Cuma, Ağustos 28, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Lou Andreas-Salomé: Sevmek, Sahip Olmadan Mümkün mü?

Sevdiğimiz insanı kaybetmekten korktuğumuzda onu biraz daha kendimize yaklaştırmak isteriz. Daha çok bilmek, daha çok görmek, daha çok hayatına dahil olmak isteriz. Bazen belki karşımızdaki insanın bizi sevdiği için yanımızda olduğunu unutup, onu tamamen kendimize saklamak isteriz. Peki sevgi arttıkça özgürlüğün azalması gerçekten kaçınılmaz mıdır ? Hem günümüzde, hem de geçmişte maddi, manevi özgürlüğü olmayan bir sürü kadın var. Her gün uyanıp her şeye rağmen aynı kişiye emek veriyorlar, belki de başka türlüsünü bilmiyorlar çünkü onlar için başka bir yol yok. Öbür bir yanda ise tüm imkanları olmasına rağmen, bilinçli bir şekilde her gün aynı ilişkiye emek veren insanlar var. Özgürlük arttıkça aslında belki de bilinçli sevgi artıyor diyebilir miyiz ? Birini sevmek ile ona sahip olmak arasındaki sınır nerede başlıyor?

“Sen ve ben”in yerini yalnızca “biz” aldığında, bireysel sınırlar bulanıklaşmaya başlayabilir. Aşk bazen ‘bir olma’ olarak idealize edilebiliyor. Fakat sağlıklı bir ilişkide iki kişi birbirine yaklaşır ama tamamen birbirinin içinde kaybolmaz. Yani mesele matematiksel olarak bir artı bir iki değil: İki ayrı benlik yan yana mı duruyor, yoksa biri diğerinin içinde eriyor mu ? Belki de aşkın en büyük paradoksu, birine yaklaşırken kendimiz olmaya devam edebilmektir.

Lou Andreas-Salomé, aşkı bireyin kendisini kaybettiği bir birleşme olarak düşünmek yerine, iki ayrı insanın birbirine temas ettiği bir alan olarak düşünmemizi sağlayabilecek dönemine göre sıra dışı figürlerden biridir. 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında Avrupa entelektüel dünyasına zekası, özgür ruhlu kişiliği, felsefi eserleri ve dönemin en önemli düşünürleriyle kurduğu derin ilişkilerle damga vurmuş Rus-Alman yazar, denemeci ve ilk kadın psikanalistlerden biridir. Genç yaşta geleneksel kalıplara başkaldırmıştır. Zürih Üniversitesi'nde teoloji, felsefe ve sanat tarihi okumuştur. Kendisi o dönemde bir kadın olarak 15 roman ve birçok felsefi, psikolojik çalışmaya imza atmıştır. Lou kitaplarında sıkça kadınların toplum içindeki konumunu ve bir kadının yalnızca bir erkeğin hayatındaki rolü üzerinden tanımlanmasına karşı çıkan, yakınlığın bireyselliği yok etmek zorunda olmadığı fikirlerini ele almıştır. Feniçika adlı eserinde bu düşünceyi şu sözlerle ifade eder: “İnsan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyordu.” Ancak Salomé’nin aşk ve özgürlük anlayışını ilginç kılan yalnızca yazdıkları değildi. Bu düşünceyi kendi hayatında da yaşamasıydı. Dönemin geleneksel ilişki ve evlilik anlayışlarının dışında bir yol aradı. Belki de sadece kendi benliğinden vazgeçmeden sevmek istedi. Bu nedenle “Birini sevmek, ona sahip olmak anlamına gelir mi?” sorusu Lou’nun hayatı için yalnızca teorik değil, oldukça kişisel bir hâldeydi. Lou 1882 yılında tanıştığı Nietzsche'yi derinden etkiledi ve filozoftan evlenme teklifi aldı. Fakat kendisi evlilik ve romantik ilişkinin zorunlu olarak hayatın merkezi olması gerektiği fikrine uymuyordu. Birlikte düşünmek, üretmek, felsefi sohbetler yapmak istiyordu ama geleneksel karı-koca ilişkisine girmemek istiyordu. Aynı yakınlığı yaşayan iki insan olmalarına rağmen bu yakınlığa aynı anlamı yüklemedikleri aşikardı. Nietzsche ile olan ilişkisi Lou’nun hayatındaki tek sıra dışı ilişki değildi. Onu tanıyan ve onunla aynı entelektüel çevrede bulunan isimlerden biri de psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’du. Bu tanışmanın ardından Lou psikanalize ilgi duyduğunu fark edip bu alan üzerine eğitimler alıp çalışmalara yöneldi. Kadın cinselliği, narsisizm, aşk, yaratıcılık gibi konularla ilgilendi. Freud ise Lou’ya duyduğu entelektüel hayranlığı yalnızca ilişkileri üzerinden tanımlamamıştı, Salomé için şöyle diyordu: “Korkunç bir zekâ… Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin, hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.” Freud, Lou'yu olağanüstü zekâsı ve bağımsızlığı üzerinden tanımlıyor. Ama bunu yaparken bile aslında ‘kadınlara özgü zaaflar’ ifadesini kullanıyor. Yani aslında bir kadının tüm bu güzel özelliklere sahip olması için bu kadınsı zaaflardan arınmış mı olması gerekiyor ? Aslında kadın ister idealize edilsin ister küçümsensin, başkasının bakışı üzerinden tanımlandığında yine özgürleşemiyor. Sevmek belki de karşımızdaki kişiyi kendi zihnimizde yarattığımız bir figüre dönüştürmeden, onun ayrı ve bağımsız bir özne olduğunu kabul edip onu o şekilde kabul etmektir. Peki sevmek ve sahip olmak arasındaki sınır tam olarak nerede ? Sahiplenmek birini kendine ait saymaktır aslında. Aramızdaki bu bağ asla kopamaz der. Onun seçimleri karşısındakinin ihtiyaçlarına göre şekillenir belki de. Ama sevmek, karşındakinin seçimlerine alan bırakmaktır. Gitme özgürlüğü olmasına rağmen birlikte kalmayı bilinçli bir şekilde seçmektir. Sevgi, insanları birbirine yakınlaştıran görünmez bir bağdır. İnsan birini gerçekten seviyorsa ona pamuk ipliğiyle bağlanır; bu bağın kopabilecek kadar ince ve kırılgan olduğunu bilmesine rağmen, her gün yeniden o bağı seçer. Bugün, günümüz ilişkilerinde karşı tarafın sürekli konumu görme, kimle olduğunu bilme isteği yani partnerinin tüm hayatını anında paylaşmasını bekleme gibi davranışların bazen sevgi değil, kaygıyı kontrol etme çabasıdır. Özgürlüğün olmadığı bir ilişkide kalan kişi gerçekten kalmayı mı seçiyordur, yoksa kalmak zorunda mı hissediyordur? Belki aşk, iki insanın tek bir bütün hâline gelmesi değil; iki ayrı insanın birbirinin ayrı bir insan olduğunu unutmadan yakınlaşabilmesidir. İşin aslı, iki ayrı insanın toplamını alıp bir artı biri iki yapmayız. İki ayrı insan, yan yana durarak birbirinin benliğini yok etmeden yeni bir birliktelik yaratır. Belki de bu yüzden ilişkilerde bir artı bir iki değil, on birdir.”

Kaynakça

  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Lou_Andreas-Salom%C3%A9 https://www.scalakitapci.com/lou-andreas-salome https://www.britannica.com/biography/Lou-Andreas-Salome https://1000kitap.com/gonderi/227252298 Irvin D. Yalom – Nietzsche Ağladığında Lou Andreas-Salomé – Feniçika
idil keles
idil keles
Merhaba, ben Idil Keleş. 2003 doğumluyum. Saint-Benoit Fransız Lisesi mezunuyum. Lisede Best-Buddies gönüllülük çalışmalarına katıldım. Ardından psikoloji lisansım için Fransa'nın Montpellier şehrine geldim. Paul-Valery Universitesinde son sınıfım. NP, Moodist ve LAPE hastanelerinde staj yaptım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar