Affetmek Başkadır, Barışmak Başka: Psikolojinin En Çok Karıştırılan İki Kavramı
“Affettim ama bir daha görüşmeyeceğim.”
Bu cümleyi duyduğunuzda size çelişkili mi geliyor?
Çünkü çoğumuz affetmek ile barışmayı aynı şey sanarak büyüdük. Birini affettiysek onunla yeniden konuşmamız, eski ilişkimizi sürdürmemiz ya da hiçbir şey olmamış gibi davranmamız gerektiğine inandırıldık. Oysa psikoloji bize bambaşka bir şey söyler.
Affetmek içsel bir süreçtir.
Barışmak ise iki kişi arasında kurulan yeni bir ilişkidir.
Bu ikisi birbirinden tamamen farklıdır.
Ne yazık ki birçok insan bu farkı bilmediği için ya kendini affedemediğini düşünür ya da istemediği ilişkilerin içinde kalmaya devam eder. Çünkü zihninde şu yanlış denklem vardır:
“Affedersem geri dönmek zorundayım.”
İşte tam da bu yanlış inanç yüzünden bazı insanlar yıllarca öfkelerini taşımayı seçer. Oysa onları tutan şey çoğu zaman öfke değil, affetmenin ne anlama geldiğine dair yanlış bir algıdır.
Affetmek, yaşananları onaylamak değildir.
Size yapılan haksızlığı doğru bulmak değildir.
Yaşananları unutmak hiç değildir.
Affetmek; yaşanan olayın üzerinizde kurduğu duygusal esareti yavaş yavaş bırakabilmektir.
Çünkü öfke bazen bizi korur. Bize sınır çizer, haksızlığa uğradığımızı fark ettirir. Ancak aynı öfke yıllarca taşındığında artık bizi korumaz; aksine bizi yorar. Zihnimiz sürekli aynı olayın etrafında dönmeye başlar. “Neden bana bunu yaptı?”, “Keşke o gün farklı davransaydım.” ya da “Bunu hak edecek ne yaptım?” gibi sorular tekrar tekrar zihnimizde yankılanır.
Psikolojide buna ruminasyon denir. Yani zihnin geçmişte yaşanan olayı sürekli yeniden işlemesi…
Sorun şu ki, geçmiş değişmez. Ama zihnimiz onu her gün yeniden yaşayabilir. Bu nedenle affetmek, geçmişi silmek değil; onun bugünkü yaşamımız üzerindeki etkisini azaltmaya başlamaktır.
“Bana bunu yaptı ama artık hayatımı yönetmesine izin vermeyeceğim.”
İşte gerçek affetme çoğu zaman bu cümleyle başlar.
Fakat burada önemli bir ayrım vardır.
Affetmek, güvenin geri geldiği anlamına gelmez.
Çünkü güven ile affetmek farklı duygusal süreçlerdir.
Bir kişi sizi incitmiş olabilir. Siz onun size yaşattığı öfkeyi zamanla bırakabilirsiniz. Ama aynı zamanda onunla tekrar yakın bir ilişki kurmak istemeyebilirsiniz. Bu son derece sağlıklıdır.
İşte burada barışmak devreye girer.
Barışmak, iki tarafın da sorumluluk aldığı yeni bir ilişki kurabilmesidir.
Yani sadece “Özür dilerim.” demek yeterli değildir.
Gerçek bir barış için davranışların değişmesi gerekir. Sınırların yeniden çizilmesi gerekir. Güvenin zaman içinde yeniden inşa edilmesi gerekir. Karşılıklı emek gerekir.
Bu yüzden herkes affedilebilir belki…
Ama herkesle yeniden barışılmaz.
Çünkü barışmak bir hak değil, yeniden kazanılması gereken bir güven ilişkisidir.
Bu ayrımı yapamayan insanlar çoğu zaman suçluluk hisseder. “Affettiğimi söylüyorum ama onunla görüşmek istemiyorum. Demek ki aslında affedemedim.” diye düşünürler.
Oysa bu düşünce doğru değildir.
Bir insanı affedebilir, ona karşı artık kin beslemeyebilir, hatta hayatının güzel geçmesini isteyebilirsiniz. Ama yine de onun hayatınızın dışında kalmasını tercih edebilirsiniz. Bu çelişki değil, sağlıklı sınırlar koyabilmenin bir göstergesidir.
Aslında bu karmaşanın kökleri çoğu zaman çocuklukta atılır. Birçok kişi büyürken “O senin annen.”, “O senin baban.”, “Aile her şeydir.”, “Büyükler affedilir.” gibi cümleleri sıkça duymuştur. Bu mesajlar iyi niyetli olsa da bazen çocukların zihninde şu inancı oluşturur:
“Seviyorsam katlanmalıyım.”
Yetişkin olduğumuzda ise bu inanç, bize zarar veren ilişkilerden uzaklaşmayı zorlaştırabilir. Affetmenin, mutlaka ilişkiyi sürdürmek anlamına geldiğini düşünmeye başlarız.
Oysa sağlıklı ilişkiler sadece sevgiyle değil; güven, saygı ve sorumlulukla da ayakta kalır. Bunlardan biri eksik olduğunda, sadece affetmek ilişkiyi onarmaya yetmez.
Bilimsel araştırmalar da uzun süre yoğun öfke ve kırgınlık taşımanın stres düzeyini artırabildiğini, kişinin hem ruhsal hem de fiziksel olarak yıpranmasına katkıda bulunabileceğini gösteriyor. Bu nedenle affetmek, çoğu zaman karşımızdaki kişi için değil; kendi ruhsal yükümüzü hafifletmek için attığımız bir adımdır.
Fakat bunun bir zamanı vardır.
Kimse yaşadığı acının hemen ardından affetmek zorunda değildir.
İyileşme aceleye getirilemez.
Bazen önce üzülmek, öfkelenmek, yas tutmak ve olanları anlamlandırmak gerekir. Gerçek affetme, duygular bastırıldığında değil; işlendiğinde mümkün olur.
Toplum ise bize çoğu zaman farklı mesajlar verir.
“Affettiysen neden görüşmüyorsun?”
“Gerçekten affetsen her şey eskisi gibi olurdu.”
“O da pişman olmuş.”
Bu cümleler kişiyi kendi sınırlarından uzaklaştırabilir. Oysa psikolojik iyileşme, başkalarının beklentilerine göre değil, kişinin kendini ne kadar güvende hissettiğine göre şekillenir.
Bazen en sağlıklı ilişki, yeniden başlamayan ilişkidir.
Çünkü bazı insanlar gerçekten değişir.
Bazıları ise sadece kaybetmek istemediği için değişmiş gibi görünür.
Aradaki farkı anlamanın yolu, sözlere değil; zamana yayılan davranışlara bakmaktır.
Affetmek kalbin yükünü hafifletir.
Barışmak ise güven yeniden oluştuğunda mümkün olabilir.
Belki de bugün kendinize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
“Ben gerçekten affetmek istemiyor muyum, yoksa sadece yeniden aynı acıyı yaşamak istemediğim için barışmayı reddediyor muyum?”
Bu sorunun cevabı, yıllardır taşıdığınız suçluluk duygusunu hafifletebilir.
Çünkü affetmek, kendinize verdiğiniz bir özgürlüktür.
Barışmak ise karşınızdaki kişinin yeniden hak etmesi gereken bir fırsattır.
Ve belki de en önemlisi şudur:
İyileşmek için herkesle yeniden aynı masaya oturmanız gerekmez. Bazen en büyük olgunluk, geçmişe öfkeyle değil, mesafeyle bakabilmektir. Bazı insanlar hayatımızda kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için vardır. O dersi aldıktan sonra yolumuza devam edebilmek ise kendimize verebileceğimiz en değerli hediyelerden biridir.
Çünkü her affediş, yeniden bir başlangıç gerektirmez.
Bazen en büyük iyileşme; kin taşımadan, kendinizi koruyarak ve kendi sınırlarınıza sadık kalarak yolunuza devam edebilmektir.


