Ayrılma kaygısı denildiğinde çoğu kişinin aklına çocukluk gelir. Çocuğun annesinden ya da bakım verenden ayrıldığında yaşadığı o yoğun korku… Ama işin ilginç yanı şu: bu kaygı sadece çocuklukta kalmıyor, yetişkinlikte de romantik ilişkilerde kendini güçlü biçimde gösteriyor. Partnerden ayrılma korkusu, terk edilme endişesi, yoğun bağımlılık ve ilişkide aşırı kontrol davranışları… Bunlar aslında hepimizin çevresinde gözlemleyebileceği, bazen kendi hayatımızda deneyimlediğimiz durumlar.
John Bowlby’nin bağlanma kuramı burada bize önemli bir pencere açıyor. Ona göre çocuklukta bakım verenin tutarlılığı güven duygusunu şekillendiriyor. Güvenli bağlanma geliştiren bireyler, partnerlerinden ayrı kaldıklarında kaygıyı tolere edebilirken; kaygılı bağlanan bireyler ayrılığı yoğun bir tehdit olarak algılıyor (Bowlby, 1979). Bu yüzden yetişkin ilişkilerinde ayrılma kaygısı, bağlanma stilinin bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.
Ayrılma Kaygısının Belirtileri ve İlişkisel Yansımaları
Yetişkin ayrılma kaygısı yaşayan kişiler genellikle partnerlerinden ayrıldıklarında yoğun panik ve huzursuzluk hissediyor. Ayrılığın partnerin zarar görmesine yol açacağına dair irrasyonel korkular, sosyal ve mesleki işlevsellikte bozulmalar, ilişkide aşırı bağımlılık ve kıskançlık davranışları sıkça görülüyor. Burada ilginç bir nokta var: bu kişiler çoğu zaman bu kaygıyı “sevgi” ile karıştırıyor. Partnerine aşırı bağlı olmayı, sürekli kontrol etmeyi ya da ayrılma ihtimalinde panik yaşamayı “çok seviyorum” diye yorumlayabiliyor. Oysa bu durum sağlıklı bir sevgi değil; kaygının ilişkideki yansımasıdır.
Araştırmalar da bunu destekliyor. Hançer ve arkadaşlarının (2026) genç yetişkinlerde yaptığı çalışmada, ayrılma kaygısının bağlanma stilleri ve kişilik özellikleriyle doğrudan ilişkili olduğu gösterilmiş. Özellikle yüksek nevrotiklik düzeyi ve kaygılı bağlanma, ayrılma kaygısını şiddetlendiriyor.
Psikolojik ve Nörobiyolojik Temeller
Ayrılma kaygısının sadece psikolojik değil, nörobiyolojik temelleri de var. Amigdala ve hipokampus bölgelerinde aşırı aktivite, serotonin ve kortizol düzeylerindeki düzensizlik kaygı tepkilerini artırıyor. Genetik faktörler de devreye giriyor; aile öyküsü ayrılma kaygısı riskini yükseltiyor.
Psikolojik açıdan ise bireyin erken çocukluk deneyimleri, ebeveynin tutarlılığı ve travmatik ayrılıklar bu kaygının yetişkinlikte yeniden ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. Gesi ve arkadaşlarının (2025) çalışması, yetişkin ayrılma kaygısının travma ve stresle ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor.
İlişkilerde Bağımlılık Döngüsü
Yetişkin ilişkilerinde ayrılma kaygısı, çiftler arasında bağımlılık döngüsü yaratıyor. Partnerden ayrılma korkusu, sürekli yakınlık arayışına dönüşüyor. Bu durum partnerde baskı hissi doğuruyor. Ayrılma kaygısı yaşayan birey, partnerini kontrol etmeye çalışıyor; bu da ilişkide çatışmayı artırıyor. Uzun vadede romantik doyum azalıyor, güven duygusu zedeleniyor ve ilişkide sürekli bir tehdit algısı oluşuyor.
Pusuroğlu ve Hocaoglu’nun (2024) klinik çalışmasında, yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalarda yetişkin ayrılma kaygısı bozukluğunun sık görüldüğü ve ilişkisel işlevselliği ciddi biçimde bozduğu vurgulanıyor. Bu da bize ayrılma kaygısının sadece bireysel bir sorun değil, ilişkisel bir dinamik olduğunu gösteriyor.
Sosyokültürel Boyut
Kültürel bağlam da ayrılma kaygısının şiddetini etkiliyor. Aileye bağlılık düzeyi yüksek toplumlarda ayrılma kaygısı daha yoğun yaşanıyor. Ayrılığın tabu olduğu kültürlerde bu kaygı daha belirgin hale geliyor. Boşanma, kayıp ve travmatik ayrılıklar, yetişkinlikte ayrılma kaygısını tetikleyen önemli faktörler.
Müdahale ve Çözüm Yolları
Ayrılma kaygısının tedavisinde çok boyutlu yaklaşımlar kullanılıyor. Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT), kaygı düşüncelerini yeniden yapılandırmada etkili. Bağlanma odaklı terapiler, partnerle güvenli bağlanma geliştirmeye yardımcı oluyor. Çift terapisi ise ilişkisel dinamikleri düzenlemek ve güven duygusunu yeniden inşa etmek için kritik bir rol oynuyor. Şiddetli vakalarda farmakoterapi de devreye girebiliyor.
Sonuç olarak, yetişkin ilişkilerinde ayrılma kaygısı, bireyin bağımsızlık gelişimini, romantik doyumunu ve psikolojik dayanıklılığını doğrudan etkileyen bir olgu. Güvenli bağlanma geliştirmek, psikolojik dayanıklılığı artırmak ve erken müdahaleler, bu kaygının uzun vadeli etkilerini azaltmada kritik öneme sahip.
Kaynakça
- Bowlby, J. (1979). Attachment and loss: Separation, anxiety and anger. New York: Basic Books.
- Gesi, C., Cordone, A., Carmassi, C., & Dell’Osso, L. (2025). Is adult-onset separation anxiety disorder a trauma-stress-related disorder? A preliminary report. CNS Spectrums, 30(1), e58.
- Hançer, G., Deniz, İ. H., Kırpınar, M. M., & Kocabaşoğlu, N. (2026). Separation anxiety in emerging adults: The role of attachment styles and personality traits. Psychiatry Investigation, 23(8), 1058–1070.
- Pusuroglu, M., & Hocaoglu, C. (2024). Yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalarda yetişkin ayrılma kaygısı bozukluğu eş tanısının sıklığı ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi. Turkish Journal of Clinical Psychiatry, 27(4), 293–299.


