Cuma, Eylül 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Beden Bir Zırha Dönüştüğünde: Çocukluk Çağı Cinsel İstismarı Sonrası Kilo Alımının Psikodinamik Anlamı

Bazen beden yalnızca biyolojik bir organizma değildir. Yaşananların izlerini taşır, hatırlamak istemediklerimizi hatırlatır ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin sessiz bir parçası haline gelir. Özellikle çocukluk çağında yaşanan cinsel istismar söz konusu olduğunda beden, kişinin yaşamı boyunca güvenlik, utanç, görünürlük ve tehlike kavramlarıyla iç içe geçebilir.

Çocukluk çağı istismarı ile yetişkinlikteki obezite arasındaki ilişki uzun süredir araştırılmaktadır. Hem fiziksel, hem duygusal hem de cinsel istismarın yetişkinlikte obezite riskini artırabildiğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Hemmingsson ve arkadaşlarının 2014 yılında yayımlanan meta-analizinde, 23 kohort çalışmasından elde edilen 112.708 kişinin verileri incelenmiş ve çocuklukta istismar öyküsü bulunan yetişkinlerde obezite olasılığının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Daha güncel araştırmalar da bu ilişkiyi desteklemektedir. 2024 yılında yayımlanan 46 çalışmalık bir meta-analiz, çocukluk dönemindeki olumsuz yaşantıların yetişkinlikte obezite riskini artırdığını göstermiştir.

Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkar: Çocuklukta yaşanan istismar, yetişkinlikte kilo artışına nasıl dönüşmektedir? Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Adım adım tüm faktörleri değerlendirecek olursak;

  1. Bedenin travmanın taşıyıcısı haline gelmesi

    Çocukluk çağı cinsel istismarının yetişkinlikte beden algısı üzerindeki etkileri de araştırılmıştır. Bödicker ve arkadaşlarının sistematik derleme ve meta-analizinde 40 çalışma değerlendirilmiş ve çocukluk çağı kötü muamelesi ile yetişkinlikte olumsuz bilişsel-duygusal beden imgesi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İncelenen çalışmaların önemli bir bölümünde beden utancı ve bedenle ilgili olumsuz değerlendirmeler de öne çıkmıştır.

    Bu bulgu, travmanın yalnızca “zihinsel bir anı” olarak kalmadığını düşündürmektedir. İstismar sırasında çocuğun bedeni, kendi iradesi dışında başkasının bakışına ve eylemine maruz kalmıştır. Çocuğun henüz sınırlarını, cinselliğini ve benlik algısını yeterince oluşturmadığı bir dönemde bedenin ihlal edilmesi, beden ile güvenlik arasındaki doğal bağı bozabilir.

    Böyle bir deneyim sonrasında yetişkinlikte beden yalnızca “benim bedenim” olarak tanımlanmayabilir. Beden aynı zamanda bakılabilecek, değerlendirilebilecek, arzu edilebilecek ve dolayısıyla tehlikeye açık bir alan olarak algılanabilir.

    Burada bedenin görünürlüğü önem kazanır. Bazı kişiler için görünür olmak; beğenilmek, arzu edilmek ve ilgi görmek anlamına gelirken, travma öyküsü bulunan bazı kişiler için görünürlük bilinçdışı düzeyde tehlike ile eşleşebilir.

  2. “Beni fark etmesinler” diyen beden

    Çocukluk çağı cinsel istismarı ile obezite arasındaki ilişkiyi açıklamak üzere literatürde bir dönem “protective measure theory” (koruyucu önlem/tedbir teorisi) olarak adlandırılan yaklaşım tartışılmıştır. Bu yaklaşım, obezitenin bazı istismar mağdurlarında koruyucu ya da uyum sağlayıcı bir işlev kazanabileceğini ileri sürmektedir. Buna göre bedenin daha büyük hale gelmesi, kişinin kendisini cinsel açıdan daha az görünür veya daha az çekici hissetmesine ve böylece potansiyel cinsel ilgiden uzaklaşmasına hizmet ediyor olabilir.

    Bu hipotez özellikle psikodinamik açıdan düşündürücüdür. Çünkü burada kilo yalnızca kilo değildir. Bazen kişinin bilinçdışında taşıdığı bir mesaj olabilir: “Bana bakma”, “Beni fark etme”, “Beni arzulama”, “Bedenimi görme”, “Bir daha beni seçme” gibi.

    Bu düşünceler çoğu zaman kişinin bilinçli olarak kurduğu cümleler değildir. Hatta kişi kilo almak istemediğini, zayıflamak istediğini ve bedeninden memnun olmadığını açıkça söyleyebilir. Buna rağmen kilo kaybı girişimleri tekrar tekrar başarısız olabilir.

    Bu noktada psikodinamik yaklaşım, semptomun yalnızca neden ortadan kaldırılamadığına değil, nasıl bir fayda sağladığına da bakar. Eğer bir davranış ya da bedensel durum kişinin bilinçdışında bir tehdidi uzak tutuyorsa, o davranışın değişmesi yalnızca irade meselesi olmaktan çıkar.

  3. “Kilo veremiyorum” ile “güvende kalıyorum” aynı şey olabilir mi?

    Bu soruya kesin olarak “evet” demek bilimsel açıdan doğru değildir. Çünkü mevcut araştırmalar, kilo alımının istismar mağdurlarında evrensel olarak bedeni gizleme amacı taşıdığını göstermemektedir. Hatta 2021 tarihli kapsamlı bir derleme, “koruyucu işlev” açıklamasının tek başına yetersiz olduğunu ve çocukluk çağı cinsel istismarının obeziteyle ilişkisini açıklamak için biyolojik, psikolojik ve davranışsal süreçlerin birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

    Travmanın bedene etkisi; kronik stres, hipotalamus-hipofiz-adrenal ekseninin aktivasyonu, inflamasyon, ödül duyarlılığı, epigenetik süreçler ve beynin yapısal/işlevsel değişiklikleri gibi birçok mekanizma üzerinden gelişebilir. Duygusal yeme ve tıkınırcasına yeme de bu ilişkide önemli davranışsal yollar olabilir.

    Dolayısıyla bazı kişilerde kilo artışının birden fazla işlevi aynı anda bulunabilir: -Beden büyür. -Kişi daha az görünür hisseder. -Yeme davranışı yoğun duyguları düzenler. -Beden travmatik deneyimlerden uzaklaşmanın bir aracı haline gelir. -Kilo, kişinin bilinçdışı güvenlik sisteminin bir parçasına dönüşebilir. Fakat bunlar her travma mağduru için geçerli değildir.

  4. Psikodinamik açıdan bedenin “koruyucu zırh” haline gelmesi

    Psikodinamik açıdan bakıldığında beden ile benlik birbirinden tamamen ayrı değildir. Özellikle erken gelişim döneminde beden deneyimi, benliğin sınırlarının oluşumunda temel bir role sahiptir.

    Winnicott’un “holding” kavramı üzerinden düşündüğümüzde, çocuğun güvenli bir çevrede bedenini bütünlüklü ve kendisine ait olarak deneyimleyebilmesi, psikolojik gelişimin önemli koşullarından biridir. İstismar ise tam tersine, çocuğun bedensel sınırlarını ihlal ederek “bedenim bana ait” deneyimini bozabilir.

    Bu nedenle yetişkinlikte beden üzerinde kontrol kurmaya çalışmak, travma sonrası psikolojik düzenlemenin bir biçimi olabilir.

    Bazı kişiler bedenini küçültmeye çalışarak kontrol duygusu ararken, bazı kişilerse bedenini büyüterek sınır oluşturabilir. Birinde beden “kontrol edilmesi gereken bir nesne”, diğerinde ise “beni koruyacak bir alan” haline gelebilir. Bu nedenle aynı travma farklı kişilerde birbirinin tam karşıtı beden davranışlarına yol açabilir.

  5. Görünmez olmak ile yeniden seçilmemek arasındaki fark

    Burada özellikle üzerinde durulması gereken bir başka konu da “suçluluk”tur. İstismar sonrasında bazı kişiler, yaşananların sorumluluğu kendilerine ait olmadığı halde, bedenleri veya davranışları üzerinden olayın nedenini açıklamaya çalışabilirler. “Çok dikkat çekiyordum”, “fazla güzeldim”, “fazla erken gelişmiştim”, “benim yüzümden oldu” gibi bilişsel örüntüler oluşabilir. Bu düşünceler gerçeği yansıtmaz.

    Çocuğun bedeni hiçbir zaman istismarın nedeni değildir. Ancak çocukluk zihni, yaşanan travmayı anlamlandırmaya çalışırken kontrol edebildiği alanlara yönelebilir. Beden de bunlardan biridir.

    Yetişkinlikte kilo almak bu nedenle bazı kişiler için bilinçdışı bir “bir daha seçilmeme” stratejisine dönüşebilir. Buradaki amaç gerçekten kilo almak değil, ‘tehlikeyi önceden engelleyebilecek bir beden yaratmak’ olabilir. Bu nedenle klinik çalışmalarda yalnızca “Neden kilo veremiyorsun?” sorusunu sormak yetersiz kalabilir. Bazen; “Bu beden sizi nelerden koruyor olabilir?” sorusunu sormak da uygundur.

    Ve bunun ardından: “Eğer bedeniniz artık sizi bu şekilde korumak zorunda kalmasaydı, ne olmasından korkardınız?” sorusu gelebilir.

  6. Bedenin cezalandırılması değil, bedenle yeniden güven ilişkisi kurulması

    Travma öyküsü bulunan ve kilo problemi yaşayan bir kişiye yalnızca “iradeni güçlendir”, “daha az ye” veya “kilo vermelisin” demek, problemin psikolojik boyutunu gözden kaçırabilir. Çünkü kişi için beden yalnızca estetik bir nesne olmayabilir. Beden aynı zamanda geçmişte yaşananların sessiz tanığı olabilir. Bu nedenle travma bilgili bir yaklaşım, bedenle mücadele etmek yerine bedenin hangi anlamı taşıdığını anlamaya çalışır. Amaç kişinin kilosunu romantize etmek ya da obeziteyi travmanın doğal sonucu olarak görmek değildir. Amaç, kilo ve yeme davranışının kişinin yaşamındaki olası işlevini keşfetmektir.

    Beden gerçekten bir “zırh” haline geldiyse, zırhı zorla çıkarmak yerine önce kişinin artık zırha ihtiyaç duymayacağı kadar güvende hissedip hissetmediğine bakmak gerekir. Çünkü bazı bedenler kilo vermeye değil, önce ‘güvende olmaya’ ihtiyaç duyabilir. Ve belki de travma sonrası iyileşmenin önemli aşamalarından biri, bedenin artık geçmişteki tehlikeye karşı nöbet tutmak zorunda olmadığını öğrenmesidir.

Sonuç olarak; çocukluk çağı istismarı ile yetişkinlikte obezite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu gösteren güçlü bir literatür bulunmaktadır. Bununla birlikte, bu ilişkinin tek açıklaması “bedeni gizleme” değildir. Biyolojik stres mekanizmaları, duygusal yeme, tıkınırcasına yeme, beden imgesi bozuklukları ve psikolojik savunmalar aynı sürecin farklı parçaları olabilir.

“Bedenimi büyütürsem güvende olurum” düşüncesi ise henüz evrensel bir psikolojik yasa değildir. Bu sadece, bazı travma öykülerinde kilo artışının koruyucu veya kaçınmacı bir işlev kazanabileceğine ilişkin psikodinamik bir hipotez olarak ele alınmalıdır.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü travma yaşamış bir kişinin bedenine baktığımızda yalnızca “fazla kilo”yu görürsek, belki de bedenin yıllardır taşımaya çalıştığı hikâyeyi kaçırırız. Bazen tedavinin başlangıç noktası kilo vermek değil, kişinin bedenine ilk kez gerçekten kendi bedeniymiş gibi bakabilmesidir.

Kaynakça

  • Bödicker, C., Reinckens, J., Höfler, M., & Hoyer, J. (2022). Is childhood maltreatment associated with body image disturbances in adulthood? A systematic review and meta-analysis. Journal of Child & Adolescent Trauma, 15, 523–538. https://doi.org/10.1007/s40653-021-00379-5
  • Gustafson, T. B., & Sarwer, D. B. (2004). Childhood sexual abuse and obesity. Obesity Reviews, 5(3), 129–135. https://doi.org/10.1111/j.1467-789X.2004.00145.x
  • Hemmingsson, E., Johansson, K., & Reynisdottir, S. (2014). Effects of childhood abuse on adult obesity: A systematic review and meta-analysis. Obesity Reviews, 15(11), 882–893. https://doi.org/10.1111/obr.12216
  • Schroeder, K., et al. (2021). The association between adverse childhood experiences and childhood obesity: A systematic review. Obesity Reviews, 22(3), e13204. https://doi.org/10.1111/obr.13204
  • Williamson, T., et al. (2021). Limitations of the protective measure theory in explaining the role of childhood sexual abuse in eating disorders, addictions, and obesity: An updated model with emphasis on biological embedding. Psychiatry and Behavioral Sciences.
  • Moriya, A., et al. (2024). Association of adverse childhood experiences and overweight or obesity in adolescents: A systematic review and network analysis. Obesity Reviews. https://doi.org/10.1111/obr.13809
ASLI KAYAALTI
ASLI KAYAALTI
Aslı Kayaaltı, 2006 yılından itibaren psikolojinin pek çok farklı alanında deneyim kazanmış olan uzman psikolog Aslı Kayaaltı, 2013’ten sonra çocuk, ergen ve yetişkin psikoterapisi ile çift-aile terapisi üzerine yoğunlaşmıştır. Son yıllarda travma, ölüm ve yas konularına dair çalışmalarını arttıran Kayaaltı, güncel konularda da psikoloji yazıları yazmaktadır. Yazılarında ve psikoterapilerinde bireylerin hayatın hızlı akışı içinde daha farkındalıklı, psikolojik olarak esnek ve güçlü olmalarını amaçlamaktadır. Her adımda insanın içsel dünyasına dokunarak bilişsel ve duygusal iyileşmesini desteklemeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar