Hayatımızda haz arayışında bulunmak ve olumsuz duygulardan kaçma isteği oldukça doğal bir durumdur. Ancak bazen masum olarak nitelendireceğimiz bu arayışlar, kontrolü kaybettiğimiz ve bizi içine çektikçe çeken kısır bir döngüye dönüşebilir. Psikoloji literatüründe bağımlılıklar, genel anlamda iki temel başlık altında değerlendirilir: Kimyasal (maddeyle ilişkili) ve davranışsal (maddeyle ilişkili olmayan) bağımlılıklar. Peki, bu iki bağımlılık türü içerisinde davranışsal bağımlılığın rolü nedir? Oyun bağımlılığı öncesinde davranışsal bağımlılık tanımına bir bakalım.
Davranışsal Bağımlılıklar
Davranışsal bağımlılıklarda kimyasal bağımlılıklarda olduğu gibi fiziksel bir maddeden söz edememekteyiz. Bu bağımlılık türünde birey, doğrudan herhangi bir maddeye değil; belirli bir davranış kalıbına ya da o davranış yerine getirildiğinde yaşanan haz dolu duyguya bağımlı hale gelir. Günümüzde dijital oyunlar, sosyal medya, alışveriş, egzersiz, pornografi ve kumar gibi farklı başlıklar davranışsal bağımlılıklar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bağımlılık söz konusu olduğunda akla ilk olarak kimyasal bağımlılıklar gelse de, davranışsal bağımlılıklar da gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Nitekim son zamanlarda araştırmalar, davranışsal bağımlılıklar üzerine yoğunlaşmış durumdadır ve günlük hayatımızda yaşam tarzımız olarak dijitalleşmenin etkisiyle birlikte her geçen gün yeni kavramlar hayatımıza girmektedir.
Davranışsal bağımlılıklar altında, diğer birçok alt başlığı da çatısı altında toplayan en önemli alan teknoloji bağımlılığıdır. Teknoloji çatısı altında; sosyal medya kullanımı, dijital oyunlar ve sanal kumar gibi faktörler en yaygın bağımlılık yapıcı etkenler arasında yer almaktadır. Günümüzde yapay zekaya yönelik aşırı kullanım eğilimleri de bu başlığın yeni adaylarından biri olarak tartışılmaktadır.
Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nın güncel versiyonunda (DSM-5), kumar bağımlılığı hariç diğer davranışsal bağımlılıklar henüz doğrudan resmi bir hastalık veya bozukluk olarak sınıflandırılmamıştır. Örneğin, dijital oyun bağımlılığı (İnternet Oyun Oynama Bozukluğu) gibi yaygın sorunlar, klinik olarak resmen tanımlanmadan önce daha fazla araştırma yapılması gerektiği gerekçesiyle DSM-5’in “üçüncü bölümünde” (ileri araştırmalar gerektiren ekler kısmında) bekletilmektedir.
Aşırı Oyun mu, Bağımlılık mı?
Ebeveynler, çocuklarının bilgisayar veya konsol başında saatler geçirmesini doğrudan “bağımlılık” olarak nitelendirir. Oysa literatür, oyun oynayarak uzun süre geçirmeyi (aşırı oyun) tek başına bir bağımlılık kriteri olarak kabul etmemektedir. Temel fark, oyunda geçirilen sürenin uzunluğundan ziyade, bu eylemin bireyin hayatında yarattığı olumsuz sonuçlar ve işlevsellik kaybıdır. Eğer kişi aynı süre boyunca oyun oynuyor fakat hayatın diğer alanlarında (okul, aile, sosyal ilişkiler) herhangi bir bozulma yaşamıyorsa, bu durum patolojik bir bağımlılık olarak değerlendirilemez.
Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-5) “İnternet Oyun Oynama Bozukluğu” ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “Oyun Oynama Bozukluğu” olarak adlandırılan bu klinik tabloda aranan temel şart; kişinin zihninin tamamen oyunla meşgul olması, oyuna erişemediğinde yoksunluk (huzursuzluk, asabiyet) hissetmesi, sorumluluklarını ihmal etmesi ve tüm bu olumsuz etkilere rağmen eylemi kontrol edemeyerek sürdürmesidir.
Hobi mi Bağımlılık mı?
Günümüzde özellikle e-spor (elektronik sporlar) gibi alanlar, bireyler için sadece bir eğlence değil; öğrenme, uzmanlaşma ve bir kimlik inşasını barındıran ciddi boş zaman katılımı (serious leisure) haline gelmiştir. Birey, yeteneklerini geliştirmek ve topluluk içinde statü kazanmak için oyuna yoğun bir adanmışlık gösterebilir. Ancak bu adanmışlık aşırıya kaçtığında, kontrolsüz bir obsesif tutkuya ve bağımlılığa dönüşebilir.
Oyun oynama eylemi kontrol dışına çıktığında, çocukların ve ergenlerin yaşamında çok boyutlu zararlar ortaya çıkmaya başlar. Bilgisayar oyun bağımlılığı puanları yükseldikçe çocuklarda karşı gelme, bilişsel problemler/dikkatsizlik ve hiperaktivite gibi davranışsal sorunlar anlamlı ölçüde artış göstermektedir. Araştırmalar, özellikle erkek çocukların kız çocuklarına kıyasla hem oyun bağımlılığına hem de bunun getirdiği davranış problemlerine çok daha yatkın olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, dijital oyunların erkek çocukların ilgisini çekecek rekabetçi yapıda tasarlanmasından kaynaklanabilir.
Kontrolsüz oyun kullanımı; uykusuzluk, kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ve sağlıksız beslenmeye bağlı obeziteyi tetikler. Adolesanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, gençlerin fiziksel aktivite tutumları ile dijital oyun bağımlılığı düzeyleri arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Yani, fiziksel aktivite ve spor alışkanlığı arttıkça dijital bağımlılık seviyeleri dikkat çekici biçimde düşmektedir.
Bağımlı bireyler sıklıkla “Gerçek hayatta değersiz ve yalnızım ama oyun dünyasında kendim olabiliyor, saygı ve değer görüyorum” şeklinde derin bilişsel çarpıtmalar geliştirebilirler.
Sonuç
Dijital oyunlar; doğru süre sınırları içinde, eğitici içeriklerle ve kontrollü oynandığında çocukların bilişsel gelişimine, görsel-dikkat becerilerine katkı sağlayabilen ve stresi azaltan son derece faydalı araçlardır. Hatta hareket algılayıcı konsollarla oynanan egzersiz oyunları (exergaming), çocukları fiziksel aktiviteye teşvik etmede de kullanılabilir.
Ancak oyun oynamak ile oyun bağımlılığı arasındaki sınır, kontrolün elden gitmesi ve oyunun hayatın akışını engellemeye başlamasıdır. Bu döngüyü kırmada ilk ve en önemli adım, ebeveynlerin çocuklarının oyun süreleri, mekanları ve içerikleri üzerinde kararlı sınırlandırmalar ve kurallar koymasıdır. Klinik düzeyde bir bağımlılık geliştiğinde ise, sadece cihazı yasaklamak veya engellemek öfke nöbetlerine yol açabileceğinden; bilişsel çarpıtmaları hedef alan Bilişsel-Davranışçı Terapi (BDT) ve Motivasyonel Görüşme gibi uzman destekli psikoterapötik müdahalelerin uygulanması, kontrolün yeniden kazanılmasında en kalıcı çözümdür.


