zaman yatıştırıcı, kimi zaman ise tetikleyici olduğunu açıklamak için güçlü bir kuramsal çerçeve sunar (Porges, 2011).
Otonom sinir sistemi üç temel bileşenden oluşur:
-
Ventral vagal sistem: Sosyal bağlantı ve güvenle ilişkilidir.
-
Sempatik sistem: Tehdit anlarında devreye giren savaş/kaç yanıtını başlatır.
-
Dorsal vagal sistem: Aşırı stres durumlarında görülen donma/çekilme tepkisiyle ilişkilidir.
Güvenli romantik ilişkiler, ventral vagal sistemin etkinleşmesini sağlar. Bu durumda birey hem kendisiyle hem de karşısındakiyle temas halinde kalabilir. Partnerin varlığıyla ortaya çıkan sakinlik hissi, romantik ilişkinin yalnızca duygusal değil, nörofizyolojik olarak düzenleyici bir etkisi olduğunu düşündürür. Yüz ifadesi, ses tonu ve beden duruşu gibi sözsüz sinyaller aracılığıyla iki kişinin sinir sistemleri arasında sürekli bir etkileşim gerçekleşir.
Ancak her romantik ilişki düzenleyici değildir.
Alarm Modundaki İlişkiler
Bazı ilişkiler bireyin sinir sistemini yatıştırmak yerine sürekli alarm halinde tutar. Düzenleyici ilişkilerde karşılıklı esneklik, tolerans, sınırların korunabilir olması ve zorlanma anlarında birlikte sakinleşebilme kapasitesi ön plandayken; alarm modundaki ilişkilerde yoğun duygulanım, belirsizlik, boşluk hissi ve sürekli tetiklenme hali görülür.
Aşık olan kişiler hissettikleri yoğun deneyimi “Bu kişi benim için en doğru kişi” şeklinde yorumlayarak ilişkiyi hayatlarının merkezine yerleştirebilirler. Oysa bu yoğunluk çoğu zaman sempatik sinir sistemi aktivasyonunun bir göstergesidir ve uzun vadeli güvenli bağlanma ile karıştırılmamalıdır.
Yani her yoğunluk aşk değildir; bazen sadece tehdit algısının biyolojik yansımasıdır.
Travma ve “Canlılık” Yanılsaması
Travmatik yaşantılara sahip bireylerde sinir sistemi, yüksek uyarılma düzeylerini “canlılık” ya da “aşk” olarak yorumlayabilir (van der Kolk, 2014). Bu nedenle sakin, tutarlı ve istikrarlı ilişkiler sıkıcı olarak algılanabilirken; iniş çıkışların, heyecanın ve çatışmaların yoğun olduğu ilişkiler daha çekici bulunabilir.
Burada birey sevildiği için değil, bedeni geçmişten tanıdığı bir fizyolojik duruma yöneldiği için aşık hissetmektedir. Aşk bu noktada iki farklı rol oynayabilir:
-
Travmatik ilişki deneyimlerini iyileştirici bir alan olabilir.
-
Ya da travmatik örüntünün tekrarlandığı bir döngüye dönüşebilir.
Bu ayrımı yapabilmek, romantik ilişkilerdeki deneyimi anlamanın temelidir.
Güvenli Bağlanma: Sessizlikte de Sürebilen Temas
Romantik ilişkilerde güvenli bağlanma; büyük jestler, abartılı davranışlar ya da yoğun romantik ifadelerle değil, süreklilik ve derin sevgi ile inşa edilir.
Birlikte sessiz kalabilmek, birlikte zorlanabilmek ve duygusal dalgalanmalar sırasında teması koruyabilmek; ilişkinin sinir sistemi üzerindeki düzenleyici etkisini devreye sokar. Bu açıdan sevgi, gelip geçici bir duygu değil; tekrar eden, sakin ve istikrarlı bir düzenlenme deneyimidir.
Aşk, Sevgi, Bağımlılık: Terapide Sık Sorulan Sorular
Terapide sıklıkla gündeme gelen sorulardan biri şudur:
“Aşık mıyım? Seviyor muyum? Yoksa bağımlı mıyım?”
“Onsuz yapamıyorum” ifadesi her zaman bağımlılığa işaret etmez. Bazen bu ifade, bireyin kendi içsel düzenleme kapasitesinin sınırlı olduğunu gösterir. Bu nedenle değerlendirme yalnızca ilişkinin destekleyici olup olmadığına göre değil, bireyin ilişki olmadan da kendini düzenleyip düzenleyemediğine göre yapılmalıdır.
Sağlıklı romantik bağlanma; bireyin kendi sinir sistemiyle temasını kaybetmeden, ihtiyaç duyduğunda kendi sağaltımını sağlayabildiği bir bağlanma biçimidir.
Sonuç: Aşk Bir Duygu mu, Bir Düzenlenme Alanı mı?
Romantik aşkı yalnızca duygusal bir deneyim olarak değil, sinir sistemi düzeyinde de ele almak; bazı ilişkilerin neden iyileştirici, bazılarının ise yıpratıcı olduğunu anlamamızı kolaylaştırır.
Kurulan sağlıklı bir romantik bağ içerisinde birey hem partneri tarafından desteklenir hem de kendi sinir sistemi regülasyonunu sürdürebilir. Bu nedenle hissedilen yoğun duyguların yalnızca romantik anlamı değil, biyolojik karşılığı da göz ardı edilmemelidir.
Belki de soru şu değildir:
“Onu seviyor muyum?”
Asıl soru şudur:
“Bu ilişki içinde bedenim güvende mi?”
Kaynakça
-
Porges, S. W. (2011). The Polyvagal Theory. W. W. Norton & Company.
-
van der Kolk, B. (2014). The Body Keeps the Score. Viking.


