Sınır Ötesi Görevlerden Dönen Askerlerin Görünmeyen Mücadelesi
Bir asker eve döndüğünde gerçekten geri dönmüş olur mu? Üniformasını çıkarıp ailesine sarıldığında, uzun zamandır beklediği huzura kavuşur mu? Yoksa bedeni evdeyken zihni hala tehlikenin ortasında mı kalır?
Dışarıdan bakıldığında görev bitmiştir. Silahlar bırakılmış, mesafeler aşılmış, aileye kavuşulmuştur. Yakınları için artık her şeyin normale dönmesi beklenir. Ancak bazı askerler için asıl mücadele, görev sona erdikten sonra başlar. Çünkü insan bazen bulunduğu yerden ayrılır ama yaşadıklarını geride bırakamaz.
Tehlike geçti, ama zihin bunu biliyor mu?
Sınır ötesinde görev yapan askerler, her an beklenmedik bir olayla karşılaşabilecekleri koşullarda yaşarlar. Bir sesin, bir hareketin veya sıradan görünen bir durumun bile hayati önem taşıyabildiği bir ortamda dikkatli olmak, çevreyi sürekli kontrol etmek ve tehlikeyi önceden fark etmeye çalışmak zorundadırlar.
Bu şartlarda gelişen tetikte olma hali, görev sırasında hayat kurtarıcı olabilir. Ancak eve dönüldüğünde aynı alarm sistemi hemen kapanmayabilir.
Örneğin, ailesiyle bir restoranda oturan bir asker, diğer insanlar sohbet ederken sürekli kapıya bakabilir. Aniden duyulan yüksek bir ses karşısında irkilebilir. Kalabalık bir ortamda rahatlamakta güçlük çekebilir. Yakınları bunu huzursuzluk, sinirlilik veya aşırı kontrolcülük olarak yorumlayabilir. Oysa bazen kişinin zihni, tehlikenin sona erdiğine henüz tam olarak ikna olmamıştır.
Burada önemli bir ayrım vardır: Askerin yaşadığı bu tepkiler, onun güçsüz olduğu anlamına gelmez. Bunlar, uzun süre zorlayıcı koşullara uyum sağlamaya çalışan zihnin ve bedenin tepkileri olabilir.
En yakınındakine bile kendini anlatamamak
Sivil hayata dönüşte yaşanan zorluklardan biri de duyguları anlatabilmektir.
Görev sırasında korkuyu bastırmak, duyguları kontrol altında tutmak ve gerektiğinde hızla karar vermek zorunda kalan bir kişi, eve döndüğünde bir anda rahatlayamayabilir. Yaşadıklarını anlatmak isteyip kelimeleri bulamayabilir. Konuştuğunda anlaşılmayacağını düşünebilir. Bazen de ailesini üzmemek için sessiz kalmayı tercih edebilir.
Eşi, “Artık evdesin, neden hala böylesin?” diye sorabilir. Asker ise bu soruya cevap vermekte zorlanabilir. Çünkü kendisi de neden eskisi kadar rahat olmadığını tam olarak anlayamayabilir.
Zamanla aynı evin içinde iki farklı yalnızlık oluşabilir. Yakınları eski hâline dönmesini beklerken asker, yaşadığı değişimi kimseye anlatamadığını hissedebilir.
Oysa iyileşmek, her şeyi anlatmak zorunda olmak değildir. Bazen kişinin konuşmaya hazır olduğunu hissetmesi, yargılanmadan dinlenmesi ve kendisinden hemen eski hâline dönmesinin beklenmemesi bile önemli bir başlangıçtır.
Her sessizlik huzur anlamına gelmez
Bazı askerler eve döndükten sonra daha sessiz, daha mesafeli veya daha çabuk öfkelenen birine dönüşebilir. Eskiden keyif aldığı etkinliklerden uzaklaşabilir, arkadaşlarıyla görüşmek istemeyebilir ya da aile içindeki küçük tartışmalara beklenenden daha sert tepki verebilir.
Bu değişimleri yalnızca karakter değişikliği olarak görmek, yaşananların anlaşılmasını zorlaştırabilir.
Uzun süreli stres uyku düzenini, dikkati, sabrı ve duyguları kontrol etme becerisini etkileyebilir. Bazı kişilerde kabuslar, geçmişte yaşanan olayların istemeden akla gelmesi veya belirli durumlardan kaçınma görülebilir. Bu belirtiler yoğun ve kalıcı olduğunda profesyonel değerlendirme gerekebilir. Her asker bu sorunları yaşamaz ancak yaşayanların da tek başına mücadele etmek zorunda olmadığını bilmesi önemlidir.
Özellikle şu soruyu sormak gerekir: Bir insanın yeniden güvende hissetmesi için yalnızca tehlikenin bitmesi yeterli midir?
Çoğu zaman hayır.
Görev sırasında insanın ne yapacağı, hangi sorumluluğu taşıdığı ve kimlerle birlikte hareket ettiği çoğu zaman bellidir. Sivil hayatta ise roller değişir. Ekonomik sorumlulukları üstlenmek, aile yaşamına uyum sağlamak ve geleceğe ilişkin kararlar vermek gerekir.
Bazı askerler için bu değişim, kendilerini yeniden tanımlamak anlamına gelir. Görev sırasında hissettikleri aidiyetin yerini belirsizlik alabilir. Sivil hayattaki sorunlar onlara anlamsız veya önemsiz görünebilir. Bazen de çevrelerindeki insanlarla ortak bir dil bulmakta zorlanabilirler.
Bu nedenle sivil hayata dönüşü yalnızca eve gelmek olarak düşünmemek gerekir. Bu, kişinin yeni yaşamında kendisine yeniden bir yer açmasıdır. Yeni hedefler belirlemek, sosyal bağları güçlendirmek ve günlük yaşamın içine yeniden katılmak bu sürecin önemli parçalarıdır.
Peki, yakınları ne yapabilir?
Askerin ailesi ve arkadaşları bu süreçte önemli bir destek kaynağı olabilir. Ancak destek olmak, her sorunu çözmeye çalışmak veya kişiyi konuşmaya zorlamak değildir.
Bazen “Seni anlamak istiyorum, hazır olduğunda seni dinleyebilirim” demek, “Artık bunları unutmalısın” demekten çok daha iyileştiricidir. Yaşananları küçümsememek, sabırlı olmak ve kişinin ihtiyaçlarını sormak, güven duygusunun yeniden kurulmasına yardımcı olabilir.
Askerin kendisi için de düzenli uyku, fiziksel hareket, günlük rutinler ve güvendiği insanlarla zaman geçirmek yararlı başlangıçlardır. Bununla birlikte yoğun kaygı, sürekli tetikte olma, kabuslar, öfke sorunları veya sosyal hayattan uzaklaşma devam ediyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak önemlidir. Gerektiğinde psikoterapiyle bu sürecin üstesinden gelmek mümkündür.
Askerlerin sivil hayata uyumu yalnızca onların kişisel sorumluluğu değildir. Ailelerin, toplumun ve kurumların da bu geçişi kolaylaştıracak koşulları oluşturması gerekir.
Unutmamalıyız: Bir askerin görevini tamamlaması, yaşadığı her şeyin sona erdiği anlamına gelmez. Bazen eve dönüşün en zor kısmı, insanın kendisini yeniden evinde hissedebilmesidir.


