İç Sesimizin Kökenine Psikolojik Bir Bakış
Bir hata yaptığınızda kendinize nasıl konuşuyorsunuz ya da iç sesiniz size ne diyor?
“Daha dikkatli olmalıydın.”
“Bunu bile beceremedin.”
“Yine yetersiz kaldın.”
İlginç olan şu ki, hepimiz bu cümleleri kurarken durup üstüne düşünmeyiz. Sanki zihnimizin doğal bir diliymiş gibi kabul ederiz. Oysa kendimizle konuşma biçimimiz, doğuştan sahip olduğumuz veya bildiğimiz bir özellik değildir. İç sesimiz zamanla şekillenir. Yaşadığımız ilişkiler, aldığımız tepkiler, kendimiz hakkında oluşturduğumuz anlamlar ve çevremiz bu sesi belirlemede rol oynar. Bu nedenle bazılarımız hata yaptığında kendimize anlayış gösterebiliyorken, bazılarımız en küçük aksilikte bile kendimizi acımasız bir yargılamanın içine sürükleyebiliyoruz.
İç Sesimiz Bir Günde Oluşmaz
Çocukluk dönemimiz sadece fiziksel gelişimimizin değil, benlik algımızın da temellerinin atıldığı bir dönemdir. Çocukluk döneminde yapılan hataların anlayış yerine eleştiriyle karşılanması, çocuğun zamanla kendisini “yanlış yapan biri” olarak tanımlamasına neden olabilir. Duygularını yeterince ifade edemeyen bir çocuk ise giderek kendi hislerinden ve duygularından şüphe duymaya başlayabilir. Eğer ilgi ve takdir daha çok başarıyla ilişkilendiriliyorsa, yani “ben başarırsam sevilirim” inancıyla büyüyen bir çocuk, sevilebilmek ve kabul görebilmek için sürekli başarılı olması gerektiğine inanabilir. Duyguları küçümseniyorsa yeterince değer verilmiyorsa, kendi hislerini ifade etmekten ve hissettiklerine güvenmekte zorlanabilir. Bu öğrenmeler genellikle bilinçli değildir. Genellikle de fark edilmeden gerçekleşir. Çocuk, duyduğu her cümleyi hatırlamasa bile o sözlerin kendisinde bıraktığı etkiyi içselleştirebilir ve hafızasına kaydedebilir.
Yıllar Geçer, Ses Değişmez
Yetişkinlikte bizi eleştiren kişi aslında karşımızda değildir. Kendimize herkesten daha acımasız olabiliyoruz. Çocukluk döneminde deneyimlenen bu tutumlar, zaman içinde anı olmaktan çıkıp, kişinin kendisini değerlendirme biçimi olabiliyor. Yaşanan olaylara verilen ilk tepkiler, o zamanın koşullarından daha çok geçmişte edinilen öğrenmelerle ilişkili olabilir. Örneğin iş yaşantısında yapılan küçük bir hatanın ardından uzun süre kendini suçlamak, bir ilişkide yaşanan anlaşmazlıklarda tüm sorumluluğu kabul etmek, elde edilen başarıları önemsiz görüp eksiklere odaklanmak, kişinin kendisiyle kurduğu iç konuşmaların yansıması olabilir. Bunlar yalnızca kişilik özelliği olmayabilir. Bazen geçmişte öğrendiğimiz değerlendirme biçimlerinin bugünkü yansımalarıdır. İç eleştirmenimiz her zaman yüksek sesle konuşmaz ve kendini fark ettirmez. Daha çok, düşüncelerimizin arasına yerleşmiş kısa, etkili cümlelerle kendini gösterir. “Daha iyisini yapmalıydın.”, “Yeterli değilsin.”, “Tekrar hata yapmamalısın.” Bu cümleler sıklıkla tekrarlandıkça sorgulanmadan kabul edilen inançlara dönüşebilir. Bu durumlarda bazen kişi, kendi düşüncelerini herkes tarafından kabul edilen gerçekler gibi değerlendirmeye başlayabilir.
Eleştirmek ile Geliştirmek Aynı Şey Değildir
Kişinin kendisini değerlendirebilmesi psikolojik gelişim açısından sağlıklı bir yaklaşımdır. Ancak kişinin yaptığı bir davranışı değerlendirmesi ile kendisini bütünüyle değersizleştirmesi arasında önemli bir ayrım vardır. Yapıcı bir içsel konuşma, yapılan davranışı değerlendirmeye odaklanır. Sert bir iç eleştirmen ise çoğu zaman tek bir davranışı kişinin bütün kimliğini hedef alarak yapar. “Bu konuda hata yaptım.” ya da “Bu durumda farklı davranabilirdim.” demek ile “Ben zaten başarısız biriyim.” demek aynı şey değildir. İlk yaklaşım, öğrenmeye ve gelişime alan açarken ikincisi kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiye, benlik algısına zarar verebilir.
İç Ses Değişebilir mi?
Yıllar boyunca alışkanlık haline gelen iç konuşmaları değiştirmek kolay olmayabilir. Bununla birlikte, iç sesimizin yaşam boyu aynı kalacağını, değişmez olduğunu düşünmek de doğru değildir. Değişimin başlangıcı, zihnimizden geçen her düşünceyi sorgulamadan doğruyu yansıtmadığını fark etmekle başlar. Belki de bakış açımızı değiştirecek ilk adım, kendimize şu soruyu sormakla başlar: ‘Bugün sevdiğim yakın bir arkadaşım aynı hatayı yapsaydı, ona da aynı cümleleri söyler miydim?” Pek çok kişi bu soruya olumsuz cevap verir. Çünkü başkalarına gösterdiğimiz anlayış ve sabrı kendimize göstermekte zorlanabilir, esirgeyebiliriz. Kendimize şefkatle yaklaşmak, sorumluluklarımızı yok saymak veya önemsememek anlamına gelmez. Tam tersine, kişinin kendisini eleştirmek yerine anlamaya çalışması, gelişebilmek için güvenli bir alan oluşturur. İnsan, yalnızca eleştirildiğinde değil; anlaşıldığını hissettiğinde, kabul gördüğünde de değişebilir.
Sonuç
Kendimizle kurduğumuz diyalog yalnızca bugünün değil geçmişin izlerini taşır. Bu nedenle içimizde konuşan her sesin sahibi biz değilizdir. Bazıları yıllar önce duyduğumuz cümlelerin, yaşadığımız deneyimlerin ve kurduğumuz ilişkilerin izlerini taşır. Bu nedenle zihnimizden geçen her düşünceyi gerçek olarak kabul etmek yerine, onun nereden geldiğini anlamaya çalışmamız önemli farkındalık kazandırır. Belki de psikolojik gelişim, içimizdeki eleştiren sesi tamamen susturabilmek değil, etkilerini fark ederek daha sağlıklı ve şefkatli bir bakış açısı geliştirebilmektir. Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, dış dünyayla, diğer insanlarla kurduğu tüm ilişkilerin ve bağların sessiz başlangıç noktasıdır.
