Salı, Ağustos 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bitişler: Romantik İlişki ve Evliliklerde Sona Nasıl Geliriz?

Artık tepki vermiyorum. Sanırım bu bir bitişin en belirgin özelliği; tepki vermemek, kayıtsız kalabilmek, durmak… Hatta düşünememek, düşünemeyecek kadar durabilmek. Artık hayret edememek, şaşıramamak, üzülememek… Sanırım bu, bir bitişin en bitiş olduğu anlardan bir tanesi.

Öncelerinde olsa çünkü öfkelenirsin, öfkeli öfkeli bir şeyler söylersin. Üzülürsün, ağlarsın. Tartışır, değiştirmeye çalışırsın. Kişiyi değil —yanlış olmasın yani— olayı, durumu değiştirmeye çalışırsın. Sende bir sorun var zannedersin, orayı değiştirmeye çalışırsın.

Çünkü bunu bir duruma, koşullara bağlı sanırsın bazen. İnsanın, özellikle seni sevdiğini söyleyen bir insanın bunun için gerekli sorumlulukları alacağını, gerekli şeyleri yapacağını da düşünürsün. Ama bitişin en bitiş olduğu an işte bu an; tekrar başa sardık.

İçinden gelir ya böyle, hissedersin, düşünürsün: O söz verilen şey, günü geldiğinde yine yerine getirilmeyecektir. Bilirsin ama inanmak da istersin. İlk defa inanmamışsındır, defalarca olmuştur bu. İşte bu, bir bitişin tam bitiş olduğu bir andır.

İşte o noktada kabul edersin konunun durumlarla, dış faktörlerle alakalı olmadığını… O insanla alakalı olduğunu kabul edersin. Onu da zaten değiştiremeyeceğini biliyorsundur. İşte bu, tam bir bitiş olur.

Peki, biz bir ilişkiyi bitirme kararına gerçekten nasıl varıyoruz? Bu sorunun cevabı üzerine düşündüğümüzde ilk aklımıza değerlerimize dokunan büyük hatalar geliyor: Dürüstlüğün kaybedilmesi, sadakatsizlik, aldatma… Ancak bunlar olmadığında bir ilişki neden ve nasıl biter? Tam da yukarıda tarif ettiğim o sessiz, tepkisiz ve kabullenişle dolu evreye nasıl gelinir?

Literatüre baktığımızda, bu hissettiğimiz dönüşümün tesadüf olmadığını görürüz. Nitekim Caryl Rusbult ve arkadaşlarının yürüttüğü çalışmada, kişilerin romantik ilişkilerinde mutsuzluk ve hayal kırıklığı yaşadıklarında ayrılma, düzeltmeye çalışma, sabretme ve kayıtsızlık şeklinde dört temel tepki verdiği öne sürülür. Yüzlerce katılımcı ile yapılan çalışmanın sonucunda bireylerin başlangıçta mutsuzluklarına “ses çıkararak” —yani durumu düzeltmeye çalışarak— yanıt verdikleri; ancak bu çaba karşılıksız kaldığında önce kayıtsızlık, sonrasında ise artık kaçınılmaz olarak ayrılma evresine geldikleri bulunmuştur.

Yine benzer şekilde Susan Johnson, ilişkilerdeki o ilk zamanlarda gösterdiğimiz öfke patlamalarını aslında bir “bağlanma protestosu” olarak değerlendirir ve konuya Bowlby’in bağlanma kuramı üzerinden bir perspektif açar. Johnson’a göre, çabalarına rağmen partnerinden duygusal bir yanıt ve sorumluluk davranışı göremeyen yetişkin sırasıyla protesto (öfkelenme, tartışma), çaresizlik/umutsuzluk ve en nihayetinde duygusal kopuş aşamalarından geçer. Metnimde de bahsettiğim “değiştirmeye çalışma” çabası protestoyken, yerini bıraktığı o donuk sessizlik tam olarak duygusal kopuştur.

Gottman ise 14 yıllık boylamasına çalışmasının sonucunda, çiftlerin çatışma anındaki tepkilerinden —gerek fizyolojik gerekse iletişimsel olarak— ilişkinin bitip bitmeyeceğini %90 oranında öngörebileceğimizi savunur. Çiftlerin araştırma laboratuvarına davet edildiği ve 15 dakikalık çatışmaların kurgulandığı bu çalışmada; mikro mimikler, kalp atış hızları, kan basınçları ve terleme tepkileri ölçülmüştür. Gottman’ın boşanmanın 4 ana habercisi olarak belirttiği faktörler eleştiri, savunmacılık, aşağılama ve duvar örmedir. Bunların arasında en ağır olanı ve bitişe en yakın duranı ise duvar örmedir. Burası, kişinin aynı konulara artık tepki vermediği, fizyolojik ve duygusal olarak bir kabuk inşa ederek kayıtsız kaldığı süreçtir.

Tüm bu birikim bize gösterir ki; ilişki bitişi tek bir anlık eylem değil; zihinsel, kişilerarası ve sosyal katmanları olan 4 aşamalı bir süreçtir. Steve Duck, çiftlerin “ilişkinin bitmesine dair hislerini ilk fark ettikleri an” ile bunu fiilen hayata geçirdikleri zaman arasındaki farkı nitel görüşmeler, klinik gözlemler ve geriye dönük anlatılar üzerinden haritalandırmıştır.

Bu modele göre süreç şöyle işler: İlk olarak çiftlerden biri huzursuzluğunu ve sorunları partnere açıklamadığı içsel bir evre yaşar. Ayrılık fikrini zihninin içinde analiz eder, bu ilişkinin faydalarını ve maliyetlerini düşünür. Bu, ilişkinin kişinin zihninde bir teraziye konduğu evredir. Bunu, çözüm arayışlarını, tartışmaları ve durumu değiştirme çabalarını içeren iki kişilik evre takip eder. Sonrasında sosyal çevreden destek bekleyen çift, konuyu aile ve arkadaş çevreleriyle paylaşmaya başlar. En son evre ise ilişkinin resmi bitişidir. Burada aynı yaşantıyı deneyimlemiş çiftten genellikle farklı iki hikaye dinleriz. Bunun ana nedeni, bireylerin kendi benlik saygılarını korumak adına ilişkinin neden bittiğine dair bir “bitiş hikayesi” oluşturmasıdır. İlişki biter ve kişi duygusal yatırımını tamamen çeker.

Özetle Duck’ın çalışması da doğrular ki; öfkenin ve mücadelenin bittiği, yerini derin bir kayıtsızlığa bıraktığı o sessizlik anı, ilişkinin zihinsel olarak gömüldüğü andır. Çünkü bir ilişki gürültülü kavgalarla değil, söylenecek hiçbir şeyin kalmadığı o sessiz kabullenişle gömülür.

Kaynakça

  • Duck, S. (1982). A model of the dissolution of personal relationships. In S. Duck (Ed.), Personal Relationships 4: Dissolving Personal Relationships (pp. 211–238). Academic Press.
  • Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (1992). Marital discord: Processes predicting dissolution or stability. Journal of Family Psychology, 5(3-4), 315–338. https://doi.org/10.1037/0893-3200.5.3-4.315
  • Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (2000). The timing of divorce: Predicting when a couple will divorce over a 14‐year period. Journal of Marriage and Family, 62(3), 737–745. https://doi.org/10.1111/j.1741-3737.2000.00737.x
  • Johnson, S. M. (2004). Creating connections: The practice of emotionally focused couple therapy (2nd ed.). Brunner-Routledge.
  • Rusbult, C. E., Zembrodt, I. M., & Gunn, L. K. (1982). Exit, voice, loyalty, and neglect: Responses to dissatisfaction in romantic involvement. Journal of Personality and Social Psychology, 43(6), 1230–1242. https://doi.org/10.1037/0022-3514.43.6.1230
Bilge Ayşakar
Bilge Ayşakar
Bilge Ayşakar, 2019 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Psikoloji bölümünden mezun olmuştur. Mesleki hayatına çocuk, ergen ve ebeveyn danışmanlığı ile başlamış; bu dönemde dil ve gelişim dinamiklerini psikolojik perspektifle ele alan saha çalışmalarında bulunmuştur. Ardından üç yıl boyunca organizasyonel alanda deneyim kazanmıştır. Uzmanlık yolculuğunda; Deneyimsel Oyun Terapisi, Dinamik Terapi, Çözüm Odaklı Terapi, Aile Danışmanlığı ve Cinsel Terapi alanlarında kapsamlı teorik ve süpervizyon eğitimlerini tamamlamıştır. Günümüzde, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolü çerçevesinde yetişkinlere yönelik bireysel danışmanlık hizmeti vermekte ve bu alandaki süpervizyon sürecini sürdürmektedir. Psikolojiyi; sanat, felsefe, sosyoloji ve biyopolitika gibi farklı disiplinlerin kesiştiği bir keşif alanı olarak gören Ayşakar; beden algısı, cinsellik, aşk ve ilişkiler gibi temaları bu kavramlararası düzlemde ele alarak multidisipliner araştırmalarına devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar