Pazartesi, Ağustos 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Hangi Senaryoyu Yaşıyoruz?

Bir dizi izlerken, hatta bazen bölüm bittikten çok sonra bile kendimi o karakterin sesiyle konuşurken yakaladığım oldu. Onun gibi bir cümle kurmuş, onun gibi omuz silkmiş, hatta bir süre onun gibi kahve içmişimdir. Meslek hayatım boyunca danışanlarımda da benzer bir şeye defalarca tanık oldum: bir karakterin tavrını, duruşunu, bazen de dünyaya bakışını sessizce ödünç alma hali. Bunu ilk fark ettiğimde biraz tuhaf gelmişti; sonra anladım ki bu, insan zihninin en eski ve en işlevsel mekanizmalarından biri.

Özdeşim kurmak, aslında öğrenmenin doğal bir yolu. Bandura’nın sosyal öğrenme kuramı bize çocukluktan itibaren başkalarını gözlemleyerek, onları taklit ederek öğrendiğimizi söyler. Bir çocuk annesini, babasını, ablasını izleyerek dünyayı anlamlandırmayı öğrenir. Ekranda gördüğümüz karakterler de, bilinçaltımızda tıpkı gerçek bir insan gibi işlenir. Beynimiz kurguyla gerçeği o kadar keskin ayırmaz; bir karakterin cesaretine hayran kaldığımızda, gerçekten cesur birine hayran kalmışız gibi hissederiz. Bu yüzden bir karakterle “özdeşim kurmak” sadece hoşlanmak değil, onun bakış açısını, değerlerini, hatta bazen acısını kendi içimizde bir süreliğine yaşamaktır.

Burada bir kavramdan daha bahsetmek isterim: parasosyal ilişki. Bu terim, bir insanın gerçek hayatta hiç tanışmadığı bir karakterle ya da ünlüyle kurduğu, tek taraflı ama duygusal olarak gerçek hissettiren bağı tanımlar. Karşınızdaki sizi tanımaz, ama siz onu tanıdığınızı düşünürsünüz; onun sevinçlerine sevinir, hayal kırıklıklarına üzülürsünüz. Danışanlarımdan biri bir dizi bittiğinde gerçek bir yas süreci yaşadığını anlatmıştı; sanki yakın bir arkadaşını kaybetmiş gibi hissetmişti. Bu tepki bana tuhaf gelmedi, çünkü beynimiz için o karakterle geçirilen onlarca saat, gerçek bir ilişkide geçirilen zamandan çok da farklı işlenmiyor.

Gençlik döneminde bu eğilim özellikle güçlenir. Kimlik henüz oturmamıştır; genç insan “ben kimim” sorusuna cevap ararken, etrafındaki modellerden parçalar toplar. Ergenlik, psikolojik olarak bir “deneme-yanılma” dönemidir; genç, farklı kimlikleri üzerinde dener, hangisinin kendine uyduğuna bakar. Bir dizi karakteri bu noktada çok cazip bir kalıp sunar: net bir stili, net bir konuşma biçimi, net bir duruşu vardır. Gerçek hayattaki insanlar bu kadar “tamamlanmış” görünmez; oysa kurgu karakterleri, yazarların özenle kurguladığı, tutarlı ve etkileyici bir bütünlük taşır. Bu da onları taklit edilmesi kolay, çekici birer model hâline getirir.

Buraya kadar anlattığım şey aslında insan doğasının çok normal, hatta güzel bir yanı. Empati kurma kapasitemiz, başka bir hayatı içeriden hissedebilme yeteneğimiz sayesinde büyür. Bir dizide izlediğim sakin, her şeyi kontrol altında tutan bir karakterin duruşundan çok etkilenmiş, konuşmalarımda bilmeden onun tonlamasını taklit ettiğimi fark etmiştim. Sonradan anladım ki bu, kendi kimliğimi henüz oturtamadığım bir dönemde, dışarıdan ödünç aldığım bir kalıptı. Zamanla kendi tarzımı buldukça o taklit ihtiyacı da kendiliğinden azaldı. Bunu paylaşmamın sebebi şu: özdeşim kurma sadece gençlere özgü bir zaaf değil, kimlik gelişiminin her aşamasında karşımıza çıkabilecek, aslında oldukça insani bir süreç. Sorun, bu doğal mekanizmanın nasıl kullanıldığında başlıyor.

Reklam ve pazarlama dünyası, özdeşim kurma eğilimimizi çok iyi biliyor ve bunu bilinçli olarak besliyor. Bir dizide karakterin içtiği içecek, giydiği marka, kullandığı telefon tesadüf değil; buna “ürün yerleştirme” deniyor ve doğrudan bizim o karaktere duyduğumuz hayranlığı satın alma davranışına dönüştürmeyi hedefliyor. Genç izleyici, sevdiği karakterin tarzını taklit ederken aslında bir markanın stratejisinin içine çekiliyor; kendi tercihi sandığı şey, aslında ona sunulmuş bir senaryo. Influencer pazarlaması da aynı mekanizmayı daha da kişiselleştirilmiş biçimde kullanıyor: kurgu karakteri yerini “gerçek ama kusursuz kurgulanmış” bir yaşam tarzına bırakıyor.

Bugün bu tabloya bir katman daha eklendi: sosyal medya algoritmaları. Bir gencin hangi karaktere, hangi tarza ilgi gösterdiği artık saniyeler içinde ölçülüyor ve ona benzer içerikler art arda önüne sunuluyor. Yani bir zamanlar televizyonda haftada bir kez karşılaştığımız bir karakterle kurduğumuz özdeşim, şimdi günde onlarca kez, kesintisiz biçimde pekiştiriliyor. Bu da hem hayranlığın hem de ona eşlik eden tüketim baskısının yoğunluğunu katlıyor.

Burada beni asıl endişelendiren, bu özdeşimin yalnızca tüketimle sınırlı kalmaması. Bazı karakterler saldırgan, kuralsız ya da riskli davranışları çekici bir paket içinde sunuyor; genç izleyici bu davranışların arkasındaki sonuçları değil, ekrandaki karizmayı görüyor. Klinik görüşmelerimde, öz saygısı düşük ya da kimlik arayışında olan gençlerin, kendi eksik hissettikleri yönleri bir karakterin üzerinden tamamlamaya çalıştığını sık görürüm. Bu, kısa vadede rahatlatıcı bir sığınak olsa da, uzun vadede kendi özgün kimliğin gelişimini geciktirebiliyor.

Peki bu farkındalıkla ne yapmalıyız? Öncelikle, özdeşim kurmanın kendisini kötülememek gerekiyor; bu, insan olmanın bir parçası. Asıl önemli olan, bunun ne zaman sağlıklı bir ilham kaynağına, ne zaman ise dışarıdan dayatılan bir kimliğe dönüştüğünü ayırt edebilmek. Ebeveynler ve eğitimciler için önerim, gençlerle izledikleri içerikler üzerine sohbet etmek; “bu karakterde seni çeken ne?” gibi sorularla, hayranlığın altındaki ihtiyacı birlikte keşfetmek. Bu tür sohbetler, genci suçlamadan, meraklı bir tavırla yürütüldüğünde çok daha etkili oluyor; çünkü amaç izlemeyi yasaklamak değil, izlerken düşünme alışkanlığı kazandırmak.

Medya okuryazarlığı, artık sadece “doğru bilgiyi ayırt etmek” değil, “bir sahnenin arkasındaki ticari niyeti görebilmek” anlamına da geliyor. Bir gence, sevdiği karakterin giydiği ayakkabının markasının neden o kadar sık kadrajda göründüğünü sormak; bir influencer’ın “doğal” görünen paylaşımının aslında bir reklam sözleşmesinin parçası olabileceğini konuşmak, onu tüketici olarak daha bilinçli, birey olarak daha özgür kılıyor. Klinik pratiğimde gördüğüm kadarıyla, bu tür farkındalık kazanan gençler, hayranlıklarından tamamen vazgeçmiyor; sadece onunla aralarına sağlıklı bir mesafe koyabiliyorlar. Ve asıl istediğimiz de zaten tam olarak bu: hayran olmak ile kaybolmak arasındaki o ince çizgiyi görebilmek.

Bir psikolog olarak söyleyebileceğim şu: ekranlardaki hikâyeler bize ayna tutabilir, ilham verebilir, hatta iyileştirebilir. Ama bu aynanın arkasında bazen bizi belirli bir yöne itmek isteyen bir el de olabilir. Önemli olan, o aynaya bakarken hâlâ kendi yüzümüzü görebilmek. Okuma önerisi olarak da Bataklık Kırlangıçları tiyatro oyunumu öneririm. Ne kadar da kara kutunun etkisi altında kaldığımızı ve aile kavramından ve iletişimden ne kadar da uzaklaştığımızı gösteren bir oyun oldu.

Ek olarak şunları söylemek istiyorum, işin daha derin ve tehlikeli boyutu, medyanın bizi pasif bir alıcı konumundan çıkarıp sistemin Truva Atı yapmasıdır. Özdeşim kurduğumuz karakterlerin davranış ve tüketim kalıpları zihnimize sızdığında, bunu sadece içselleştirmekle kalmayız; sosyal çevremizde bu rolleri sergileyerek onay ararız. Medya, bizim bağ kurma ve kabul görme ihtiyacımızı manipüle ederek bizi kendi reklamcısı yapar. Kendi özgün arzumuz sandığımız şey, gerçekte zihnimize kurgulanmış bir senaryodur ve biz bu senaryoyu sahneledikçe, etrafımızdaki insanları da aynı kurgusal arzuların içine sürükleyen birer aracıya dönüşürüz.

Kaynakça

  • Bandura, A. (1977). Social Learning Theory. Prentice-Hall.
  • Bandura, A. (2001). Social cognitive theory of mass communication. Media Psychology, 3(3), 265–299.
  • Erikson, E. H. (1968). Identity: Youth and Crisis. W. W. Norton & Company.
  • Giles, D. C. (2002). Parasocial interaction: A review of the literature and a model for future research. Media Psychology, 4(3), 279–305.
  • Horton, D., & Wohl, R. R. (1956). Mass communication and para-social interaction: Observations on intimacy at a distance. Psychiatry, 19(3), 215–229.
  • Tajfel, H., & Turner, J. C. (1979). An integrative theory of intergroup conflict. In W. G. Austin & S. Worchel (Eds.), The Social Psychology of Intergroup Relations (ss. 33–47). Brooks/Cole.
  • Cohen, J. (2001). Defining identification: A theoretical look at the identification of audiences with media characters. Mass Communication and Society, 4(3), 245–264.
  • Livingstone, S. (2002). Young People and New Media: Childhood and the Changing Media Environment. Sage Publications.
  • Nairn, A., & Fine, C. (2008). Who's messing with my mind? The implications of dual-process models for the ethics of advertising to children. International Journal of Advertising, 27(3), 447–470.
  • Turkle, S. (2011). Alone Together: Why We Expect More from Technology and Less from Each Other. Basic Books.
Ahmed Emin Kaya
Ahmed Emin Kaya
Ahmed Emin Kaya, 2020 yılında psikoloji lisans eğitimini tamamlamış, Sağlık Bakanlığına bağlı olarak psikolog olarak görev yapmaktadır. Madde Bağımlılığı alanında uzmanlaşmıştır. Kariyeri boyunca cezaevlerinde mahkumlarla çalışma fırsatı bulmuş, çeşitli seminerler vererek onların rehabilitasyonuna katkıda bulunmuştur. Bireysel görüşmeler yapmıştır. Psikoloji alanındaki çalışmalarının yanı sıra, sanata olan ilgisiyle de dikkat çeken Kaya, aynı zamanda başarılı bir oyuncu ve yazardır. Psikoloji temalı tiyatro oyunları ve senaryolar kaleme alan Kaya'nın eserleri arasında : Kumbara(Kısa Metraj Film), Kapan (Kısa Metraj Film), Abluka (Tiyatro), Ezilen Otlar (Tiyatro), Tereddüt (Tiyatro), Paryanın Cinayetleri(Uzun Metraj Film), Kör Kambur (Tiyatro), Cimicidae (Tiyatro), Bir Teber Meselesi (Tiyatro), Mapus Odası (Tiyatro), Tereddüt( Tiyatro), Barda Karavana Aşklar ( Bar tiyatrosu), Şemharuş ( Uzun Metraj Film) ve Gayrimeşru Asayiş (Uzun Metraj Film) bulunmaktadır. Psikoloji alanındaki uzmanlığını derinleştirmek amacıyla çeşitli eğitimler alan Kaya, Kişiler Arası İlişkiler Psikoterapisi Temelli Danışmanlık Uygulayıcı Eğitimi, EMDR Terapi Eğitimi, İleri EMDR Terapi Eğitimi, Bilişsel Davranışçı Terapi Eğitimi, Şema Terapi ve Aile Danışmanlığı gibi eğitimleri başarıyla tamamlamıştır. İzmir'de aktif olarak oyunculuk kariyerine de devam eden Ahmed Emin Kaya, psikoloji ve sanat alanındaki çalışmalarını bir arada sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar