Çocuklar Bize Kendimizi Nasıl Hatırlatır?
Bazen bir çocuğun sorduğu küçücük bir soru, yetişkinliğin içinde unuttuğumuz bir gerçeği yeniden hatırlatır bize. Bir kelebeğin peşinden heyecanla koşması, yağmurun altında gülümsemesi ya da defalarca aynı hikâyeyi dinlemek istemesi… Çocuklar, hayatın sıradanlaştırdığımız anlarında hâlâ şaşıracak bir şeyler bulabilirler. Onların dünyasında küçük bir ayrıntı, uzun süre hatırlanacak bir mutluluğa dönüşebilir. Büyüdükçe öğreniriz; sorumluluk almayı, plan yapmayı, güçlü görünmeyi ve duygularımızı çoğu zaman içimizde tutmayı. Günlerimiz yapılacaklar listeleriyle, yetişmemiz gereken yerlerle ve bir sonraki adımın hesaplarıyla dolar. Zamanla bazı şeyleri geride bırakırız: Nedensizce gülmeyi, merak ettiğimiz şeyleri çekinmeden sormayı, bir anın içinde kaybolmayı… Belki de yetişkin olmanın en sessiz kayıplarından biri, bir zamanlar olduğumuz kişiyi yavaş yavaş unutmak değil, onu hatırlamaya ihtiyaç duymadığımızı sanmaktır.
Oysa bir çocukla kurduğumuz ilişki, kendimize açılan küçük bir pencere olabilir. Onun korkularını anlamaya çalışırken kendi korkularımızı, sevinçlerine eşlik ederken unuttuğumuz heyecanlarımızı fark edebiliriz. Bir çocuğun defalarca aynı soruyu sorması, sabrımızı sınarken merak etmenin ne kadar doğal olduğunu da hatırlatabilir. Bazen bir çocuğun dünyayı anlamlandırmak için gösterdiği çaba, bizim cevaplarını bildiğimizi düşündüğümüz sorulara yeniden bakmamızı sağlar. Bir çocuğa “Neden üzgünsün?” diye sorduğumuzda, bazen kendi üzüntülerimizi de anlamaya başlarız. Onun duygularını anlatmasına alan açarken kendi duygularımızı ne kadar kolay susturduğumuzu fark edebiliriz. Belki de çocukları dinlemek, yalnızca onların dünyasına yaklaşmak değil, kendi iç dünyamızla da yeniden karşılaşmaktır.
Çünkü bir başkasının duygusunu anlamaya çalışmak, kendimize yönelttiğimiz soruları da değiştirebilir. Çocukların her zaman mutlu, cesur ya da kaygısız olduğunu düşünmek gerçekçi değildir. Onlar da korkar, hayal kırıklığı yaşar, öfkelenir ve anlaşılmak ister. Belki de bize hatırlattıkları en önemli şey, bütün duygularımızla insan olduğumuzdur. Üzülmenin saklanması gereken bir zayıflık, korkmanın utanılacak bir durum ya da yardım istemenin güçsüzlük olmadığını… Duyguların yaşanmak ve anlaşılmak için var olduğunu, bazen birinin yanında sessizce durmanın bile çok şey ifade edebileceğini.
Çocuklar büyürken biz de onlarla birlikte değişiriz. Onlara hayatı öğretmeye çalışırken sabrı yeniden öğrenebilir, her soruya hemen cevap vermek zorunda olmadığımızı anlayabiliriz. Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi, bazen yalnızca eşlik etmenin yeterli olduğunu görebiliriz. Bir çocuğun gelişimine tanıklık etmek, hayatın her zaman hızla ilerlemek ya da bir sonuca ulaşmak zorunda olmadığını da hatırlatır bize. Belki de çocuklar bize bambaşka biri olmayı öğretmez. Yalnızca kim olduğumuzu, neleri hissettiğimizi ve zaman içinde kendimizden neleri uzaklaştırdığımızı hatırlatırlar. Onların dünyasına dikkatle baktığımızda geçmişte bıraktığımız merakla, unuttuğumuz heyecanlarla ve belki de uzun zamandır dinlemediğimiz duygularımızla karşılaşırız. Çünkü bazen bir çocuğun dünyasına bakmak, kendi çocukluğumuza açılan bir kapının önünde durmaktır. O kapıyı araladığımızda yalnızca geçmişimizi değil, bugün nasıl bir yetişkin olduğumuzu da görürüz. Belki de kendimize yeniden yaklaşmak, bir çocuğun dünyasını gerçekten dinlemekle başlar.


