Dilbilgisel cinsiyet Dilbilgisel cinsiyet (genus), biyolojik cinsiyetten (sexus) farklıdır ve dillerin biçimsel olarak cinsiyetin belirteci olarak kullanılmasını ifade eder. Saussure’e göre genus göstereni (kavramı ifade eden ses), sexus gösterileni (gösterenin zihnimizde oluşturduğu kavram) ifade etmektedir (Öztürk-Dağabakan, 2012). Dünya dillerini, kabaca dilbilgisel cinsiyet kullananlar ve kullanmayanlar olarak iki kategoriye ayırabiliriz (Atli, 2013). Almanca gibi dillerde dilbilgisel cinsiyet kullanımı artikeller ile yapılır. Almanca’da dilbilgisel cinsiyet artikeli bakımından kullanımı 3’e ayrılır: eril (maskulinum), dişil (feminimum) ve nötr (neutrum) ve bu artikeller die (dişil), das (nötr), der (eril) olarak dağılır (Atli, 2013). Bu dilbilgisel cinsiyet kullanımı mesleklerde de görülmektedir. Türkçe’de dilbilgisel cinsiyet yapısı bulunmaz; Arapça gibi başka dillerden alınan kelimelerde (müdür-müdüre gibi) farklar bulunmaktadır. Bu artikellerin belirlenmesinde biyolojik cinsiyetin göz önünde bulundurulması, doğal cinsiyet ilkesi olarak adlandırılır. Dilbilgisel cinsiyet hakkında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Semantik teoride biyolojik ve dilbilgisel cinsiyet arasında ilişki bulunmaktadır ve animizm kuramı gibi kuramları vardır (Öztürk-Dağabakan, 2012). Feminist dil bilimcilere göre biyolojik cinsiyet ile dilbilgisel cinsiyet arasında etkileşim vardır. Jacob Grimm’e göre dilbilgisel cinsiyetin eril, dişil oluşumu; güçlü, aktif, sert özelliklerin eril; pasif, küçük, yumuşak özelliklerin dişil artikel verilmesiyle oluşmaktadır (Öztürk-Dağabakan, 2012). Güçlü, büyük hayvanlara genelde der (eril) artikeli ile kullanımı dilbilgisel cinsiyetin, toplumsal cinsiyetin
inşasında da rolünü göstermektedir. Saussure’e göre gösterilen, gösterenin çağrışımsal
temsilidir. Cinsiyet artikeli belirtmek istenmediğinde isimler çoğunlukla eril artikel ile kullanılır ve genel hitapta eril artikel olan der tercih edilir (Atli, 2013). Dilbilgisel cinsiyetin bu kullanımı biyolojik cinsiyetten bağımsız gibi görünebilir; ancak kavramın çağrışımsal özellikleri toplumsal cinsiyetin (dişillik ve erillik) kurulmasında dilin içselleştirilmesi ile o özelliklerin biyolojik cinsiyetle eşleştirilmesine ve eril dişil özellikleri atfetmesine neden olabilir. Böyle bir kullanım genel insan eşittir eril gibi bir çağrışıma neden olabilir. Dişil ve eril olarak artikel atamak bireyleri iki cinsiyetle sınıflandırdığı için kuir temsilleri de dışarıda bırakıp ötekileştirmektedir. İngilizce’de de he/she gibi zamirlerle dilbilgisel cinsiyet kullanımı kuir edebiyat için hem çeviride bir zorluk yaşatmakta hem de kuir gibi akışkan cinsel kimlikleri ötekileştirmektedir. Dilin, düşünce ile ilişkisi göz önüne alındığında dilbilgisel olarak görülen cinsiyet farklarının toplumsal cinsiyet ile ilişkisi de düşünülmelidir. Dil; toplumun yapısını, kültürünü, kolektif bilinçdışını da yansıtan bir araç görevi görmekte, toplumsal bağlarla ilişkisini ortaya koymaktadır (Öztürk-Dağabakan, 2012). Dilin, normlarla ilişkisine dikkat edildiğinde dilin ataerkil bir düzende norm olarak erilliğin kabul edilmesi ile birlikte erkek egemen yapısı ve kadını tahakküm altına alan hem dilbilgisel yapısı hem de söylemlerle oluşturduğu yapısı düşünülmelidir. Türkçe gibi dillerde dilbilgisel cinsiyet bulunmamaktadır; fakat bu dilde cinsiyet farkları yoktur gibi düşünülmemelidir. Bu dillerde cinsel farkın inşası nasıl oluşmaktadır?
Türkçede cinsel fark inşası
Türkçe’de dilbilgisel cinsiyetin olmadığına dair yaygın görüş birliği vardır. Dilbilgisel cinsiyet bulunan ülkelerden alınan yabancı sözcüklerde (Arapça ve Fransızca gibi) son eklerde cinsiyet belirtilir. Arapçadan alınmış kelimeler -e son eki ile memure gibi, Slav dillerinden alınan kelimeler -içe eki ile kraliçe gibi cinsiyet belirtir (Yüce, 2021). Söz dizimsel olarak cinsiyet işaretlemesine örnek olarak kadın doktor gibi cinsiyet sözcük biriminin başka bir isimle birleştiğinde isim tamlaması oluşturması verilebilir (Yüce, 2021). Sözlüksel cinsiyet; biyolojik cinsiyetle uyumludur. Erkekler için adam, oğlan, herif, bey gibi kullanımlar örnek gösterilebilir (Kerimoğlu ve Doğan, 2015). Adam sözcüğünün insan anlamını da taşıması dikkate alındığında hem eril bir cinsiyet taşıyıcısı hem de insanı ifade etmesi erkeğin genel insanın temsili olduğuna dair çağrışımda bulunulmasına neden olabilir. Bu eğilime Silveira erkek= insan yanılgısı olarak adlandırmıştır (Yüce, 2021). Gizli cinsiyet ise cinsiyet anlamı belirtilmeyen sözcüklerin belirli dilsel bağlamlarda cinsiyet ifade etmesidir. Buna örnek olarak çocuk, genç gibi kelimelerin gizli bir erillik ifade etmesi gösterilebilir (Kerimoğlu ve Doğan, 2015). Çağrışımsal cinsiyet, gizli cinsiyetten farklı olarak cinsiyetin daha sosyo-kültürel görünümünü ifade eder. Hizmetçi denildiğinde akla kadın gelmesi veya futbolcu denildiğinde erkeği çağrıştırması örnek verilebilir (Kerimoğlu ve Doğan, 2015).
Dilin toplumsal cinsiyet inşasında rolü
Dil, normatif bir oluşum olduğundan kültürün inşasında hem rol oynar hem de bunu sürdürmeye devam eder. Dilbilgisel cinsiyete baktığımızda sadece dil bilimsel olarak görünse de bunun toplumsal cinsiyete de etkisi olabilir. Örneğin büyük, güçlü bir hayvan olan fili eril artikelle kullanımı, küçük bir hayvan olan fareyi dişi artikelle kullanımı o dili kullanan bireylerde büyük, güçlü kavramlarını erillikle bağdaştırmalarına sebebiyet verebilir. Animistik düşünce, cansız nesnelere insani özellikler atfetmektir. Cinsiyet atamasının yapılması artikellerle hem böyle bir düşüncenin ürünü olabilir hem de aktif, güçlü, sert, büyük gibi kavramların erkeksi özellikler olarak içselleştirilmesine de katkıda bulunabilir. Sosyal inşacı yaklaşıma göre toplumsal cinsiyet kimliği sosyal bir inşa olup dil de bu inşa sürecinin önemli bir parçasıdır. Dil kim olduğumuzu belirler ve toplumsal cinsiyet kimliklerini sosyal etkileşimlerle yeniden inşa eder (Keleş, 2025). Goffman’a göre bir rolün canlandırılması, gösteri olarak ele alınır. Toplumsal cinsiyetin sahnede performans sergilenerek üretildiğini, yani gündelik hayatta performanssal olarak her gün yeniden inşa edildiğini savunur (Keleş, 2025). Judith Butler da toplumsal cinsiyetin bir performans olduğunu ve insanların erillik ve dişillik özelliklerinin sergilemesinden dolayı oluştuğunu savunur. Toplumsal cinsiyeti performans yoluyla inşa ettiğimizi, dil ve söylemlerle tekrar tekrar performans olarak sergilediğimizi ve istemsiz tekrarla inşa ettiğimizi belirtir. Bu zamanla doğalmış gibi algılamamıza sebebiyet verir ve dişil ve erkeksi olarak heteronormatif kalıpları da sergileriz; bu da kuir kimliklerin dışlandığını gösterir. Julia Kristeva da ele aldığı abject kavramı ile kimliğin yerleşik sistemlerin dışında bulunan bir iğrenme durumu olarak tanımlar (Kaba, 2019). Kristeva’ya göre kadın ataerkil düzende iğrenilmesi gereken bir prototiptir. Bu ilişkilendirme ile bu düzeni bozan marjinalleştirilmiş özneler sistemi bozarak tekinsizlik yaratmaktadır. Bu da kadın düşmanı ve homofobik insanların iğrenme durumunu ve onları insanlıktan çıkarılmış toplumsal yaşamın artıkları olarak yeniden üretilmesi olarak gören bir kavramdır (Liman-Turan, 2022). Dil ve söylemler cinsiyete dayalı eşitsizlikler ürettikleri gibi ötekileştirici ve tahakküm altına alıcı bir yapıya da dönüşebilirler. Erkek egemen toplumda dil, kadını tahakküm altına alan bir araca dönüşebilir ve kadınların bu söylemleri içselleştirmesine neden olabilir.
Dilbilgisel cinsiyet gibi dilin yapısal özelliklerinin toplumsal cinsiyet oluşumuna katkısı araştırılmalı ve dilin normatif yapısının marjinalleştirilmiş gruplar üzerinde nasıl bir fark ve eşitsizlik üretebileceği düşünülmelidir. Kullanılan dilin değişimi, ortaya çıkan eşitsizlikleri ve ayrımcılığı da engellemesi için önemli bir adımdır. İngilizcede he/she kullanımı yerine they/them kullanımının yaygınlaşmaya başlaması gibi. Dil, kültürün normal diye belirlediği şeyleri içselleştirmeye yarayan ve üreten bir süreç olarak işler. Dildeki ayrımcı yapıların fark edilmesi, ataerkil düzenin tahakküm altına almaya çalıştığı kadın ve diğer grupların eşitsizliğe uğramasını engelleyebilir.
Kaynakça
- Öztürk Dağabakan, F., & Öztürk Dağabakan, F. (2012). DİLLERDE CİNSİYET ALMANCA VE TÜRKÇEDE CİNSİYET KAVRAMLARI. Journal of Turkish Research Institute, 46, 281-300. https://izlik.org/JA83AN32DL
- Atli, H. M. (2013). GRAMMATICAL GENDER IN GERMAN LANGUAGE AND THE ACQUISITION OF THIS SYSTEM. Dil Dergisi, 160, 5-25. https://doi.org/10.1501/Dilder_0000000188
- Yüce, B. (2021). Türk Dil Yapısında Cinsiyet. Dil Araştırmaları, 15(28), 199-215. https://izlik.org/JA27YH98CU
- Kerimoğlu, D. D. C., & Doğan, G. (2015). TÜRKÇEDE CİNSİYET GÖRÜNÜMLERİ VE ÇAĞRIŞIMSAL ZİHNİYET. Türklük Bilimi Araştırmaları, 38, 143-178. https://doi.org/10.17133/tubar.59991
- Keleş, D. (2025). Dil ve Söylem Çalışmalarına Toplumsal Cinsiyet Açısından Bakmak: Kuramsal Yaklaşımlara İlişkin Bir Değerlendirme. Türkiye İletişim Araştırmaları Dergisi, 48, 235-256. https://doi.org/10.17829/turcom.1627978
- Kaba, S. (2019). ÖLÜ BEDENİN POLİTİKASI: “BİR ZAMANLAR ANADOLU’DA”DA ABJECT KARŞILAŞMALAR1. Karadeniz Teknik Üniversitesi İletişim Araştırmaları Dergisi, 9(1), 2-17. https://izlik.org/JA68DB33BW
- Liman Turan, S. (2022). Feminist ve Queer Estetik Oluşumlarda Kristeva’nın Abject Nosyonu’nun Psikanalitik Eleştirisi. Uluslararası Sosyal Bilimler Ve Eğitim Dergisi, 4(6), 53-74. https://izlik.org/JA75JN74WX
