Pazartesi, Ekim 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuğun Davranışı Bir Mesajdır: Görünenin Altında Ne Var?

Çocukların davranışları, yetişkinlerin çoğu zaman ilk bakışta verdiği anlamdan daha fazlasını taşır. Bir çocuk vurduğunda, bağırdığında, eşyaları fırlattığında, sürekli itiraz ettiğinde ya da söyleneni yapmadığında davranış kolaylıkla “inat”, “şımarıklık” ya da “yaramazlık” şeklinde yorumlanabilir. Oysa davranış psikolojisi bize, yalnızca davranışın kendisine değil; hangi koşullarda ortaya çıktığına ve sonrasında ne olduğuna da bakmamız gerektiğini hatırlatır.

Çünkü bir davranış çoğu zaman rastlantısal değildir.

Bir çocuk markette istediği oyuncak alınmadığında ağlamaya başlıyor ve uzun süren ağlamanın ardından oyuncak alınıyorsa, çocuk burada bilinçli bir plan kurmasa bile önemli bir ilişki öğrenebilir: “Bu şekilde davrandığımda istediğim şeye ulaşabiliyorum.” Benzer şekilde, yapmak istemediği bir görev sırasında öfkelenen ve öfkesinin ardından görevden tamamen muaf tutulan bir çocuk için de davranış, zorlandığı durumdan uzaklaşmanın bir yolu hâline gelebilir.

Bu nedenle davranışları anlamaya çalışırken sorulması gereken soru yalnızca “Neden böyle yapıyor?” değildir.

Bu davranıştan hemen önce ne oldu?
Davranış sırasında ne yaşandı?
Davranıştan sonra çevresindeki yetişkinler nasıl tepki verdi?

Bu üç soru, çocuğun davranışını çok daha anlaşılır hâle getirebilir.

Her zorlayıcı davranış dikkat çekme amacı taşımaz.
Çocukların davranışları söz konusu olduğunda sık kullanılan ifadelerden biri “Dikkat çekmeye çalışıyor.” cümlesidir. Ancak bu açıklama çoğu zaman yetersiz kalır.

Çocuk gerçekten yetişkinin ilgisini arıyor olabilir. Fakat davranışın işlevi bazen bir görevden kaçmak, istediği bir nesneye ulaşmak, kontrol hissini korumak ya da yoğun bir duyguyu düzenlemeye çalışmak da olabilir.

Örneğin bir çocuk, ebeveyni telefondayken bağırmaya başlıyor ve ebeveyn hemen telefonunu bırakıp onunla ilgileniyorsa davranışın ilgiyle ilişkili olması mümkündür. Ancak aynı çocuk yalnızca ödev zamanı bağırıyorsa, burada bambaşka bir işlev söz konusu olabilir.

Dışarıdan aynı görünen iki davranışın altında tamamen farklı ihtiyaçlar bulunabilir.

Bu nedenle çocukların davranışlarını anlamak, davranışı etiketlemekten daha fazla gözlem gerektirir.

Davranışın öncesi en az sonrası kadar önemlidir.

Bazen yetişkinler yalnızca davranışın gerçekleştiği ana odaklanır.

“Niye vurdu?”

“Oyuncağını neden fırlattı?”

“Neden bir anda ağlamaya başladı?”

Fakat davranışın hemen öncesine baktığımızda önemli ipuçları görebiliriz. Çocuk uykusuz olabilir, uzun süredir aç olabilir, kalabalık bir ortamda fazla uyarılmış olabilir, oyunu aniden kesilmiş olabilir veya gelişimsel olarak henüz tolere etmekte zorlandığı bir sınırla karşılaşmış olabilir.

Bu durumlar davranışı her zaman açıklamaz ve elbette zarar veren davranışlara sınır koyma gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Ancak davranışın ortaya çıkma ihtimalini artıran koşulları fark etmek, müdahaleyi çok daha etkili hâle getirebilir.

Çünkü bazen davranışı değiştirmeye çalışırken aslında çevresel koşullarda küçük bir düzenleme yapmak gerekir.

Sınır koymak ve davranışı anlamaya çalışmak birbirinin zıttı değildir

Çocuğun davranışının altında bir ihtiyaç olduğunu kabul etmek, her davranışa izin vermek anlamına gelmez.

Bir çocuk öfkelenebilir. Ancak vurmasına izin verilmez.

İstediği bir şey olmadığı için hayal kırıklığı yaşayabilir. Ancak eşyaları zarar verecek şekilde fırlatmasına sınır konabilir.

Buradaki temel ayrım, duyguyla davranışı birbirinden ayırabilmektir.

“Çok öfkelendiğini görüyorum. Öfkelenebilirsin ama vuramazsın.”

Bu tür bir yaklaşım çocuğun yaşadığı duyguyu reddetmeden davranışa sınır koyar.

Çocuk böylece yalnızca “Bu davranış yasak.” mesajını değil, aynı zamanda “Bu duyguyla başka türlü baş edebilirim.” deneyimini de yaşamaya başlar.

Yetişkin tepkileri davranışın devamını etkileyebilir.

Çocukların davranışları yalnızca onların özelliklerinden oluşmaz. Çevrenin verdiği tepkiler de davranışın zaman içinde artmasında veya azalmasında rol oynayabilir.

Bir davranış bazen farkında olmadan pekiştirilebilir.

Örneğin çocuk her ağladığında koyulan sınır değişiyorsa, çocuk açısından ağlamak sınırı değiştirebilen bir davranış hâline gelebilir. Bir gün “hayır” denilen bir şeye yoğun bir tepkinin ardından “tamam” denmesi, yetişkin için yalnızca o anı kurtarmak olabilir. Fakat çocuk açısından bu deneyim bir öğrenme fırsatıdır.

Bu noktada ebeveynlerin kusursuz ve her koşulda aynı tepkiyi veren kişiler olması elbette gerçekçi değildir. Önemli olan, genel olarak tutarlı ve öngörülebilir bir çerçeve oluşturabilmektir.

Çocuklar sınırları test ederken yalnızca neyin yasak olduğunu değil, yetişkinin verdiği tepkinin ne kadar öngörülebilir olduğunu da öğrenirler.

Davranışın yerine ne koyacağımızı da düşünmeliyiz.

Yetişkinler bazen yalnızca istemedikleri davranışı durdurmaya odaklanır.

“Bağırma.”

“Vurma.”

“Fırlatma.”

Ancak çocuğun kullanabileceği alternatif davranışı öğretmediğimizde, ondan yalnızca mevcut baş etme yolunu bırakmasını istemiş oluruz.

Bu nedenle davranışsal yaklaşımın önemli parçalarından biri, istenmeyen davranışın yerine daha işlevsel bir davranış öğretmektir.

Vurmak yerine “istemiyorum” diyebilmek, oyuncağı fırlatmak yerine yardım istemek, bağırmak yerine yetişkine yaklaşabilmek…

Bunların her biri öğrenilen becerilerdir.

Ve öğrenilen beceriler tekrar, model olma ve yetişkin desteği gerektirir.

Davranışı değiştirmeden önce anlamaya çalışmak…

Çocuk davranışlarını değerlendirirken tek bir davranıştan yola çıkarak çocuğun karakteri hakkında sonuç çıkarmak çoğu zaman yanıltıcıdır.

“İnatçı.”

“Agresif.”

“Söz dinlemiyor.”

Bu tür tanımlar davranışı açıklamak yerine çocuğun üzerine yapışan etiketlere dönüşebilir.

Oysa daha işlevsel olan yaklaşım şudur:

Bu davranış hangi durumlarda ortaya çıkıyor?
Çocuk bu davranışla ne elde ediyor veya neden uzaklaşıyor?
Biz yetişkinler bu davranışın ardından nasıl tepki veriyoruz?

Çocuğa bunun yerine hangi beceriyi öğretebiliriz?

Çocuğun davranışını bir mesaj gibi okumaya başladığımızda, yalnızca problem davranışı azaltmaya değil, çocuğun ihtiyaç duyduğu becerileri geliştirmeye de odaklanırız.

Çünkü bazen çocuğun bize anlatmak istediği şey “Sizi dinlemiyorum.” değildir.

Belki de henüz kelimelere dökemediği şekilde şunu söylüyordur:

“Bu durumla nasıl baş edeceğimi henüz bilmiyorum.”

Ve yetişkinin görevi yalnızca davranışı durdurmak değil; çocuğa zamanla daha işlevsel bir yol gösterebilmektir.

Ayşenaz Özkaya Ersöz
Ayşenaz Özkaya Ersöz
Çocukların dünyasını anlamaya, ebeveynlere yol arkadaşlığı yapmaya inanıyorum. Her davranışın bir anlamı olduğuna inanır, o anlamı birlikte keşfetmeyi önemsiyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar