Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Affetmek Kabullenmekle Başlar

“Affetmek büyük bir erdemdir.” Bu cümleyi hepimiz hayatımız boyunca defalarca duymuşuzdur. Kimileri için iyileştirici olan bu ifade, kimileri için sinir bozucudur. Bu durum, kişinin yaşadığı olay ve bundan etkilenme düzeyine göre değişir. Bir insanın hayatı başka birisi tarafından alt üst olmuşsa burada affetmek söz konusu bile olmayabilir. Hatta o kişiye karşı nefret duygusu beslenebilir. Bir başkasıysa yaşanan bu durumu sıfırdan başlamak gibi düşünüp kolayca kabullenebilir ve yaşamına devam edebilir. O kişiyi ya da olayı kısa bir süre sonra hiç hatırlamayabilir.

Bu farklılığın sebebi nedir? Aynı olayı yaşayan iki insan neden aynı tepkileri vermez?

Bu soruya cevap arayışına affetmenin tanımını yaparak başlayalım. Affetmek, bireyin kendisine zarar veren bir yaşantı ya da kişiyle ilgili olarak taşıdığı öfke, kin, intikam isteği ve duygusal yükü bilinçli bir şekilde azaltma ve dönüştürme sürecidir. Bu süreçte kişi, yaşananı yok saymaz, mazur görmez ya da unutmaz; aksine olan biteni gerçekçi biçimde kabul ederken, olayın kendi duygusal ve zihinsel dünyası üzerindeki olumsuz etkisini serbest bırakmayı seçer.

Bu serbest bırakma, adalet arayışından vazgeçmek ya da kendisine yapılan davranışı onaylamak değildir. Daha çok bireyin kendi ruhsal iyilik hâlini korumak ve yeniden dengeyi bulmak için yaptığı iyileştirici bir süreçtir.

Yaşananları Kabul Etmenin Yükü

Yaşanan olayın bir kişiyi ne kadar etkilediğini, o kişi haricindekiler tam anlamıyla anlayamayabilir. Çünkü bu süreçte gerçeği tüm duygusal etkileriyle ve sonuçlarıyla görmek gerekir. Bu nedenle “kabul etmek” çoğunlukla rahatlatıcı bir eylem olarak anlatılsa da ağır bir yüktür insanın omuzlarında.

Bu yükü kaldırmaya çalıştığı süreçte birey; duygusal, psikolojik, bedensel, kimlik ve anlam düzeyinde birçok açıdan etkilenir.

Duygusal Açıdan

Kabul süreci, bastırılmış duyguların su yüzeyine çıkmasını gerektirir; bir bakıma bir yüzleşmedir. Bu süreçte üzüntü, öfke, hayal kırıklığı, suçluluk ya da yas aynı anda hissedilebilir. Bu kadar duygunun bir arada yaşanması bireyin dayanma gücünü sınar.

Bireyde “Daha kötü hissediyorum.” düşüncesi oluşabilir. Ancak bu rahatsızlık hissi, iyileşmenin başladığının göstergesidir. Artık duygudan kaçınma bırakılmış, temas etmek için bir alan açılmıştır.

Bilişsel Açıdan

Yaşananları kabul etmek “Bu böyle olmamalıydı.”, “Her şey daha farklı olabilirdi.” düşüncelerini de beraberinde getirir. Ancak kabul sürecinde ilerleyebilmek için bu düşüncelerle vedalaşmak gerekir.

Bu vedalaşma, adaletsizlik ve çaresizlik duygularını gün yüzüne çıkarabilir. Zihin bu duygularla ne yapacağını bilemez; çünkü artık inkâr etme ya da kaçınma yoktur. Bu boşluk alanı korkutucu gibi görünse de daha gerçekçi düşüncelerin filizlenebilmesi için alan açar.

Bedensel Açıdan

Yaşanan olayı ya da durumu uzun süre inkâr etmek; bedende gerginlik, yorgunluk, uyku ve sindirim sorunları olarak belirti gösterebilir. Kabullenme sürecine girildiğinde ise bu belirtiler zamanla azalır. Beden de yüklerinden kurtuldukça gevşemeye ve rahatlamaya başlar.

Kimlik ve Anlam Açısından

Kabul sürecinde kişi kendi gücünü ve yeterliliğini sorgulayabilir. “Daha güçlü olmalıydım.”, “Buna izin vermemeliydim.” gibi düşünceler zihinden geçer ve sorgulanır.

Bu sorgulama kısa vadede kişide rahatsızlık yaratsa da uzun vadede kendine daha şefkatli yaklaşmayı öğrenmesine ve her yönüyle kendini kabul etmesine imkân tanır.

Kabullenmek Beraberinde Affetmeyi Getirir mi?

Affetme genellikle kabullenme zemini üzerinde filizlenir. Çünkü affetmek, “olanı olduğu hâliyle görmek”ten kaçmadan, ona verilen duygusal tepkileri dönüştürmeyi içerir. Kabullenme olmadan affetme çoğu zaman yüzeysel kalır.

Kabullenmek şunu söyler: “Bu yaşandı ve benim üzerimde bir etkisi oldu.” Bu ifade yaşananları görmezden gelme değildir; acının varlığını tanımak ve kabul etmektir.

Affetmenin “olgunluk”, “büyüklük” ya da “iyi insan olma” çabasına dönüşmesiyle acı küçümsenebilir, öfke bastırılabilir. Kişi affettiğini söylese de bedende ve ilişkilerde yük taşınmaya devam edebilir.

Bu nedenle birçok kişi yaşananı kabullense bile affetmeyi seçmeyebilir. Bu bir tercihtir.

Affetme ve kabullenme birbirini besleyen iki süreçtir. Biri mutlaka diğerinin ardından gelmek zorunda değildir; affetme bazen kabullenmenin sonucu, bazen de eşlikçisi olabilir. Bu süreç herkeste farklı işler.

Kimi önce yaşananları kabullenir, ardından duygularını anlamaya ve yönetmeye çalışır. Affetme bu süreçlerin ardından gelir. Kimisinde ise affetmeye dair küçük bir niyet filizlenir; bunu duygular takip eder ve duygularla temas ettikçe kabullenme derinleşir.

Yani affetme ve kabullenme iç içe süreçlerdir. Ancak kabullenme affetmeyi doğurmayabilir; yalnızca affetmek için güçlü ve sağlıklı bir zemin oluşturabilir.

Burada unutulmaması gereken şudur: Kabullenme olmadan yapılan affetme çoğu zaman bir savunmadır.

Ebru Günay
Ebru Günay
Ebru Günay, Ege Üniversitesi Psikoloji bölümünden yüksek onur derecesiyle mezun olmuştur. Psikolojiye olan ilgisini keşfettiğinden beri bu alanda kendini geliştirmeyi amaç haline getirmiştir. Bunun için öğrencilik zamanı boyunca birçok toplulukta gönüllü faaliyetlerde bulunmuş, içerik üretmiş ve çeşitli konularda yazılar yayımlamıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi ekolünde eğitimini tamamlamıştır. Alanında çeşitli eğitimler almaya devam ederek kendini geliştirmektedir. Sürekli olarak yeni şeyler öğrenmeyi, öğrendiği bilgileri başkalarıyla paylaşmayı sevmesi yazı yazma motivasyonunun temelidir. Psikolojinin herkes için ulaşılabilir olmasını amaçlayan Günay, ruh sağlığının korunması ve geliştirilmesine yönelik çeşitli yazılar kaleme almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar