Bir işe başlamak bazen düşündüğümüzden daha zorlayıcı olabiliyor veya yüksek motivasyon gerektirebiliyor. Diyete başlamak, ders çalışmak, dizi izlemek ya da kitap okumak gibi birçok aktivite için çoğumuz son ana kadar beklemeyi tercih ediyoruz. Bu durumu fark ettiğimizde kendimizi tembel, yetersiz, isteksiz veya sorumsuz biri olarak değerlendirebiliyoruz. Oysa erteleme davranışı, çok daha karmaşık bir süreçtir.
Erteleme Nedir?
Erteleme, yapılması gereken bir görevin ya da eylemin, olası olumsuz sonuçları bilinmesine rağmen gereğinden fazla geciktirilmesi veya son ana bırakılması olarak tanımlanabilir (Yeşiltaş, 2020). Erteleme davranışının arkasında çoğu zaman kişide rahatsızlık yaratan duygu ve durumlardan kaçınma isteği yatmaktadır. İlginç olan, yalnızca istemediğimiz işleri ertelemekle kalmayıp, bazen gerçekten yapmak istediğimiz şeyleri de erteleyebiliyor olmamızdır. Örneğin, izlemek istediğim bir filmi “Yarın izlerim.” diyerek sürekli erteleyebiliyorum. Bu durum, ertelemenin sadece zaman yönetimi ile ilgili bir kavram olmadığını gösteriyor. Sosyal medyada gördüğüm bir videoda, bir kişi telefon çaldığında aramayı görmesine rağmen açmayıp 5 dakika sonra döndüğünü belirtiyordu. Ya da kendisinden su istendiğinde “Ne olur 5 dakika sonra getireyim.” diyordu. Bu kişinin dikkatimi çeken yanı, günlük hayattaki basit davranışları bile ertelemek istemesiydi. Yani erteleme, bazen alışkanlık haline gelebiliyor. Genel olarak kişi, yapması gerekeni ya da yapmak istediği şeyi bilmesine rağmen harekete geçmekte zorlanıyor. İşte bu durumu ‘erteleme’ olarak tanımlıyoruz.
Erteleme Davranışının Algısı
Ertelemeyi ‘sorumsuzluk’ olarak nitelendirmek her zaman doğru olmayabilir. Örneğin, bir kişi o hafta bitirmesi gereken bir sunuma başlamak yerine sosyal medyada vakit geçirebilir. Dışarıdan bakan biri bu durumu sorumsuzluk olarak değerlendirse de, altında yatan sebep kaygıyı azaltma isteği veya anlık rahatlama ihtiyacı olabilir. Ayrıca, kişi erteledikçe suçluluk hissedebilir ve bu suçluluktan kaçınmak için “Tamam, yarın kesinlikle başlıyorum.” diyerek daha fazla erteleme davranışı sergileyebilir. Böylece kişi, bir erteleme döngüsüne girmiş olur: Rahatlamak ister, erteler, suçluluk hisseder ve daha fazla erteler.
Bu Döngüyü Nasıl Kırarız?
Erteleme sebeplerinin her zaman aynı olmadığını belirtmiştim. Bu döngüyü kırabilmek için öncelikle sebebin ne olduğunu tespit etmek gerekir. Erteleme davranışının altında yatan sebep anlaşıldığında, çözüme bir adım daha yaklaşmış oluruz. Bu sebepler arasında mükemmeliyetçilik, başarısızlıktan kaçış, belirsizlik hissi ve alışkanlık gibi durumlar yer alabilir. Bu tür sebepler işin içine girdiğinde, sadece zamanı iyi yönetmek çözüm için yeterli olmayabilir. Gerçekçi hedefler belirlemek, görevleri küçük parçalara ayırmak, durum değerlendirmesi yapmak ve dikkat dağıtıcı unsurlardan uzaklaşmak gibi yöntemler, çözüm için yardımcı olabilir. Ulaşılabilir hedefleri yerine getirmek, kişinin motivasyonunu artırabilir. Eğer kişi suçlu hissettiği için ertelemeye yöneliyorsa, farkındalığını artırmalı ve nedenini anlamaya çalışmalıdır. Burada gerçekleştireceği davranış değişikliği, daha işlevsel bir sonuç doğurabilir. Ayrıca, kişiye uygun bir çalışma düzeni oluşturmak ve zamanı planlamak da erteleme davranışını azaltmaya yardımcı olabilir.
Sonuç olarak, erteleme sadece bir sorumsuzluk ya da tembellik değil, kişinin olayları yönetme biçimidir. Dolayısıyla kendimizi sert bir şekilde eleştirmek veya suçlamak yerine, bizi bu duruma iten sebepleri anlamak ve ona göre aksiyon almak oldukça faydalı olacaktır. Kendimizi anladığımızda, çözüme bir adım daha yaklaşabiliriz.


