Tercih dönemi hem gençler hem de aileler açısından kaygının arttığı, geleceğe dair belirsizliklerin, soru işaretlerinin arttığı sancılı bir geçiş evresidir. Psikolojik açıdan bakıldığında bu süreç yalnızca bir okul veya meslek seçimi olmanın ötesinde farklı bir boyut olup, gencin bireyleşme, kendi kimliğini inşa etme ve özerklik kazanma yolculuğunun temel yapı taşlarından biridir. Bu noktada temel soru ortaya çıkabilir. Yaklaşımımız kendi tecrübelerimizle onları yönlendirmek mi olmalı, yoksa kendi potansiyellerini ve arzularını keşfetmelerine yol açmak mı? Gelişim psikolojisi, genç yetişkinlik evresindeki bireyin kendi kararlarını alma ihtiyacının ve içsel denetim odağı geliştirme arzusunun altını özellikle çizer. Kararların tamamen yetişkinler tarafından alındığı tutumlarda gençlerin içsel motivasyonu düşebilir; olası aksiliklerde sorumluluğu üstlenmek yerine kararı alan ebeveyni suçlama eğilimi artabilir. Öte yandan “yol açıcı” yaklaşım, gencin kendi ilgi, değer ve yeteneklerini fark etmesine olanak tanırken ebeveynin de güvenli bir liman olarak varlığını sürdürmesini sağlar. Bu durum, karar verme süreçlerindeki belirsizliği ve potansiyel çatışmaları en aza indirmek için hassas bir süreç yönetimi gerektirebilir.
Süreçte karşılaşılan ebeveyn tutumlarını yargısız bir aynadan incelediğimizde farklı yaklaşım tarzları göze çarpar. Kendi hayat tecrübeleri ve güvenlik ihtiyacı doğrultusunda hareket eden ebeveynler, “Bizim zamanımızda garanti meslekler şunlardı, senin için en iyisi bu olur” veya “Sen henüz hayatı tam anlamıyla bilmiyorsun, bu puanla burayı yazmazsan pişman olursun” şeklinde bir söylem geliştirebilirler. Bu tutum, özünde çocuğu koruma, belirsizliği azaltma ve ona güvenli bir gelecek sunma arzusundan kaynaklansa da gencin kendi sesini gölgede bırakabilir. Bireysel özerkliği destekleyen ebeveynler ise “Senin ilgi duyduğun alanları ve geleceğe dair düşlerini dinlemek istiyorum, bu seçenekler sana nasıl gelir?” veya “Geleceğe dair senin için neler öncelikli, araştırmalarında ve kararlarında sana nasıl eşlik edebilirim?” şeklinde bir duruş sergilerler. Burada temel odak kararı onlar adına vermek değil, gencin kendi kararını verirken ihtiyaç duyduğu duygusal ve zihinsel alanı ona sunabilmektir.
Benzer şekilde gençlerin bu döneme yaklaşımında da farklı tutumlar izlenebilir. Kendi sınırlarını çizmekte zorlanan veya hata yapma korkusu yüksek olan gençler, “Siz ne derseniz onu yazayım, ileride bir sorun olursa sorumlusu ben olmayayım” düşüncesiyle kararı tamamen yetişkinlere devretme eğilimi gösterebilirler. Buna karşın kendi içsel motivasyonunu keşfetmeye açık gençler ise “Benim değerlerim ve gelecekte yapmak istediklerim şunlar, sizin tecrübelerinizi dinlemeye hazırım ama son kararın bana ait olmasını istiyorum” diyerek hem rehberliğe açık durabilir hem de kendi özerkliklerini koruyabilirler.
Sonuç olarak tercih masası, bir güç mücadelesinin ya da kaygı aktarımının değil; karşılıklı anlayış, saygı ve iş birliğinin sergilendiği bir zemin olmalıdır. Gençlerin kendi kararlarının arkasında durabilme cesareti, ebeveynlerinin onlara duyduğu güvenle beslenir. Yol açmak, onları tamamen yalnız bırakmak değil; kendi yollarını çizerken ihtiyaç duyduklarında güvenle dayanabilecekleri bir rehber olarak yanı başlarında duracağımızı hissettirmektir. Bu sayede hem genç kendi hayatının sorumluluğunu üstlenir hem de aile içi bağlar zedelenmeden güçlenir.
Önemli olan, aramızda çatlaklar oluşmadan bu yolu yürümektir…
Kaynakça
- Kağıtçıbaşı, Ç. (2010). Benlik, Aile ve İnsan Gelişimi: Kültürel Psikoloji. Koç Üniversitesi Yayınları.
- Yeşilyaprak, B. (2018). 21. Yüzyılda Eğitimde Rehberlik ve Psikolojik Danışma. Pegem Akademi.
- Ekşi, A. (2018). Benimle Var Mısın? Ergenlik, Aile ve İletişim. Doğan Kitap.


